Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC siyasetinde hareketlenme

Bu haftanın önemli olayı 4’üncü Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, Türkiye ziyareti olmuştur. Bu ziyarette, Türkiye’nin en üst düzeyde devlet protokolü uygulaması ziyarete verdiği önemi işaret etmektedir. Cumhurbaşkanlarına resmi ziyaretlerinde uygulanan en üst düzey protokolünün uygulanması, ziyaret esnasında sıcak ilişkilerin karşılıklı olarak yansıtılması ve Kıbrıs konusunda her iki tarafın verdiği birlik ve beraberlik mesajları ile en üst düzeyde her kademede büyük ilgi gösterilmesi, yüksek bir oyla seçilen Akıncı’ya ve KKTC’ye “devlet” statüsünde verilen üst düzey önemi ve değeri, dünyaya göstermesi bakımından önemli bir mesajdır.

Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer hükümet yetkilileri, çözüm sürecinin süratle başlatılması isteği hususunda çeşitli irade beyanında bulunmuş ve Türkiye’nin, KKTC’nin kabul edeceği çözüm önerisine her türlü desteğin sağlanacağı yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Çok olumlu sonuç veren bir ziyaret olmuş ve halkımızı da genelde memnun ettiği ve heyecanlandırdığı gerek KKTC gerekse Türkiye basın ve yayın organlarının yaptığı yayın ve yorumlardan ve halktan gelen tepkilerden anlaşılmaktadır.
Görüşmeler sonucu iki Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarından, iki ülke arasında yürütülmekte olan iyi ilişkilerin devamı ve yatırımlarla, özellikle asrın projesi olarak anılan su projesinin sağlayacağı yararlar yanında, esas görüşme konusu, BM Genel Sekreterliği gözetiminde 11 Mayıs’ta iki liderin yemek toplantısı ile başlayacak görüşme kapsamı ve akabinde, kararlaştırılacak tarihte Kıbrıs konusundaki çözüme yönelik görüşme sürecinde, “izlenecek yol haritası” ve bu konuda sağlanan mutabakattır.
Varılan mutabakatta, bu yol haritası özetlendiğinde, 50 yıldır sürdürülen görüşmelerin bir sonuca ulaştırılmasının şart olduğu, ucu açık görüşmelerin devam edemeyeceğidir. Müzakerelerde sıfırdan değil daha önce varılan yakınlaşmalardan başlanması lazım geldiği, Maraş’ın açılması konusu, ancak bütünlüklü bir çözümün parçası olarak Ercan Havaalanı ile Mağusa Limanı’nın dolaşıma açılması konularını da içermesi, KKTC ve Türkiye doğal gaz konusunda Rum Yönetiminin tek taraflı adım atmasına karşı olup Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından adanın tamamının yararlanması ve gelirlerin paylaşımı konusunda ortak noktaya varmak istiyor. Türkiye, garantör ülke olarak BM gözetiminde yapılacak müzakerelerde KKTC’nin çözüm yolundaki çabalarını ve çözüm önerilerini destekleyecektir.
Sayın Erdoğan, çözüm müzakere masasında olur diyerek, Akıncı ve kuracağı müzakere heyetinin yanında olacaklarını, ifade etti.
Uzun bir süreden beri Kıbrıs konusunda müzakerelerin çeşitli nedenlerle ve Anastasiadis’in görüşmeleri zorlaştırıcı şartları dolayısıyla durduğu ve adeta uykuda veya buzdolabında kaldığı malûmdur. Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçim dönemi ile hareketlenen Kıbrıs görüşme sürecinin başlaması için gerek KKTC ve Türkiye, gerek BM Genel Sekreteri Ban’ın ve danışmanları ile ABD yetkililerinin, İngiltere ve AB tarafının, müzakerelerin başlaması konusunda verdikleri mesajlar ve GKRY Cumhurbaşkanı’nın görüşme niyetinin tekrarlanması, bir ümit ve gelecek için bir ışık yakmıştır. Bu sürecin, en etkili bir şekilde dünyaya haklarımızın savunulmasında ve eşitlik temelinde hakça bir çözüm bulunulması konusunda, Kıbrıs Türk tarafının oldukça daha aktif bir süreci başlatacağı konusunda işaretler ve istekler ortadadır.
Görüşmeci olarak Dışişleri Bakanı Özdil Nami’nin seçilmesi de en isabetli bir seçim olmuştur. Gerek donanımı ve gerekse yıllardan beri bu konudaki bilgi ve tecrübesi, duruşu, genelde halkımızda takdir görmüş politikacılarımızdan biridir. Uluslararası camiadaki kurum ve yetkililerle temas ve tanınmışlığı ve yaptığı görevler süresince bu güne kadar da ara vermeden bu konularda temaslar içinde olması, son dönemde Cumhurbaşkanlığı’na gelen bilgi ve belgelerden güncel olarak haberdar olması, konuya hemen başlayabilme ve müzakereleri yürütme bakımından da büyük avantajı vardır. Ve Cumhurbaşkanı ile birlikte, siyasi eşitlik temelinde iki bölgeli, iki toplumlu, hakça bir sonuca ulaşılması, Türkiye garantörlüğü görüşlerini benimsemiş politikacılardır. Tabii ki karşı tarafın da aynı görüşlere ve gayretlere sahip olması ile sonucun alınabileceği gerçeği de herkes tarafından bilinmektedir. “Sihirbaz” olunmadığı da ifade edilmiştir.
Ancak çözüm sürecinde sürükleyici olmak önemlidir ve dünyaya kendimizi bıkmadan usanmadan anlatmak, haklarımızı talep etmek hususundaki çalışmalar ve gayretlerin, uzun vadede dünya kamuoyunu etkileyeceği de bir gerçektir. Ve bu konuda şimdiki ortam, ümit vadetmektedir.
Uzun süren sessizlikte liderler seviyesinde atılım yapılmaması kendi içimize kapalı pozisyonda haklarımızın çiğnenmesine, hem Rum hem de uluslararası camiada devam edilmiştir. Çünkü karşı taraf devlet olarak her türlü imkânlardan tek başına yararlandığı için umurunda değildir. Türk tarafının proaktif bir politika uygulaması, özellikle hakları yenen ve çiğnenen taraf olarak, bizim lehimizedir. BM Genel Sekreteri Ban’ın da ifade ettiği “bu kritik aşamada”, göreve gelen lider ve görüşmeci yetkililerin çözüme inanması, Türk tarafının halkın istekleri doğrultusunda sürükleyicilik fonksiyonunu güçlendirecektir. Bütün bunlara rağmen, karşı taraf uzlaşmadan uzak duracaksa, o zaman politikaların ne yönde değiştirilmesi gerektiği de herhalde gözden geçirilecektir. İlelebet çözümsüzlük Kıbrıs Türk halkını her yönüyle ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan yıpratmaktadır.
Bu dönemde, Sayın Mehmet Ali Talat’ın da aktif politika içine gireceği kesinleşmiştir. Kıbrıs konusundaki bilgi ve deneyimi ve döneminde bizzat görüşmeleri liderlik seviyesinde sürüklemesi ve Türk tarafının hak ve hukukunun çiğnendiği konusundaki çabalarının, uluslararası camiada yankı bulduğu bilinmektedir. Döneminde gerek BM gerekse AB çeşitli organlarında alınan bazı kararlarla da teslim edildiği ve bazı konularda adımlar atıldığı da bir gerçektir.
Bu çerçevede, BM Genel Sekreterliği himayesinde yeniden başlanacak toplumlararası Türk-Rum görüşme sürecinin hayırlı olmasını dileriz.