“Türkiye’nin KKTC’i tanıyacağı bir dost ülkesi de mi yok” dediğimizin üzerinden yıllar geçti. Eğer gerçekleşirse kısmet Azerbaycan’ın olacak da Aliyev’in başı çok ağrıyacak. Çünkü başta BM’ler Güvenlik Konsey’i olmak üzere Amerika’daki Rum-Yunan ve Ermeni diyasporası ayağa kalkacak, tehditler yanı sıra yaptırımlar bile söz konusu olabilir..
Fakat artık gelinen yerde ecelin ölüme faydasının yoktur! NitekimMaraş’ın açılması bu arada Rum tarafının engellemeye çalışmasına karşın, 300’ü aşkın mülk sahibi Rum’un ya Maraş’a dönmek veya mallarının parasal bedellerinin ödenmesine yönelik taleplerini önlemeye yetmedi! Çok kısaca Maraş’ın açılması “46 yıldır süregelen Rum damgalı siyaset cambazlığını bozdu!” Ki hemen ardından atılacak ikinci adım KKTC’’nin siyaseten tanınmasıdır..
VE “Not” diyorum: “O halde neden yıllar yılı Maraş’ın açılmasına karşı çıktım?. Karşı çıkmadım sadece açılacaksa sahiplerine iade edilmelidir dedim. Çünkü Maraş daha barış harekâtının hemen hitamında bizzat Ecevit’in açıklamasıyla “siyasi koz” olarak elde tutulacaktı. Nitekim hem Annan planıyla hem de Crans Montana’da Rum tarafına iade edildiydi..
***
PEKİ ŞİMDİ NE OLMAKTADIR? İmar iskâna açılan Maraş siyasi koz olmaktadır..
Nitekim şimdi Rum tarafı karar vermek zorundadır çünkü açılan kent bir daha dikenli tellerle kapatılmayacaktır.. Dolayısıyla hem Türk hem Rum taraflarının bundan sonrası için önlerindeki tek seçenek Maraş’ın statüsünü belirlemeleridir. Dünkü yazımda da Maraş’a “Türk Rum ortak yerleşim yeri” dedimdi. “Rumlarla Türkler arasında nihai çözümü tesis edecek bir şanstır” dedimdi.. VE eğer bu adada Rumlarla Türklerin bir arada yaşaması kaderse, tutun ki Maraş’tan başlayan komşulukla işbirliği, çözümü de sağlayabilecektir..
***
ANCAK BİR SORUN VARDIR: Türk tarafının siyasi tanınmışlık sorunu… Nitekim medya haberlerinde de çıktı. İngiliz Yüksek Komiseri Stephan Lillie “Kuzey’in siyasi eşitliğinin Kıbrıs sorununun çözümü için çok önemli olduğunu” söyledi. 46 yıl sonra ilk kez İngiltere cephesi siyasi eşitliğimizi telaffuz etmektedir. Önemi ise İngiltere’nin hâlâ Kıbrıs’ın üç garantör ülkesinden biri olmasıdır. Üstelik Kıbrıs, İngiliz Uluslar topluluğunun (Commonwealth’in) de üyesidir.
Lillie “eğer Türk tarafının siyasi eşitliği tanınmazsa Kuzey’deki binlerce malı olan Rumlar hiçbir şey kazanamayacaktır” diyor ve Rum tarafının Türk tarafını tanımamak için türlü çeşitli engeller çıkardığını” da söylüyor. Ve diyor ki İngiliz Yüksek Komiseri Lillie “Çözüm için Türk tarafının siyasi eşitliğini kabul etmek çok önemlidir fakat Rum tarafı ısrarla kabul etmemektedir..”
BU tip siyasi gelişmelerin ve destek atışlarının üzerine anında atlamak gerekir ama bizim tarafın ve Ankara’nın bu politik gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini bilmiyorum. Ancak Ankara’dan gelen son haberlerde Tatar’ın Bakû’ya yapacağı olası bir resmi ziyarette “KKTC’nin Azerbaycan tarafından resmen tanındığı” açıklanacakmış deniyor.. Merakla bekliyoruz..
KISACA TAKILDIKLARIM: (VE KEÇİ CAN KASAP ET DERDİNDE!)
Kuruluşunun 37. yılında KKTC’i hükümetsiz kutladık! “Peki ama bir fark gördünüz mü?” Devlete inanan bir yurttaş olarak böyle aykırı bir düşüncenin sahibi olmak istemezdim. Ancak yıllardır yaşadığımızca görüyoruz: Gelip giden hükümetler şimdi belki de siyasi yönden tanınma aşamasına gelmiş “KKTC”e dolayısıyla Devlete layık olamıyorlar.
Ki “devletle oyun olmaz” dediğimize nazire siyasi partiler ne zaman iktidara gelseler kendilerine göre oynayacakları oyunlar bulurlar! En çok oynananı da “hükümet bozup ya erken seçime gitmek yada yeni bir koalisyon hükümeti kurmak için aslında hükümet bozanların yine kendi aralarında temaslar pazarlıklar” süreci başlatmaları, talihleri yaver giderse yine bir koalisyon hükümeti kurmaları!
Şimdilerde KKTC Koalisyon hükümetinin büyük ağabeyi UBP’nin görevi de yeni bir hükümet kurmaya çalışmasıdır.. Son aşamada işittiklerimiz Hükümeti istifasıyla yıkan Özersay’lı HP’sinin yine UBP ile koalisyon ortağı olması falan…
SÖYLENİRKEN dillerde tat, kulaklarda su gibi şırıl sesler bırakan çok cici “parlamenter sistemimizle” bu devleti istikrara kavuşturmak, yürütmek artık mümkün değildir..
Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce dedikti ki “gelin seçime gitmeden önce anayasada yapılacak değişikle başkanlık sistemine geçin. Bu konuda Rum tarafını taklit etmek yeter de artar bile…”
Her halde mevcut parlamenter sistemi kaldırıp yerine başkanlık sistemini ikame etmeyi kimsenin gözü kesmedi! Ola ki o “Denktaş’lı liderlik dönemlerine geri döneriz” düşüncesi mi o da bilinmez!
FAKAT Sn. Tatar ne yaptı? Elindeki yetkiyi kullanarak bir gecede Maraş’ı açıverdi.. (Bizim gibiler bağırsa çağırsa da şimdi itiraf ediyorum: Vallahi hiç de fena olmadı. Şımarık ve haddini bilmez Anastasidis’li Rum’u şaşırtmakla kalmadı fena halde canlarını sıktı ki sadece bu can sıktırması bile bizim canımıza bal kaymak kattı..
KKTC’de sorun şudur ama: Dört siyasi partiye kadar çıkan koalisyon hükümetleriyle bu memleket yürümüyor. Buna karşın Anayasal yetkisi ve bu yetkilerininin sınırları içinde kararlar alıp icraat haline getiren Cumhurbaşkanı, tek başına Maraş’ı da açtı nasıl yönetileceğinin kararını da verdi. Kamu ise tüm bu karar ve icraatların gerçekleştiğini Sn. Cumhurbaşkanı açıkladıktan sonra öğrendi..
Kimsenin de gıkı çıkmadı üstelik açılan bölge, halkın luna parkı gibi yeni eğlencesi yeni mesire yeri oldu…
İŞTE “Başkanlık” dolayısıyla “sistemi.” İşte “Koalisyon hükümeti” ve işte durum vaziyetler… Ki iş başında da hükümetin iş yaptığını gören olmadıydı!
Kısaca sorunlarımız çok ve çözüm beklemekteler…
***
ÖTE YANDAN hâlâ bir “Kat mülkiyeti kanunumuz” bile yoktur. Oysa artık KKTC’de dikey inşatlara dolayısıyla çok katlı binalar inşaatlarına yöneldi. Artan nüfus göz önünde bulundurulur ve bir yandan da tarıma ayrılacak toprakları muhafaza etmek zorunluğu dayatırken, kaçınılmaz olarak “apartmanlar” gelecekte yeni yerleşim barınaklarımız olacak…
Ancak hâlâ bir “Kat Mülkiyeti Kanunu” çıkmadı! (Yarın apartmanlarda yaşayan insanların yasal boşluklar nedeniyle ne büyük anomalilerle karşılaştıklarını yazacağım.)
































