Köşe Yazarları

Belirsizlik dönemi…











İlk bakışta hükümet programının lafola yazıldığı tespiti yapmış, çok da üstünde durulmaması gerektiğini dile getirmiştik…




Dün  gördük ki, muhalefet, program metnini  ciddi ciddi incelemiş,  Meclis’te de resmen didiklediler…



Sonuçta şöyle bir özet çıktı;

Çalakalem, baştan savma yazılmıştı, yazılımında hatalar vardı falan…

Ama ondan önemlisi, programda, bir muallaklık,  yani belirsizlik hakim.

UBP de, DP de, CTP ile kurdukları bir önceki hükümetlerinde açıkça yazılan hususlara bu programda yer vermemişlerdi. Hatta UBP, takvimlemeyle kendini bağladığı konulara bile bu dönemde değinmemişti…

Mesela kaçak ekonomi, mesela sivilleşme, kamu reformu… Adları bile geçmiyor.

Kıyı koruma planı var ama, inşaat sektörü yok, iş kazaları yok, taşocakları yok, tarım reformu yok… Meclis gündemine gelmek üzere olan DAÜ Yasası yok… Haydi onlar detaydı diyelim.

Mehmet Çakıcı, en az beş yıllık bir hükümet programı olduğunu, hatta “şişirilmiş” olduğunu söylese de, öyle değil, adı “yapılanma” olan hükümet programının, içinde temel sorunlarla ilgili “nasıl bir yapılanma” olacağı yok…

Acaba bu muallaklık, bu belirsizlik, metnin alel acele yazılmış olmasından mıdır?

Hükümet kurulsun da, nasıl olursa olsun diye düşünüldüğünden midir?

Yoksa, belli başlı bazı konularda, şu anda dile getirmekten özellikle çekindikleri hedefleri mi var?  Belirsizlik, bilerek ve isteyerek mi yapılmış…

Basına “önyargılı” suçlaması yapanların, bu önyargıyı ortadan kaldıracak, net hedefler koymalarını beklerdik. Olmadı…

Bu durumda, sadece muhalefete değil, hepimize düşen, yeni hükümetin tüm icraatlarını dört gözle takip etmek olacak. Çünkü neyi nasıl yapacakları belli değil.

Şimdi önyargıyı bir tarafa bıraktık, icraatlarına “kuşku” ile bakacağız. Çünkü, yazılı olmayan hedefler her zaman kuşku yaratır. Her an herşeyi yapabilirler…

Doğru dürüst bir taahhütleri bile yokken, peki biz bu hükümetin neyine güveneceğiz..?


 

OKUR UYARIYOR

Sn. Moreket,

Ayorgi’deki tarih olmuş hikaye bende duruyor. İTEM yasası çercevesinde biz de, istemeden de olsa başvuru yaptık. Şu an oturduğumuz ev parseli deniz kıyısına kadar uzanıyordu. Evin çevresi beton bir avluya sahipti. Betonun bittiği yerde demir parmaklıklar konulmuşdu. Ev duvarından sonra denize doğru 10 metre kadar mesafe vardı. Evin parseli denize kadar olduğunu söylemiştim. Eşdeğer komisyonunda T cetveli hazılandı ve Daire’den bize bilgi geldi. Bu doğrultuda koçan verilecekti.
Bakanlar Kurulu kararı ile evin bulunduğu parsel ikiye bölündü. Ve deniz kısmı, kamu yararı için ayrıldı. Yeşil alan dendi ve Girne Belediyesi emrine verildi. Sonra bölünen parsel, deniz ve küçük liman Karamehmetler Balıkçılık ve Yat Limanı olarak isimlendirildi.
O günlerde CTP’li olmak ceza görmekti. Evin önündeki beton ve demir parmaklıklar hiçe sayılarak, sınır evin 4 metre dışından çekildi. UBP’nin o günlerin düşmanca uygulamaları bize çok uğradı.
Futbol sahası tahsisimizde olmasına rağmen, futbol sahası yapılması için alındı. 10 yıl kadar orayı sulu tarım yaparak kullandım. Bölge gençliğinin spor yapacak yeri yoktu, olumlu bulduk. Kamu yararı diye bize hak görmeyenler, bugün kovboylara peşkeş çekecek zihniyete devam ediyor.
Burada başka hedefleri var. Girne belediyesi bir otele kiralamanın hesaplarını yapıyordu.
CTP yetkilileri bu oyunu bozdu ve liman bölümü yukarda anlattığım şekilde değiştirilerek,
Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi. Bu gün Ulaştırma Bakanlığı burayı kavboylara vermek istiyor. Niçin?
Özel şirketler ne zamandan beridir kamu statüsü aldı. Oyuncak ve Masal devleti  çok başarılı imzaları atmaya devam ediyor…(Ali Bağlarbaşı)

YERİN KULAĞI VAR

BİR KARAR VERSE: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı; “2016 yılının yüzde yüz çözüm yılı olacağını söylemenin zor olduğunu söylemiş. Halbuki 2016 yılının çözüm yılı olacağı konusunda, onlarca demeci var. Lütfen bir karar verin, bu yıl çözüm olacak mı, olmayacak mı? Bir gün öyle, bir gün böyle olunca bizlerin de kafası karışıyor…

TAKVİM DEĞİL, NİYET ÖNEMLİ: CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman, UBP-DP Hükümet Programı konusunda yaptığı konuşmada, programın genelinde bir iki konu haricinde hiçbir konunun takvime bağlanmamasını eleştirdi. CTP-UBP hükümet programında birçok konu takvime bağlanmıştı ama, hangisine uyuldu, kaçı gerçekleşti ki? Bence önemli olan niyettir. Yoksa, orada yazılmış olması, takvime bağlanması bir şey ifade etmez. Ha bu hükümetin iş yapma niyeti var mı derseniz, bence yok…

MUHALEFET KENDİ İÇİNDEN: UBP’nin eski maliye bakanlarından Ersin Tatar, Yenidüzen gazetesine yaptığı değerlendirmede, Maliye Balkanlığı’na bağlı birçok dairenin Ekonomi Bakanlığı’na verilmesiyle ilgili olarak, “Belli ki birileri güçlü bakanlık yaratmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu sözleriyle kimi kastettiği ortada. Anlaşılan, önümüzdeki dönem UBP’ye en çok muhalefet, yine kendi içinden olacak. Bakanlık alamayan birçok vekil, yeni dönemde hükümetin başını çok ağrıtacak…

HA FES, HA ŞAPKA: UBP-DP hükümet programında da yer alan, TC Yardım Heyeti’nin isminin değişeceği yönündeki haberleri değerlendiren CTP eski Genel Sekreteri Kutlay Erk, ismi değişse bile düşüncelerin aynı olacağına dikkat çekerek,  “Fes gider şapka gelir. Fakat kafa aynı kafaysa, ha fes ha şapka. Kafa değişecekse tamam ama, ben kafanın değişebileceğini zannetmiyorum”dedi. Doğrudur, isim değişince, Serdar Denktaş’ın tepki gösterdiği konular ortadan kalkacak mı? Buna kıvırma denmez de ne denir…

36 TAŞ OCAĞI: Ülkemizin önemli sorunlarından birisi olan ve yıllardır dağlarımızı yok etmelerinin yanısıra çevreye verdikleri zarar nedeniyle büyük tepki toplayan taş ocaklarıyla ilgili Havadis gazetesi muhabiri Duygu Alan’ın haberi yeni hükümeti harekete geçirir mi dersiniz? Habere göre halen ülkemizde, 16’sı kırma kum çakıl, 11’i mozaik taşı, 6’sı yapı taşı, 2’si alçı taşı, 1’i de dere, kum ve çakıl işletmesi olmak üzere 36 adet taş ocağı işletmesi faaliyetlerini sürdürüyor. Bu küçücük ve tek dağa sahip ülkede bu kadar çok taş ocağı cinayet değil midir?

DENETİM TAMAM DA, EKSİK: Lefkoşa Belediyesi Şah fırınının üretimini, ürünlerinde yabancı madde olduğu gerekçesiyle 22 Nisan’da durdurdu. Ancak işletme, 25 Nisan’da yaptığı duyuruda, “bugün” diyor, “makinemiz kırıldı, ekmeklerin içine metal karıştı, sakın tüketmeyin”. Peki 22 Nisan’daki olay neydi? Aynı olay mıydı? Ya o arada o ürünleri tüketenler ne olacak? Belediye denetimi güzel, firma ismi vererek açıklama yapması güzel de, kapatma yeterli değil. Fırının 3 gün sonra yaptığı açıklama o günden yapılmalıydı. Ya da sistem düzeltilmeden yeniden açılması engellenmeliydi. Yaratacağı sağlık sorunlarını düşünmek bile istemiyorum…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Göksel Saydam: Maliye Bakanlığı’nın yeni hükümet tarafından parçalara bölünmesine tepki gösteren ekonomist Göksel Saydam, “Bir arabanın dümeni başka birinde sürat ve benzin kontrolü başka birinde olamaz. O zaman irade şoförde olmaz ve aracı götüremez” dedi…Aslında yıllardır araç bizim altımızda belki ama, ehliyetimizi alıp da o şöför koltuğuna hiç oturamadık ne yazık ki…[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#0065ad” bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Çeşmelere Ulaşamayan Su: Bozulmaydı, kurulmaydı, programdı derken, gerçek sorunlarımızı da göremez olduk. Bu, da en çok hükümetin işine geliyor olsa gerek. Malum su protokolunun imzalanmasından önce, DSİ’nin teknik uzmanları, anlaşma imzalandıktan 5 gün sonra adanın tamamına su verilebilir demekteydiler. Anlaşma 2 Mart’ta imzalandı. Bir aydan fazla bir zaman geçti. Lefkoşa ve Mağusa susuzluktan kırılıyor. Sorun nedir? Başta söylenenler neden hayata geçmiyor, verilecek en erken tarih nedir. Lütfen bir zahmet artık sorunlara dönüp de halka bir açıklama yapsınlar. Yoksa program gibi, icraatlar da mı boş olacak olacak…[/quote]





Başa dön tuşu