Köşe Yazarları

KKTC’Yİ BİR DE BÖYLE DÜŞÜNSEK…


KÖŞEMDEN:

Dünya siyasi sorunları içinde “yerimizin” nerede olduğunu, nice olduğunu biliyor muyuz? Etki ve tepkilerimİzle kendi kaderimize ne kadar sahibiz? Yarın bir mucize sonucu müzakere masasına otursak “neleri niçin ve nasıl savunacağız?”

Sonuçta çok küçük de olsak, ancak Türkiye’nin destek ve yardımlarıyla ayakta durabilsek de tüm siyasi ve sosyoekonomik argümanlarımızla üstelik “demokratik” bir devlet iddiasındayız… Seçtiğimiz bu yaşam ve varoluş tarzımızla tutun ki bir “devletiz.”

Ki bir çözüm söz konusu olduğunda hem AB’nin hem de BM’lerin üyesi olacak, ayni zamanda dünyanın pek çok ülkesinde de Büyükelçiliklerimizle konsolosluklarımız bulunacak…

BELKİ farkında değiliz ama işte zaman zaman karşısına geçip küçümseyici dudak bükmelerimizle burun kıvırdığımız KKTC, tanınmamış olsa da böylesi bir “dünya devletidir…”

Ha ne değildir? Mesela bir Filistin değildir! Bir Libya da değildir! Uzaklardaki bir orta Afrika ülkesi hiç değildir!… Durmuş oturmuş parlamenter sistemiyle üstelik her yıl bir seçim tekrarlayacak kadar da “politika severdir!”

VE ekonomisi mi? Narenciyesi vardı bahçelerini kuruttu! Harubu vardı sıçanlara kemirtti! Zeytini vardır yağını ihraç edemiyor! Balı vardır elinde kalmakta! Hayvanı vardır eti altın! Sütü vardır faydasız!

Amma bu memlekette her yıl en çok satan araba Mersedestir! Üstelik son moda!…

…İŞTE çok kısaca takdimini yapmaya çalıştığım ve “bizimdir” dediğim KKTC budur. Yeni doğmuş nur topu gibi bir devlet…

Ve Rum tarafı işte bu “devletten” korkuyor! Daha çok gelişmesinden, büyümesinden ve bir gün tanınmış olmasından korkuyor… Neden?

Çünkü ve hâlâ “Tüm Kıbrıs’ın mutlak egemeni dolayısıyla sahibi olduğuna inanıyor!”

…FOL yok yumurta yok bu düşüncelerimi neden “Köşemden” ayazlattım? Bir süredir büyük dikkat ve merakla İdlip odaklı Suriye’yi, oradaki Rusya’yı, ötedeki Amerika’yı ve çok kolaylıkla girdiği Suriye topraklarına battığı için çıkmakta büyük zorluk çeken Türkiye’yi izliyorum…

Yaşanan o insanlık facialarıyla, göç yollarında telef olan kadın çocukların Tv. lerde yayınlanan görüntüleriyle sızlıyor yüreğim… Ki 1963’ler  ve sonrası 1874’lerde Kıbrıs Türk halkı da savrulduydu o göç yollarında…

BUNA karşın itiraf edelim: Hiçbir dönemde bu adada Türk halkı bugünkü kadar güvende değildi… Devlet olmayı hiç bu kadar hak etmediydi. İşte sahip olduğumuz KKTC budur… Her vesileyle ihanet etmekten vazgeçip kıymetini bilsek bari!

*****

VE BİR DEVLET NASIL PARALANIR!

Bir süre öncesine kadar her yıl yada bir buçuk yılda falan bir erken seçim yapar sürekli “koalisyon hükümetleri” değiştirirdik. Her halde dünyada bir yılda eskitilirken bir kenara atılıp yerine bir başka hükümet ikame eden bizim gibisi devlet yoktur!

Tutun ki siyasi sistemle ilgili bir sorun! Ki bayılırız her bir sorunlarımızı “sistemsizliklerimize” bağlamayı! Bir de bağladık mı hem sorumluluklarından kurtuluruz hem de yetkisizleştirerek rahatlarız! Tutun ki bir nevi siyaset masturbisyonu! …ÖTE yandan Solda ve sağda galiba sekiz siyasi parti, bini aşkın da “Sivil Toplum Örgütleri” vardır!

Bölük pörçük olmak pahasına siyasetleşip sosyalleşmemize karşın ne “hükümetler devleti iyi yönetebiliyorlar” ne de “binin üzerindeki STÖ’lerine karşın memleketin şekli ile şemaili, bayındırlığı ile imarı, yeşili ile doğası…” Hiç değişmiyor, güzelleşmiyor, hizmet veremiyor!…

SONUÇTA bulduk: Şimdilerde de mesela diyoruz ki “Devlette süreklilik yoktur.”

Doğrudur da sadece bu değil tabi. Örneğin:

Bugüne kadar “Belediyelerin niçin battıklarına” yönelik medyada, türlü çeşitli devlet kademelerinde, STÖ’lerinde çok şey yazılıp söylenmiştir ama aradan yıllar geçmesine karşın “batmalarını önleyecek” tedbir ve kararlar almaktan hep kaçınılmıştır!

Buna karşın biliyoruz: Belediyelerin tümü de bataktadır!

İŞTE bir süre önce batakta olan bu “belediyeleri” işaretleyerek (benzer iflası yaşayan) Mal Tazmin Komisyonunu yeniden işlevsel hale getirmek için dediler ki “bundan sonra Belediyeler topladıkları Emlak Vergilerinin yüzde 15’ni Taşınmaz Mal Komisyonuna aktarsın!”

(Yani ne? “Kelin başına süreceği merhemi yok bu kez de Belediyelerin canını çıkartacaklar.)

Bu öneriye karşın anında bir başka öneri de “Emlâkçılar Birliğinden” geldi: “En iyisi dedi Emlakçılar Birliği eğer amaç MTK’nu güçlendirmekse, Emlâk Devir Harçları aktarılsın Mal Tazmin Komisyonuna…” Bakın “MTK’nuna aktarılması istenen“paradan” çok; belediyeleri besleyen sürekliliğiyle “paranın bizatihi kaynağıdır!” Akışı da çoktan beridir bütçesizlik nedeniyle tıkanan, çalışamaz duruma gelen Mal Tazmin Komisyonu’na kanalize edilecek! Yani ne? MTK kurtarmak için “çoktan beridir parasızlıktan batıp gitmişliği yaşayan Belediyelerin bütçesine saldırılacak!”

DURUMUN vahametini anladıkları için mi bilmiyorum, Bu kez de diyor ki Emlakçılar birliği “en iyisi emlak devir teslimlerinin parası aktarılsın!”

Yani her zamanki gibi Ali’nin külahını Veli’ye Veli’ninki Aliye giydirilsin. Sonuç: Belediyeler batmaya devam ederken MTK’u kurtulsun! (Sonra ve belki o da Belediyelere yardımda bulunur!)

Kısaca Devlet (Devleti yönetenler)  kendilerine ait Kurumların gelir kalemleriyle oynuyorlar! Ve ne oluyor? “Basiretsiz Yöneticiler furyasında, yaşatılması gereken Devlet, “kurumlarıyla” birlikte batağa yatırılıyor!

*****

 

KISACA TAKILDIĞIM: (DUR BAKALIM NE OLACAK?)

Bu güne kadar Kıbrıs Türk siyasi tarihinde Türkiye karşıtı “propaganda” üzerine oluşturulmuş bir seçim hiç görülmediydi. Olsa bile mesela Cumhurbaşkanlığı seviyesinde yaşanmadıydı…

Bu “teamülü” kırmak Sn. Akıncı’ya nasip kısmet oldu! Ki herkes gider Mersin’e bizim Sn. Cumhurbaşkanımız gider tersine!. Da dur bakalım sonu ne olacak?

 



Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı