Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bazılarımız “erik ağacı” gibi

Bilmeyenlere ya da unutanlara hatırlatalım.

Her ilkbaharda ısıdaki en ufak bir artışta güzel havaya aldanıp çiçek açar erik ağacı.

Doğanın bana göre en kolay gaza gelen canlılarından biridir.

İstanbul’da bizim evin bahçesinde iki tane var, oradan biliyorum.

Çiçek açınca, geç karşısına seyret o kadar güzel ve umut verici ki.

Allah’ım dersin o kadar budama, çapalama, sulama, ilaçlamadan ve kardan kıştan koruma önlemlerinden sonra en nihayet bu sene tamamdır.

Bu kadar çiçek açtı bu sene kim yiyecek bu kadar eriği diye de hesap yaparsın. En nihayet turnayı gözünden vurduk, erik reçeli bile yaparız diye rüyalara dalıp gidersin.

Ama arkasından hemen gelen hafif soğuk ve gece bastıran don ile her sene ayni film sahnelenmiş oluyor gözümün önünde.

Dur hele hemen çiçek açma demeye kalmadan her sene ayni hüsran.

Ben elli yıldır bitmeyen soruna, Akıncı seçildi diye, hemen geçmiş zaman muamelesi yapmaya meyil edenleri erik ağacına benzetiyorum.

Onlar da Kıbrıs sorunundaki çözümün bizim elimizde olduğunu düşünüp hemen gaza gelen dünyadaki diğer canlı türüdür herhalde.

İstatistik ilmi açısından bakılırsa kendilerine göre bir haklılıkları var bu hemen gaza gelip “çiçek açanların.” Her başarısızlığa uğrayan çözüm denemesinden sonra ilerisi için çözüme ulaşma olasılığı artıyor. Kolay değil 50 yıl oldu. Ha gayret eninde sonunda tutacak tahminleri.
Kıbrıs ile ilgili olan algıdaki her olumlu gelişmeyi altını doldurmadan bir şekilde anlaşmaya ramak kaldı diye iflah olmadan yorumlayanlar da var.

Halbuki uzağa gitmeden Annan planına 75% hayır diyen kesim nasıl ikna olacak diye düşünseler, önümüzdeki yolun çok zorlu olacağını anlarlar.
Ama nafile bunlar da bizim “yerli akil adamlarımız” herhalde.
Erik ağacı gibiler.

Her seferinde iki taraftan birinde değişen “lider” ile birlikte aynı hikayeyi karşılıklı anlatarak farklı bir sonuç elde etmeyi umut ediyorlar.

Ayni şeyi yapıp farklı sonuç beklemeye ne denir?

Bunun da cevabını versinler.
Gerçek olan şu ki, “liderler” değişse ve iki taraf da hiç olmadığı kadar ekonomik açıdan kötü durumda olsa da tabiri caizse çözüm masasındaki “malın ayni mal olduğu” hepimiz tarafından biliniyor.

Akıncı’yı seçerek bu halk iki hafta önce birilerine ders verdi. Hatta birilerine ders vermek adına aradan Akıncı’yı çıkarttı bile denilebilir.

Ama Akıncı’ya çözüm için oy verenlerin de bu işin çözümsüzlüğünün bizden kaynaklanmadığını anlayıp bir süre sonra bakalım Akıncı ile birlikte bu durumdan ders çıkartacaklar mı?

Elli yıla yaklaşmış olsa da büyük umutla başlayıp başarısız sonuçlanan her denemenin çözümsüzlüğü pekiştirdiğini unutmayalım. Bu realitenin bu sorunu çözmek istediğini düşündüklerimiz de emin olun farkında.