Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’Yİ YÜKSEK TANSİYONU VURUYOR!

Gerçekten var mıdır siyasi sorunla ilgili bir  ulusal davamız?

“Var olduğu” yılları yaşadığımız için soruyorum.. Ki büyük kalabalıklar halinde yollarda yürürken “ya taksim ya ölüm” sloganları atardık. Tutun ki rastlantıdır. Fakat gerçekleşti.                                                                Eskiden “mefkure” derlerdi. Sonra Arapça olduğu için  kaldırıp attık, yerine sanki Türkçeymiş gibi latince “ideal” kelimesini koyduk.

İşte o idealden söz ediyorum. Şöyle ki belki bu adada artık Rum toplumu ile dalaşmıyoruz ama böyle “çözümsüzlük” de olmaz dediğimce!

Türkiye maalesef siyasi çözümle ilgili,  1974’deki  Barış Harekâtı kararlığıyla dirayetini gösteremedi. Tutun ki  savaşın sonucunu “barışçı çözüme” ulaştıramadan “çözümsüzlüğe” tutsak bıraktı..

Kıbrıs Türk halkını dünyadan tecrit edilmiş, Kuzeyin kalebendi statüsüne bağladı!                                                                                Lafın kısası Ecevit sonrası politikalarda Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin politikalar üretilemedi.

“Salt Kıbrıs siyasi çözümü uğruna” denebilecek dış ülkelere BM’lere AB’ye yönelik bir siyasi plan program da yapmadı.          Ki bugün geldiği yerde Azerbaycan ile Pakistan da dahil açık seçik adadaki Türk halkının hakkını siyasi ve ötesi sosyoekonomik ilişkiler yönünden açıkça savunan  tek bir ülke yoktur..

Çünkü Türkiye ile olagelen  dostluklarına karşın söz konusu  ülkeler de  kendilerini  BM’lerle Amerika’nın siyasi muhatapları haline getirmek istemiyorlar!

Fakat Türkiye onlar için savaştı da öldü de!                                                                                                               ***

BUNLAR AĞIR İTHAMLAR! Biliyorum! Fakat artık başka türlü düşünemiyorum.

Çünkü bizzat “şükranlarımızla kabul ettiğimiz” her türlü maddi manevi yardım ve katkılarına, güvencemizi sağlamasına karşın, Türkiye bize bir devlet olarak değil “hamimiz, velinimetimiz” olarak yaklaşıyor.

Tabi ki günü geldiğinde geçen hafta sonunda Antalya’da gerçekleştirilen  “Dışişleri Bakanları Forumunda olduğu gibi  mesela Sn. Tatar Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili konuşma yapar..

Ötesi ülkelerin devlet ricaliyle konuşur açıklamalarda bulunur..

Yani Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanıyla bir Türk devleti vardır iddiasını görmeyen kör gözlere sokar, işitmeyen sağır kulaklara tıkar..                                                                                                            ***

FAKAT YETMEZ! Kaldı ki serzenişimiz Ankara’nın bizi elimizden tutarak böylesi uluslar arası etkinliklere taşımasına değildir. Sürdürülen çözümsüzlüktür.

Bu çözümsüzlüğün KKTC’de gitgide sosyal ve ekonomik yıkıntılara daha çok neden olduğudur.

Ki artık KKTC’de Cumhurbaşkanları, bakanların, vekillerin seslerini değil, “psikologların” seslerini, açıklamalarını, işitiyoruz!

Bozulan ruh hallerimizden söz ediyorlar. Ve bu hallerimiz artık medyanın manşetlerinde salınıyor..

Her ne kadar sorunlarımız pandemiyle ilişkilendirilmş olsalar da gerçek şudur: Gitgide daha çok rahatsız daha çok  hastalıklı bir topluma evriliyoruz!  Nitekim dikkatinizi çekmek isterim:

***

ELÇİNİN UYARISI: Geçen hafta TC’nin MÜSİAD’ı (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği) Lefkoşa’da Kıbrıs Türk Ticaret Odasında  olağan genel kurul toplantısı gerçekleştirdiydi.

TC’nin KKTC Büyükelçisi Ali Murat Başçeri’nin  söz konusu toplantıda yaptığı konuşması KKTC’nin sosyoekonomik açmazlarına yönelikti..

Söylediklerinin  altını her halde öneminde ve  kalın çizgilerle  çizdiğince  şunlardı:                                                             “MEVCUT uygulamalarla hedeflenenlere varılamadığını kabul ederek gereken değişim için ortak aklın ve iradenin ortaya konmasının zamanı çoktan gelmiştir…”

(Ne demek “çoktan geçmiştir?” Yerinizde sayıyor, bir arpa tanesi yol kat etmiyorsunuz demektir!)

Ve Sn. Büyükelçi şöyle devam ediyordu:

KORUMACI ekonomik zihniyet mutlaka değişmelidir.

MEVCUT uygulamaların hedefine varmadığını kabul ederek gereken değişim yapılmalıdır.

SANAYİ Bölgeleri mevzuatı günün koşullarına ihtiyaç verecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Organize Sanayi Bölgeleri sorun yumağı haline geldiler…

İMALAT ve üretim sektörü geliştirilmelidir… Ve ilahi..

***

 

SORUNLAR ORTADA: Yani Sn. Elçinin söyleyip uyarmasına hiç gerek kalmadan bizim yıllar önce kavrayıp algılayıp üstesinden gelirken devreye sokup mekanizmalarını çalıştırmamız gereken sosyoekonomik sorunlarımız…

(Ukalalık yapmak istemem çünkü ekonomist değilim. Ne eleştirecek ne de tavsiyede bulunacak  hak ve salahiyetim yoktur.. Fakat TC Büyükelçisi eğer uyarmak gereğini duyuyorsa ciddiyetle dikkate alınmalıdır.. Çünkü TC tek finansman kaynağımızdır.. Tutun İMF’mizdir..)

***

BAŞLADIĞIM YERE DÖNÜYORUM: Kıbrıs siyasi sorunu çok uzadı ve artık toplumsal travma yaratıyor diyordum, diyorlar!

O zaman toplumca ulusal karara varmamız gerekir. Federasyon mu?

Sn. Tatar asla diyor! Bir başka “asla olmaz” diyen Güney’in Anastasiadis’i de “İki egemen devlete dayalı” çözümü kabul etmiyor. Son zamanlarda Biden’li Amerika da bu görüşe destek veriyor!                                  KISACA bir kez daha iki arada bir derede kaldık! Yukarı tükürsek federasyon, aşağı tükürsek devlet!                                                                                         ***

NE YAPACAĞIZ? Bugüne  kadar “iki ayrı devlete dayalı çözümü savundumdu. Yine öyle..

Fakat artık “eğer” diyorum!  Eğer sittin sene daha çözümsüzlük devam edecekse  gelin  “federasyon tezinin”  kapsamına “iki egemen devletin oluşumunun” tartışılacağı ve gerçekleştirileceği yeni bir siyaseti koyun.

Sonuçta  istediğimiz “Kuzey’de kurduğumuz devletin egemenliğinin  tanınmasıdır.

Akıl diyor ki zaten tanınmazsa “federasyon” gerçekleşemez!                                                         ***

ŞÖYLE DİYELİM: Önce Rum tarafı ve BM’ler Kuzey’deki Türk Devletinin meşruiyetini tanısın. Masada adadaki iki devlet arasında oluşturulacak federasyonu görüşelim…

Şartımızı da “azınlık çoğunluk” üzerine değil, “iki ayrı egemen devlet” tezi üzerine oturtalım..

Yok eğer Sn. Tatar “varsın öyle geldi böyle gitsin ta ki Rum tarafı Kuzey’deki varlığımızı kabul etsin” diyorsa…                                                         ***

İŞTE yukarıda az birazını ayazlattığım memleketin hali!  Tam da Güney’deki Rum’un istediği konuma  düşüyoruz düştük  ki bu halimizle bırakın devlet olmayı, Afrika’nın Baluba kabilesi bile olamayız…