Geçtiğimiz hafta bu sayfadan yazmıştım. CTP kurultayının hemen ardından bir CTP-UBP koalisyonu için hazırlıklı olun diye. Ve UBP’ye yakın kaynaklardan aldığım bilgiye göre de, yaklaşık bir aydır iki partiden bazı isimlerin buluşup tartıştıklarının, hatta birçok konuda görüş birliğine bile vardıklarını belirtmiştim…
Şimdi bu iddiaların doğru olup olmadığını ve hayata geçip geçemeyeceğini öğrenmek için önümüzde 25 günlük bir süre var. Mehmet Ali Talat’ın 14 Haziran itibarıyla CTP’nin genel başkanı olacağı artık kesin gibi. Milletvekili olmadığı için kurulacak yeni hükümette yasal olarak başbakan olma gibi bir durumu da yok. Yine iddialara göre Talat, ağırlıklı olarak teknokratlardan oluşan yeni bir hükümet formülü üzerinde duruyor. Kendine yakın ve güvendiği bir ismin başkanlığında kurulacak yeni bir koalisyon hükümeti…
Serdar Denktaş’ın kabinedeki görevlerinden istifa etmesinin bir nedeninin de, CTP’li bir milletvekilinin Başbakan olacağı kabinede, “genel başkan” sıfatıyla başbakan yardımcısı olmayı kabul etmemesi olduğu konuşuldu. Zaten Serdar Denktaş, istifasının hemen ardından Hüseyin Ekmekçi’ye yaptığı açıklamada, “Yeni kabinede görev almam Talat’ın durumuna bağlı” demişti.
Aslında burada önemli olan, Talat’ın kabinede olup olmaması değil, Talat’ın Serdar Denktaş ile yeni bir maceraya atılıp atılmayacağı konusudur. 2004 yılında Talat’ın Başbakanlığında kurulan CTP-DP hükümetinde araları çok iyi olan Talat ve Denktaş’ın, geçen sürede aralarının eskisi gibi olmadığını biliyoruz. Hatta 2013’te bu hükümet kurulurken, Talat, CTP-UBP koalisyonunu savunmuştu. Aslında Talat’ın o günkü uyarılarında ne kadar haklı olduğunu, koalisyonun bakanlık dağılımı ve ilk gün ortaya çıkan “koltuk” kriziyle görmüştük. Ancak CTP tabanında UBP’ye karşı duyulan olumsuz duruş, bir yerde CTP’yi aritmetik olarak DP’ye mahkum etmişti… Kısacası Talat’ın hükümeti “ille de DP ile” götürme gibi bir niyeti yok. Farklı alternatifleri zorlayacağı belli.
Ayrıca son iki yıldır ortaklar arasında yaşanan huzursuzluk ve uyumsuzluklar, yeni dönemde CTP yönetimini, farklı alternatiflere yönelmeye bir anlamda zorlamaktadır… CTP tabanında hakim olan , “UBP ile asla” söylemi de eskide kalmıştır artık…
Zaten UBP Genel Başkanı Özgürgün de, CTP ile bir hükümet ortaklığı konusunda, “Ekonomik ve mali tedbirlerin alınıp, halkın önünün açılabileceği projelerin takvimlendirilmesi durumunda olabilir. Ama temel konularca cesurca adımlar atılacaksa…” değerlendirmesinde bulundu. Özgürgün ayrıca, UBP ve CTP tabanlarının iki partinin koalisyonuna sıcak bakıp bakmayacağı konusunda da, kendisinin UBP tabanını, Mehmet Ali Talat’ın da CTP tabanını ikna edebileceğine inandığını söyleyerek iki partinin ortaklığı konusuna yeşil ışık yaktı…
Tüm bu senaryolar bugünlerde en çok konuşulan konulardır. Ancak yine de, siyasette 24 saatin bile çok önemli olduğu olgusundan hareket ederek, 14 Haziran’ı beklemek gerektiği inancındayım. Öncelikle Sayın Talat’ın resmi olarak CTP Genel Başkanlığı’nı devralmasını ve yönetim organlarını oluşturmasını beklemek gerekir.
Konjonktür, önümüzdeki süreçte bu iki köklü partinin işbirliğine gitmesi konusunda hayli uygun olacağa benzer. Yine de bekleyip görmek gerek…
Ülke adına bir çıkış yolu olabilecek bu konuyu yazmaya devam edeceğiz…
YERİN KULAĞI VAR
HERKES KIZGIN: Başbakan Yorgancıoğlu’nun giderayak yaptığı görevden almalar, kendi partililerince de eleştiriliyor. Maliye eski Bakanı Ahmet Uzun da, “Başbakan'ın bu yaptıklarıyla toplum çalkalanıyor, Başbakan partiyi çok zor duruma soktu. Giderayak böyle bir şey yapmaması gerekirdi. Bu yaptıklarıyla komik duruma düşüyor” eleştirisinde bulundu…
DÜŞENİN DOSTU OLMAZ:
CTP’nin ikinci adamı genel sekreter Kutlay Erk de, BRT Müdürü Mete Tümerkan’ın görevden alınması konusunda Başbakan ve genel başkan Yorgancıoğlu ile ters düştü. Yorgancıoğlu’nun giderayak böyle bir tasarrufta bulunmasını eleştiren Erk, Başbakan’ın bu konuyla ilgili partinin yönetim organlarına başvurması gerektiğini ancak bunu yapmadığını söyledi. Değerlendirme doğru da, insanın aklına “düşenin dostu olmaz” sözü geliyor. Dün yanında duranlar, bugünün ilk bayrak açanları oluyor…
CİNSİYET KRİTER Mİ:
CTP Milletvekili Doğuş Derya müzakere masasında kadınların eşit şekilde temsiliyetini savunuyor ve “Sayın Akıncı’nın müzakere ekibine toplumsal cinsiyet bakışına sahip kadınları dahil etmesi şarttır” diyor. Masada cinsiyet ayırımcılığına karşı bir mevzu konuşulacak olursa, o zaman böyle bir kriter aranabilir. Önemli olan, bu talepte bulunanların Kıbrıs konusunda yeterliliklerini ortaya koyması. Varsa böyle bir birikim, kadın-erkek ayırımı gözetilmez zaten. Sırf kadın olsun diye bir düzenleme talep etmek de aslında bence icazet talep etmektir. Unutulmasın, bu masanın ilk müzakerecilerinden biri bir kadındı; Latife Birgen…
BOŞA KONUŞMASINLAR, DENETİM YOK:
Demek ki inşaatlarda denetim lafta kalıyor. Son ölümlü kazanın gerçekleştiği inşaatı yapan şirket, ülkenin en köklülerinden. Daha geçen yıl da bir inşaatında çökme meydana gelmiş, bir işçi yaralanmıştı. En büyük şirketler bile gerekli tedbirleri almıyor ve de denetlenmiyorsa, denetimden ya da iş sağlığı ve güvenliğinden bahsetmek abes olur…
PİRE İÇİN YORGAN YAKMAK:
Şehit Ertuğrul İlkokulu’ndaki anlamsız grev devam ediyor. Sendika ile okul müdürünün kavgası sonucu 43 öğretmenden 18’i haftalardır grevde, birçok sınıfta dersler yapılamıyor. Bakanlık okula geçici öğretmen atadı. Böyle olunca da sendika ile bakanlık arasında kavga büyüdü. Dikkat edin bu kavgada, esas düşünülmesi gereken çocukları düşünen yok. Onların engellenen eğitim hakkını, kayıplarını ve yaşadıkları stresin hesabını kim verecek…
TURİZMİN UTANCI:
Girne Antik Limanı’nın içler acısı durumu utanç veriyor. Koca koca binalarda, koltuklarda oturan Turizm Bakanları, Bayındırlık Bakanları, Çevre Bakanları ve onlarca bürokrat var. Turizm Bakanı istifa etti etmesine de, başarısız olduğu için değil… Peki ya diğerleri, müsteşarı, müdürü ne yapıyor? Kusura bakmayın ama sizin bu yaptığınız en hafif tabiriyle ayıptır, topluma saygısızlıktır. Yapamıyorsanız bırakın, Girne Belediyesi bir günde yapmaya hazır…
ZİRVEDEKİLER
Rasıh Reşat: Sevgili Rasıh güzel yorumlamış: “Atatürk Öğretmen Akademisi öğrencileri diyor ki, ‘Bu özel üniversiteye izin verilmesin. Zaten AÖA sınıf öğretmeni yetiştiriyor.’ Milli Eğitim Bakanlığı da diyor ki: ‘İzin zaten şartlı. Bu özel üniversiteden mezun olacak olanlar sadece özel ilkokullarda istihdam edilebilecekler, devlet okulları yine AÖA mezunlarını istihdam edebilecek.’ Devlet kendine, özel de kendine öğretmen yetiştirecek. Ne devlet özelden mezun olan öğretmeni, ne de özel devletten mezun olanı istihdam edecek. Sorun nerde? Yoksa amaç sadece eylem yapıp, öğretmen adaylarına antrenman yaptırmak mı?..”
DİPTEKİLER
Kaçağa Göz Yumanlar: Hayatımız kaçak. İşçi kaçak, vergi kaçak, av kaçak, inşaat kaçak… Herhangi birine bir türlü çare bulunamıyor. Demek ki, yasaları çiğnemeyi kural haline getirmişiz. Her kim olursa olsun, idarenin de kaçağın üstüne gitme gibi bir politikası yok… Siz bakmayın kitaplar dolusu laflara. İşte Karpaz. Sırf bunun için kurulmuş Karpaz Özel Çevre Koruma Komitesi bile var. Basın sürekli gündeminde tutsa da, mücadele eden bir platform olsa da, göz göre göre kaçak inşaat yapılıyor. Sayıları 150’yi bulmuş ve daha da yenileri yapılmaktaymış. Nihayet yargı süreci başlamış. Ben sadece inşaat sahiplerinin değil, göz yumanların da yargılandığını görmek isterim…
































