1570 Lefkoşa’da fetih yılıydı.
Osmanlı ile Venedikli askerler karşı karşıyaydılar.
Osmanlı ordusu Lefkoşa surlarının önüne geldiğinde mevsim yazdı ve ortalık sıcaktan kavrulmaktaydı.
Bu yüzden surların çevresine kurulan askerlerin susuzluktan kırılmalarını önlemek için önce kuyular kazılıp su bulunmuştu.
Savaşın zorlu geçeceği anlaşılmaktaydı.
Venediklilerin beklediği destek bir türlü gelmiyor ve gelmeyecekti, bu yüzden iş başa düşecekti.
Nihayetinde gün gelip çatmıştı.
Teslim olmayan Venedikliler Lefkoşa surlarında çok önceden aldıkları önlemlere güvenerek siperlerine dayanmış saldırıyı beklemekteydiler.
Bir şafak vakti kılınan namazın ardından Lefkoşa surları dövülmeye başlanınca, ortalık bir anda cehenneme dönmüştü.
Venediklilerin çok geç teslim olmaları binlerce kişinin ölümüne mal olmuş,
Sokaklar kan gölüne dönmüş, her yere insan bedeninin uzuvları saçılmıştı.
Sabah ezanının ardından başlayan saldırı ikindi vakitlerinde bitmiş, Lefkoşa teslim olmuştu…
…
O cehennem içinde teslim olan Venediklilerin yanında canını kurtarmak için surlardan kaçıp tepelik ve dağlık yerlere gizlenenler olmuş ki, bunlar arasında varlıklı Venedikli soylular ve yüksek rütbeli askerler de vardı.
Kıbrıslı Fra Angelo Calepio 1570’te Lefkoşa’nın fethini yaşayanlardan biriydi ve eserlerinde ne olup bittiğini detaylı bir şekilde anlatmaktadır.
Buna göre Lefkoşa tepelerine sığınan kimi soylu Venediklilerin isimleri de verilmektedir.
Aynı şekilde başka yazarların eserlerinde de Kıbrıs’ta kalan İtalyanlara atıfta bulundukları bilinmektedir.
Lefkoşa alınıp top ve kılıç gürültüleri dindikten sonra kaçanların İslamiyet’i kabul etmeleri halinde canlarının bağışlanacağı duyurulmuş, bunu kabul edenler de böyle yapıp yaşamlarına Kıbrıs’ın yeni sahiplerinin arasında devam etmişlerdi…
…
Bir yıl sonra Mağusa kalesi de alındıktan sonra artık Kıbrıs Osmanlı egemenliğinde yeni bir hayata başlayacaktı.
Bu hayat içinde, Kıbrıs’ı anavatanı bilen kimi İtalyanlar da olacak ve onların nesilleri günümüze kadar devam edecekti…
…
Neriman Cahit’in “İkinci Hamur” adlı kitabında yer alan ve Beliğ Paşa’nın torunu Beliğ Arif Bey ile 1989 yılında yapılan çok değerli bir söyleşinin küçük bir bölümünü aktaralım:
…
…Dedenizin mezarı nerededir?
-Dedemin mezarı Lefkoşa’dadır. Dedem 1571 senesinde Türklerin buraya gelmesiyle Anavatan’dan buraya hicret etmiş Türklerden değildir, yerli halktandır.
…Öyle mi. Venedikli değil mi yerli halk? Yani… dedeniz… Venedikli mi?
-Evet, o yandan şeydir yani. Kont Hügo’nun (İslamiyet’i kabul etmiştir) torunlarıyız biz… “Hügo”, “Hacı Hügo” da derler, Hicaz’a gitmiş, hacılığı da vardır.
…Aman, biraz da bundan bahsedin.
-Peki buyurun… Madem sordunuz hay hay… Bizim aslımız…
…Venedikli yani…
-Evet efendim, ne derseniz deyin. Hügo’nun –Ama Victor Hügo değil, Kont Hügo- torunlarıyız… Aslımız İtalyan’dır… Sonra dönme olmuş… Ayıp mı yani…
… Yok ne münasebet! Nerenin kontuydu?
-Vallahi bilmem… Çok eski, öğrenemedim…
































