Bütün pedagojik yaklaşımlar eğitimin anne karnında başladığını söyler. Hal böyle iken demek ki annenin eğitimde önemli bir rolü vardır. Kimi pedagojik yaklaşımlar bunu daha sonra “eğitimde ailenin önemi” şekline dönüştürdüyse de, çocuğun eğitiminde anne önemli bir yer tutar.
Çocuğun gelişim sürecine baktığınızda 0-3 yaş dönemi zihinsel gelişimin %80’inin tamamlandığı dönemdir. Bu süreçte çocuk doğal olarak anne ile daha fazla vakit geçirmektedir. Tabii ki bunu günümüz dünyasında ne kadar gerçekleştirebildiğimizi sorgulamak gerekiyor. Bu dönemde çocuğun annenin yardımı ile edindiği deneyimler zihnin uygun yerlerine kaydedilir ve öğrenilmiş davranışlara dönüşür.
Anne çocuğun tüm gelişim döneminde en yakınındadır. Okul döneminde bile anne önemini yitirmez. Sosyal medyada çok sık rastladığım ve anneler ile öğretmenler arasındaki diyaloğu ifade eden, sloganlaşan şu cümle her şeyi anlatıyor; “Anneler şu an iyi öğretmen arayışındadır. Bilseler ki biz öğretmenler de iyi anne arayışındayız. Çünkü annenin eğitemediğini eğitmek çok zor.” İşte bu cümle annenin bir çocuğun eğitim sürecindeki önemini açıklıyor.
*******
İyi güzel de hayat her zaman kitaplarda yazıldığı gibi gitmiyor. Eğitim de öyle… Yani bizim kuşağın(45-55 yaş arası) çocukluğu ya savaş ortamında ya da hemen savaş sonrası döneme rast gelir. Yokluğun, fakirliğin, çatışmanın kol gezdiği bir dönem… Böyle bir dönemde çocuklar ne çocukluğunu yaşayabildi ne de analar tadıyla çocuklarını sevebildi. Korku içinde geçen bir dönem işte…
Bundan dolayı değil mi ki, toplumumuzda “bizim yoktu, çocuklarımızın torunlarımızın olsun” diye diye yanlış bir pedagojik yaklaşımı takip ediyoruz. Bugünün çocukları her şeyi çok erken elde ettiği için doyumsuz, mutluluğu kısa süren birer birey olarak karşımızda duruyor. Bugünün çocukları anneye babaya yaptıramadığını, neneye dedeye yaptırmıyor mu?
Bugün biz çocuklarımızın her şeyini onun yerine yapmıyor muyuz? Sonra da çocuklar kendi ayakları üzerinde durması gerektiği dönemde duramadığında da şaşırıyoruz. Çok iyi bilgisayar kullanan ama elmayı kesemeyen bir nesil yetiştiriyoruz. Sokakta oynamayı bilmeyen, oynaması için de teşvik edilmeyen bir nesil var önümüzde…
Ne! “bizim yoktu onların olsun” diye…
Ben bunları yazıyorum ama ben de bu toplumun bir parçasıyım ve bu konuda payıma düşen sorumluluğu alıyorum ve sözü Prof. Dr. Üstün Dökmen hocaya bırakıyorum:
Geleceğin suçlusunu yetiştirmenin 8 basit kuralı!
1-Küçükken daha, çocuğa ne isterse vermeye başla! Ki, herkesin onun geçimini sağlamakla mükellef olduğuna inansın…
2- Fena sözler söylediğinde gül! Ki, kendisinin akıllı olduğuna inansın…
3- Ona düşünmeyi, beynini kullanmayı öğretme sakın! Bırak, on sekizine gelince kendisi karar versin…
4-Yerde bıraktığı her şeyi kaldır: kitaplarını, giysilerini, pabuçlarını… Onun için her şeyi sen yap! Ki, sorumlulukları hep başkalarına yüklesin…
5- Onun önünde sık sık kavga et! Ki, bir gün aile parçalanırsa pek de şaşırmasın…
6-Ona istediği kadar harçlık vermekten kaçınma! Asla kendi parasını kazanmanın ne demek olduğunu öğrenmesin…
7-Yiyecekmiş, içecekmiş, konformuş, tüm arzularını yerine getir! Ki, istediklerini her zaman elde etmeye şartlansın…
8-Komşulara, öğretmenlere, polise, vs. karşı hep onun tarafında ol! Ki, hepsine karşı ön yargılarla davransın…
Evet evet, bütün bunları yap! Ki, günün birinde onun başına bir bela gelirse kendinden özür dile, ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığın için kendine teşekkür etmeyi de ihmal etme sakın!..
































