Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KORANAVİRÜSTEN ÖNCE VE SONRA!

Dingili koptuğu için fi tarihinden beridir uzayda deli dolu dönüp duran Dünya mı Korenavirüs’e tosladı, yoksa dünya kadar şaşkın olmalı “koranavirüs” mü dünyaya bulaştı?

Nasıl olmuşsa olmuş sonuçta “tencere yuvarlandı kapağını buldu!”

Şöyle ki zaten insanlar geçmişten beridir  savaşarak ölürlerdi, tutun ki şimdi de daha kısa yoldan ve bedavadan ölmekteler!

Ve demek ki dünyayı gözlerimizin göremeyeceği küçük şer güçlerinden bile koruyamayacak kadar çaresizmişiz!

Ya maazallah, hani filmlerde gördüğümüzce Dünyamız uzaydan gelen canlılar tarafından istila edilseydi? “Hadi canım sende” demeyin! Böyle virüs varsa öylesi canlılar da olabilir! VE sadede geleyim.. “Tanrıya şükürler olsun ki anlı şanlı Kıbrıs sorunumuz devam etmektedir ki Koronavirüs bile  papucunu dama atamadı! Yazayım: ***

LİBYA’YA DİKKAT! Hatırlıyor muyuz? Dünyamız “Colid-19 ile tanışmadan önce Ortadoğu’da patlak veren Suriye odaklı siyasi olaylarla uğraşıyordu. ABD ile Rusya’yı bile iş ve güç birliğine sevk eden “Deaş” belası savaşlarla “yeni ittifaklar” yarattıydı..

Aslında olay Güney Rum Yönetiminin Doğu Akdeniz’deki “münhasır ekonomik bölgelerinde” doğal gaz yataklarına ulaşmasıyla patlak verdiydi..

Nitekim Rum-Yunan ikilisinin (tarihi) Türkiye düşmanlığından kaynaklı siyasetlerine karşı Türkiye de kendi çıkarlarını korumak için Libya’nın meşru Yönetimi ile bir “deniz hattı” oluşturduydu..

Yani Güney Rum Yönetiminin bir süre önce Libya’nın “isyancı” Hafter’i ve Fransa, İsrail, Yunanistan, Lübnan hatta (nankör) Filistin Devleti ile oluşturduğu ittifakı,  dar bir deniz alanına sıkıştırarak hareket serbestisini kısıtladıydı…

İşte şimdi “Koranavirüs” gibi büyük bir sorunun arasına girip yeni sorunlar yaratmaya çalışan “bu siyasi sorundur!”

Nitekim Libya’nın BM’ler tarafından tanınmış meşru Devleti olan “Ulusal Mutabakat Hükümetinin” Başkanı Feyis Sarrac ile TC’nin Libya’ya kadar uzanan bir deniz hattı oluşumuna yönelik anlaşması, bunun habercisidir.

Son olaylar ise Hafter’in Libya’daki meşru hükümetin elinde tuttuğu bölgeyi bombalamaya devam ettiğidir ki Türkiye, “beni müdahale etmeye zorlamayın” diyor..

Yani ikinci bir İdlip olayı patlak vermek üzeredir.. Tabi bu gelişmeler de öncesi gelişmeler gibi Kıbrıs sorununu “müzakereler” olasılıklarının biraz daha dışına iterken, çözümü de öteleyecek! Yeter ki asla çözüm olmasın kaderinde!


KISACA TAKILDIKLARIM: (ÇOK ÜZÜLÜYORUM)

Henüz “büyüyemediğimiz…” Bu nedenle “yetilmemiş” kaldığımız… Türkiye’yle bile “sosyoekonomik ilişkiler” kuramadığımız… Üretemediğimiz fakat ürettiklerimizi bile değerlendiremediğimiz… Onca üniversite’ye dolayısıyla akademik kariyerimiz iddialarına  karşılık “Devlet-Yurttaş” ilişkilerini bile hâlâ kıramadığımız… Dünyanın pek çok ülkesinden öğrenci ağırladığımız ülkemizin utanç duyulacak “pejmürdeliğiyle keşmekeşliğini” hâlâ değiştiremediğimiz… İçin çok üzülüyorum..

Ve çok  sevdiğim ülkemin alt yapısından, vurdumduymazlığından, “ekmek elden su gölden anlayışından” utanç duyuyorum..

Kendine özgü gelenek ve göreneklerine bağlılığından hâlâ ödün vermeden dünyanın bu küçük fakat en ilginç topluluklarından biri oluşumuzun değer ve kıymetini bilmediğimizden dolayı da canım  çok sıkılıyor!

VE Afrodit’in topraklarında dünyanın en lezzetli sebze meyvesi üretilirken ellerde kalmasından dolayısıyla üreticinin mağdur olmasından dolayı üzüntülerime üzüntüler katıyorum.. Çünkü emek nedir, toprakla uğraşılırken akıtılan ter nedir iyi bilirim.. Bu nedenle elde kalan Patates’e de zeytine de meyveye sebzeye de üzülürüm.. Ve yeri geldiği için eklerim:

KİMSE turistleri ağırlayan  otellere karşı değildir! “Karşı olunan “Casinolarıdır.”

Bu nedenle  bugünkü şartlarda “turist olmadığı için otellerin satın almadıkları  sebze, meyve, patates gibi ürünlerin üreticilerin elinde kalmasını örnekleyerek, “işte karşı çıktığınız otellerin ekonomiye büyük katkısı buydu” diyerek algı saptırması yaratmalarını  doğru bulmam! Çünkü “söz konusu olay otellerin salt turizm odaklı değil, Kumar odaklı çalıştıklarıdır! TC’den gelen bir şarkıcıya gecede iki saatlik programı için beş yüz bin lira verecek kadar cömert oldukları için! Ve maalesef otellere akan bu astronomik paraların KKTC bütçesine hakçasına yansıdığına inanmadığım için…