Adam kırmızı görmüş boğa gibi burnundan solurken kahvehanenin önünde oturanlara bağırıyordu.
“İki bifbörgerle iki kolaya 160 TL aldılar.” “Tam yüz altmış lira… Nerede yaşarık be ama!..” ***
AYNİ sıralarda artık azınlık durumuna düşmüş hükümet hâlâ boşta bekleyen bir “bakanlık koltuğunu” nasıl ve kiminle dolduracağını düşünürken, bir yandan da erken seçim hesapları yapıyordu..
***
VE yıllardır görülmedik sıcakların bastığı dolayısıyla canlara bastırdığı KKTC’de, bir yandan da 20 Temmuz Barış Harekâtı yıldönümü nedeniyle KKTC’i ziyaret edecek olan Sn. Erdoğan için hazırlıklar yapılıyordu… ***
VE aradan 47 yıl geçmiş olmasına karşın hâlâ komşumuz Rum’la 1974 sonrası siyasi ve sosyoekonomik sorunların mahsuplaşmalarıyla hesaplaşmalarını bitiremediğimizin ispatında Orams davası benzeri davalarla sarmalanıyorduk! ***
İNGİLTERE’de üniversiteyi bitirmiş genç, aylardır hatta artık yılı devirmişlikte, KKTC’nin dört duvarı arasında gündüzleri uyuyarak akşamları dolanarak nefes almaya çalışırken, askere gidip gitmemeyi düşünüyordu.. ÇÜNKÜ askerliğini yapmadan her hangi bir “iş” bulmasının mümkünü yoktu..
47 yıl sonra yetişen gençlerimize anca bu kadarlık yaşam hakkı sağlayabilmiştik KKTC’nin daracık sınırları içinde! ***
NE DİYORDUK? Sn. Erdoğan “müjdeleriyle” geliyor. “Hayırdır” diyelim ki hayırlara vesile ola!
Yoksa 47 yıl sonra “makûs talihimiz mi değişecek?”
Yoksa petrol ülkesi olduk da haberimiz mi yok?
Yoksa Geçitkale havaalanına konuşlanacak SİHA’lar İHA’larla yeni bir devrin kapıları mı açılacak?
Yoksa haberi işitilir işitilmez sterlin bir düşecek, Türk lirasının başı göklere mi erecek?
Artık kimse iki börgerle iki kolaya 160 TL ödemeyecek mi yoksa.. ***
YOKSA KKTC tanınıyor mu? Azerbaycan tarafından mı? Yoksa Katar mı?
Yoksa Pakistan elçilik mi açacak Lefkoşa’da? ***
HER neyse hadi rüyadan uyanalım: Ki ne diyor Meclis Başkanı Sennaroğu: “SEÇİM tarihinin belirlenmemesi ve benzer durumlarla ilgili bazı komitelerde hükümetin çoğunluğunun olmaması nedeniyle Meclis sıkıntı yaşıyor.. ***
TABİ bu açıklamayı yaparken ne yapmamız gerektiğini söylemedi Sn. Sennaroğlu. Yoksa elimizden gelen yardımı esirgemezdik..
Değil mi ama? Her yıl uğruna seçim yaptığımız Meclisimizin, kim ister ki sıkılmasını?
***
TABİ arada görev niyetine kaş yapacağım derken göz çıkaran fesatın fesatı üst kademe bürokratları da yok değil memlekette!
Mesela bunlardan biridir İstatistik Kurumu Başkanı Yardımcı Doçent Dr. Türel Özer Öksüzoğlu.
Bakın nasıl aykırı bir açıklama yaptı geçen gün: “2020 yılında yapılan “Hane Halkı İşgücü Anketi” sonuçlarına göre KKTC genelinde toplam istihdam 132 bin 355, buna karşılık 14 bin 950 kişi de işsizdir!”
Ne demek bu? Demek ki memlekette yüzde onları orsa etmiş işsizlik de var, “gizlisine” hiç ellemedik!
***
YAZA YAZA BURAYA KADAR GELMİŞKEN: Hadi esas soruna bir daha bakalım..
Önce doğruya doğru diyeyim. Bugüne kadar hiçbir “koordinatörümüz” Fuat Oktay gibi olmadı.
Sn. Oktay KKTC’nin sorunlarını adeta kendi davası yaptı..
Grak dedik su, gruk dedik et verdi! Bir dediğimizi iki etmedi. Sn. Tatar’ı elinden tuttu yanında taşıdı.. Maraş’ın açılmasına imzasını attı ki hem siyasi hem ekonomik yönden rizikoluydu hâlâ öyle. Ne var ki Sn. Tatarla birlikte sorumluluk yüklendi.. Hâlâ sorunu birlikte fakat nereye götürdüklerini bilemeyeceğim gayret içindeler..
Ki İnsan Hakları Mahkemelerinde bir başka davayı da bu kez Maraş’ı açtık diye çaktılar alnı şakkımıza! Bakalım sigaya çektiklerinde ne söyleyeceğiz? ***
ESAS SORUNA GELİNCE: Rahmetlik pederim “taşıma suyla değirmen dönmez derdi!”
KKTC taşıma suyla varolmaya çalışıyor.
Türkiye’nin vilayeti olsaydık mevcut coğrafi ve tarihi potansiyelimizle Muğla’nın Bodrum’u olurduk!
Altın gibi kumlarıyla kilometrelerce uzanan sahillerimiz hâlâ bomboş ama!
Mesarya hâlâ topraklarından fışkıracak “yeşilin” hasretiyle yanmakta! ***
ÜRETİM üretim deniyor! Ne harup ağacı kaldı ülkede hayvan yeminden kırk çeşit sanayi ürününe kadar sağılacak yararlanılacak bereketiyle… Ne 47 yıldır ekip biçtiğimiz, dürütüp yeşerttiğimiz zeytin meyve ağaçlarının gördük hayrını.. ***
NARENCİYE değil mi narenciye! Az kaldı onun da okuyalımdı canına.. Neyse ki 4 yüz beş yüz bin dönümlerden elde kalanlarıyla zevahiri kurtardık ama artık ne sarı altındır ne ihracatın umudu!
***
NE DİYORDUK: Asıl sorun nedir bilir misiniz? Toplumca “nasıl çözüm istediğimizin bile varamadığımız kararı!”
Ki buna “ulusal birliktelik” diyecektik.. Oysa bu ülkede KKTC gerçeğine bile tükürülürken; TC’nin Diyarbakır’ı kadar bile değiliz vesselam!
Eh öyle de olmamız gerekir çünkü toplumlar layık oldukları kadardırlar!
Biz işimize bakalım. Nedir işimiz hükümet kurup hükümet yıkmak bir, her yıl seçimden seçime sandıklara koşmak iki.. ***
DOLASIYLE yeri geldi soralım: Hâlâ bu cici parlamenter sistemle yola devam etmeyi mi düşünürsünüz? O yollarda daha çok perişan olacağız! Ki gün gelecek artık koalisyon hükümetleri de kurulamayacak çünkü yeni yeni kurulan siyasi partilerle barajı geçen parti kalmayacak!
“İstikbalimiz parlak” mı diyelim. Hoşunuza gidecekse öyle olsun..
































