Köşe Yazarları

KKTC’DE AŞI KARŞITLARININ BİR RAHATSIZLIĞI YOK….

Mehmet Moreket yazdı






İlk aşılar Ocak 2021’de geldi. Aradan geçti tam 9 ay. Toplumun sadece yarıya yakını aşılanabildi.

Utanç verici bir şekilde dünyada ‘tarihleri geçiyor’ diye aşı iade eden ilk ülke olduk. Bu bile pandemi sürecinin ne kadar kötü yönetildiğini gösterir; başka örnek aramaya gerek yoktur…



Dünyada aşı karşıtları kitlesel eylem yaparken, bizde öyle bir durum yok. Niye olsun ki, onları rahatsız edecek derecede bir kısıtlama, bir denetim mi var? Kim arar, kim sorar…

Adapass olayında, sadece kendi içimizde geçerli olsa da çağdaş bir uygulamaya kavuşuyoruz diye sevindik.

Hem istatistik verilerimiz ortaya çıkacaktı hem de aşıyı teşvik edecekti.

İşletmelerde adapass kontrolü da dünyayla uyumlu bir uygulamaydı, karar alındı, sonuç ortada.

Başıboş, denetim özürlü bir yönetimden ne beklenirse o oldu.

Sahtekarlıktan tutun da aşı olmama eylemini rahatça sürdürmeye kadar.

Çünkü kontroller yeterli olmadı. Uygulamayı başlatanlar bile bir süre sonra vazgeçtiler. İşlemedi. Bakıyorum, iki gündür sahte adapass yaptırttığı iddia edilenler, yurt dışına çıkacak olanlarmış. Demek sadece o noktada rahatsız oluyorlar.

Bütün dünya aşı karşıtlarına karşı yaptırım üstüne yaptırım yapıyor, onlar demokratik değil, bir tek biziz demokrat olan, insan haklarına saygılı olan, aldığımız kararları denetlemiyoruz, her şey gevşek.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden örneklere baktım, aşı karşıtlarına ne yaptırımlar uygulamışlar diye.

Bir kere genelde testler ücretli. Aşılı olana da olmayana da. Bu başlı başına caydırıcı. Bizim gibi hala olmayan paraları testlere yatırmıyorlar…

ABD öyle ileri gitmiş ki, sosyal medyada, uyarıya rağmen aşı karşıtı yazışmalar yapmaya devam edenlerin sosyal medya hesapları kapatılıyor. Örneğin California, aşı karşıtlarının simgesi haline gelmiş ama aşılama oranı yüzde 65… ABD’de kamuda ve özelde 2 doz aşı yaptırma zorunluluğu var. Yaptırmayan, kısa süreli test yaptırıyor. Reddeden ya işinden oluyor ya da market dahil hiçbir yere gidemiyor.

Almanya, benzer uygulamayı sürdürüyor, buna ilaveten geçtiğimiz günlerde, aşı olmayan ve corona’ya yakalananların iş kayıplarının ödenmemesi kuralını geçirdi. İzinli, hasta raporlu falan sayılmayacaklar, hastalıkları süresince kayıpları maaşlarından düşülecek. Devlet denetimini sıkı tutuyor, çünkü aşı olmayanlara karşı, toplumsal tepki var. Aşı olanlar, ‘aşı olmayı reddedenlerin bedelini niye biz ödeyelim’ diyorlar. Buna hastane masrafları da dahil…

Avrupa’nın tümünde AB’nin kabul ettiği “Greenpass” 1 Temmuz’dan beri geçerli. Aşı olmayan hiçbir çalışan, kamuda da özelde de işyerlerine sokulmuyor. İlle de aşı karşıtı ise, maaşlarını kaybediyorlar. Aşı karşıtlığı mazeret olarak asla kabul edilmiyor. Tüm toplu ulaşım araçlarına, gemi, uçak, tren, otobüse binebilmek için de greenpas şart. Sinema, tiyatro, eğlence yerlerine de giremiyorlar. Kapısında denetim yapmayan işletmelerin cezası da öyle bizdeki gibi 4 bin 400 lira değil, 400 ile bin EURO arasında. İşletmeleri mecbur edeceksen, cezayı da ona göre koyacaksın…

AB’den ayrılan İngiltere de 15 Ekim’den itibaren greenpass denetimine başlıyor. Bugüne kadar ülkeye girişler dışında, iç denetime geçmemenin bedeli olarak, vakalar bir türlü düşürülemedi. 16 Eylül’de Bakanlar Kurulu, tüm işyerlerinde denetimi başlatma kararı aldı.  Kararın içinde aşı olmayı reddedenlerin hiçbir şekilde ödenmeyeceği de var.

Türkiye’de ve bizde tarikatlar aşı karşıtlığının başını çekerken, Vatikan, aşı kartı olmayanı papalık devletine sokmuyor…

Kişi, yasalarla vücut bütünlüğünü koruma hakkına sahip olabilir. Ancak kamu sağlığına zarar verme suçunu da işlemiş oluyor. Başka kişilerin sağlığının söz konusu olduğu yerde, bireylerin hakkı tükenir. Anayasalar bunu öngörüyor. Bu gerekçe, şu anda konuyu yargıya taşımaya hazırlananlara kapak olsun.

Düşünün ki corona’nın son varyantlarında bir kişinin 7 kişiye hastalık bulaştırabildiği saptanmış.  Aşı olmak istemeyen, evinde oturabilir, kendini toplumdan izole eder, hepimiz de ona saygı duyarız.

Tabii bütün bunların olabilmesi için, aldığı kararları uygulayan iyi yönetimlere ihtiyaç var. Bu saydığım ülkeler, denetimi sonuna kadar yaptıkları, kimsenin gözünün yaşına bakmadıkları için aşı karşıtları da sokağa dökülüyor. Bizde var mı böyle ciddi bir tepki? Ne gezer, aşı yaptırmayanlar en az aşılılar kadar rahat, niye sokaklara dökülsünler ki?

 

YERİN KULAĞI VAR

TATAR DA FARKETTİ Mİ?:

Ersin Tatar kendini kaptırmış, “iki devletlilik” ezberini tekrar ede dursun, Türkiye Cumhurbaşkanı BM konuşmasında o ezberden bahsetmedi. “Eşit egemenlik” dedi sadece. Yıllar yılı müzakerelerde, kayıt altına alınsın diye uğraştığımız, federasyona temel olması gereken teknik bir unsur. Herkes fark etti de acaba Ersin Tatar kendi söylediğiyle, Erdoğan’ın dile getirdiği arasındaki farkı fark etti mi sizce? Etmemiş görünüyor, baksanıza “İki ayrı egemen eşit devlet siyasetinden geri adım atmamız söz konusu değildir” demeye devam ediyor…

 

2 DEVLETLİ ÇÖZÜM SÖZ KONUSU DEĞİL:

Guterres’le yapılacak görüşme öncesi ABD Dışişleri Bakanlığı “2 devletli çözümün söz konusu olmadığını” açıklayarak, “Ada’da gerilimi artıran ve çözüm müzakerelerinin yeniden başlamasını engelleyen tek yanlı kışkırtıcı faaliyetlerden kaçınılmasının önemine vurgu yaptı. Amerikalılar iki devletlilik çağırlarından endişe duyduklarını da eklediler, federasyona bir kez daha destek verdiler. Dünyada kabul görmeyen, aslında bizim bile inanmadığımız bu formülde ısrarımız, “uzlaşmaz taraf” damgası yemekten başka bir işe yaramayacak.

 

NE UTANÇ VERİCİ:

Her icraat mahkemelik, her yerde şaibe, yolsuzluk, usulsüzlük. Halk çıldırmış durumda, ülke istikrarsızlık, güvensizlik içinde, sistem durmuş işlemiyor. En sonunda mimar olan Başbakan’ı meslekten men etmek için imza toplanıyor. O rahat, herkese de endişe etmemeyi tavsiye ediyor. Bu güzel tabloyla seçim kazanacağını, bu yolu yürümeye devam edeceğini hayal ediyor. Haydi ülkeyi bırakın bir yana, bir insan kendine böyle bir kötülük yapıp, bu durumlara düşer mi? Bu nasıl bir hırs, nasıl bir inattır ki, gerçekleri de göremiyor…

 

TEK KURTULUŞ SEÇİM:

“Kaçak mazottan mı içtiler” diye soran ve Meclis Genel Kurulu’nun nisabına destek vermeyeceğini açıklayan MP Başkanı Bertan Zaroğlu; “Bugün Başbakan, ben gidiyorum dese 2000 kişi ardından gelmez” derken, HP lideri Özersay ise, “Meclis’i kapatamayan bir hükümetin Meclis’i açamamasına ne siz şaşırın ne de biz” diyerek çıkış yolu olarak seçimi gösterdi. Aslında artık bu hükümetle bu işin gitmeyeceği belli oldu. Kendi içlerinde bin parça oldular. Saner’in tek derdi kurultaya başbakan olarak gitmek. Hoş başbakan değil, cumhurbaşkanı bile olsa sonuç değişmeyecek…

 

ÇİRKİN İLİŞKİ:

Adapass sahtekarlığı devlet içerisindeki menfaat ilişkisini de gözler önüne serdi. Özellikle de Sağlık Bakanlığı bünyesinde… İlgili şirket kendince açıklama yaparken, konunun esas muhatabı olan Sağlık Bakanlığından henüz tık yok. HP Genel Sekreteri Manavoğlu ise, “Bu hizmetler nasıl alındı, detayları nedir, hesaplaşma nasıl yapıldı, denetleme mekanizması neydi?” diye soruyor haklı olarak. Bekleyin biraz, hele bir kılıfına uydursun ondan sonra açıklama yapar…

 

VERGİ LİSTELERİNİ YAYINLARKEN UTANMADINIZ MI?: Doğru dürüst bir hükümet, şu vergi listelerini yayınlamaya utanır. Hem çıkıp “para yok” diyeceksin, ondan bundan dilenecek, maaşlı, ücretlinin cebine el atacak duruma düşeceksin, çağ dışı geri kalmış bir memleket olmaya devam edeceksin, hiçbir hizmetin tamam olmayacak; diğer taraftan karısına vergiden muaf aldığı arabanın fiyatı kadar bile vergi ödemeyen trilyonerlerin listesini yayınlayacaksın. Bu listeleri o zenginlerden kat kat fazla vergi ödeyen gariban ücretliler de okuyor. Ve sizlere nasıl diş biliyorlar bir bilseniz.







Başa dön tuşu