Orada duracaksın! Burası kimsenin babasının çiftliği değil. Burası bir hukuk devleti, bilmeyen öğrenecek, öğreteceğiz…
Öyle efelenmelerle falan bu ülkenin hukuk düzenini delemezsin… Buna ne haddin var, ne de yetkin…
Kudret Özersay gayet güzel açıkladı. LAÜ bir Vakıf… Ve bir vakıfta mütevelli heyetine seçilmenin koşullarından birine bu atanan kişi uymuyor, nokta!
Ha, o madde oraya keyfi olarak da konulmamış. Vakıflar bu ülkede Osmanlı’dan beri var ve yöneticilerinin de nitelikleri vakıfın amacına uygun olarak belirlenmiş…
Ortada bir mahkumiyet kararı varken kimse çıkıp da hala daha “Atadım, oldu bitti, size mi soracağım” diyemez…
Burada senin vicdanının, senin vefa borcunun hükmü yoktur, burada geçerli olan kamu vicdanıdır, o da hukuktur…
Arıklı’nın davranış kalıpları belli. Şimdi öğrenmiyoruz bunları. Ama bir yere kadar. Hukuk tanımazlık noktasında duracak, durmazsa durdurulacak.
Dün Meclis’teki rezaleti hep birlikte izledik. Aynen partisinin içinde, kendine muhalefet edenleri partiden atacağını söylediği gibi. Sıkıştığı anda, hukuk dışı, demokrasi dışı birtakım işlere tevessül ediyor. Hatta tehdide, hakarete başlıyor… “Dilinizde sigara söndüreceğim” diyor, sonra özür diliyor, devam ediyor, milletvekili bile seçiliyor.
Her neyse, burası malum. Ama bir hükümet yok mu ortalarda? Bu sorumsuzluk tek başına Arıklı’nın mı? Herkes istediğini yapabiliyor mu? Başbakan nerede? Bu atamayı Arıklı kimseye sormadan mı yapmış? Böyle mi yürüyor KKTC’nin 36. Hükümetinde işler?
Dün koltuklarından kalkıp, sırtını sıvazlayan saygıdeğer Bakanlar ve de Başbakan bu olayın neresindedirler. Asıl vahim olan bu…

Muhalefet de artık normal yollardan muhalefet etmeyi bırakacak.
Ne sosyal medyadan eleştiri yapmak, ne de Meclis kürsüsünden eleştiri yapmak bu hükümeti doğru yola getirmeye yetiyor.
O halde aynen bu durumda olduğu gibi, işi uzatmadan yargıya gideceksin.
Gideceksin ki, bu ülkenin sisteminde birileri delik açmaya cüret edemesin.
Derhal yargıya gideceksin ki, kendini memleketin ağası sananlar haddini bilsin, böyle bir şeyi bir daha kimse aklına getirmesin. Geçen her gün bu ayıbın, bu erozyonun devamı demektir. İncir ipi gibi tartışmalarla sürdürülecek bir durum değil. Bu ülkenin temel taşının, dayanak noktasını ortadan kaldırma niyetlerinden bahsediyoruz.
Yan basana haddini yargı yoluyla bildirmez, onu durdurmazsan, arkasından neyin geleceğini asla tahmin edemezsin. Çok ciddi bir ihlalle karşı karşıyayız. Bu noktada eğer bu atama geri aldırılmazsa, sorumluluk herkesin olacak.
Mesele atama işiyle sınırlı değildir. Arıklı meselesi de değildir. Artık herkes bilmelidir ki, bu adanın kuzeyinde, hukuk devleti tehdit altındadır. Tepkimizi yoğunlaştırmamız gereken, budur. Yapılan basit bir örnek değildir. Bu bir niyettir, bu çok tehlikeli bir politikadır.
Kuzey Kıbrıs’ın demokratik hukuk devletine uzanan eller geri çektirilmelidir. Hem de hemen…
YERİN KULAĞI VAR
SANER’E YAKIŞIR:
Tepeden inme parti başkanı, ardından rüyasında görse inanmayacağı şekilde başbakanlık koltuğuna oturtuldu. Sırf koltuk uğruna, bir yamalı bohça hükümeti kurdu. Dün Başbakan Yardımcısı yaptığı kişinin o koltuğa ne kadar yakıştığına bizlerle beraber kendisi de şahitlik etti. Koltuk için bunlara katlanmaya değer miydi Sayın Saner? Milletvekillerine “utanmaz, terbiyesiz” diye bağırırken hiç mi yüzünüz kızarmadı. Belli ki yaşananlardan pek rahatsız olmuş değildiniz. Göreceksiniz, günü geldiğinde vatandaş tüm bunların hesabını size soracak…
UYANIN ARTIK:
CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, güven yaratılamadığı takdirde, kararlara uymamanın gündeme gelebileceğini, bunun da ülkeyi bir kaosa sürükleyeceğini ve ekonomik krizin, sosyal patlamalara dönüşeceğini savundu. E, oldu bile. Vatandaş sokağa döküldü. Bu teslimiyetçi hükümetten hala bir şey yapmasını bekleyemezsiniz. Bunların o koltuklara kimler ve ne için oturtulduğu belli. Ülke elden gidiyor uyanın artık…
BU HERKESİN AYIBIDIR:
Bir konuda politika üretirken, her türlü şartı da göz önünde bulundurursun. İktidarlar, dünya görüşüne uygun politikalar takip eder. Özel sektörde örgütlenmenin zorunlu hale getirilmemesi, KKTC’de en uzun süre hakim olan zihniyetin bir ürünüdür. Peki ama bunun dışındaki iktidarlar neden bu düzenlemeyi yapmamıştır? Sermayeyi kayıran bu uygulamanın sonucu işte bugün bir felaket olarak ortada duruyor. İnsanlar sokağa atıldılar ve ses çıkaracak örgütleri yok. Turizm emekçileri, talepleri patronlarla uyuştuğu için örgütlenebildiler. Ya diğerleri?
“1000 BEŞ YÜZLÜ HÜKÜMET”:
Sadece memleket değil, sokaklar da yangın yeri. Sokaklarda adeta isyan var. Verdiği hiçbir sözü tutmayan, sürekli olmayacak sözler veren Saner, sonunda milleti sokağa dökmeyi başardı. Hani vereceği katkı da öyle pek matah bir şey değil. Koltuğa oturduğu günden beridir belki de on kez “ödeyeceğim” dediği ama bir türlü ödemediği 1500 lira. Dünkü eylemde taşınan bir pankart aslında bu hükümeti çok güzel anlatıyordu. “1000 beş yüzlü hükümet”… Beceremediği görevi bırakıp gitmenin de bir erdem olduğunu birilerinin Saner’e anlatması gerek…
AŞI YOK!:
Sen basında yazıyorsun, yönetenler “it ürür, kervan yürür” diyor herhalde ki, ciddiye bile almıyorlar. Bir daha soralım, iş çevreleri para toplayalım, aşı getirtelim dediler mi, dediler. Bu aşı denen nesneye Türkiye bile aracılarla ulaşmıyor mu? Finansmanı sağlayıp, aynı yolla getirmenin önündeki engel nedir? Başbakan itiraf etti, “Yeni bir aşılama yapmıyoruz. 20 bin aşının tümü ikinci doz aşıların tamamlanması için kullanılıyor”. Türkiye’de aşıya ulaşım sorunlarından dolayı, yeni aşı programının sonbahara kaldığını duyuyoruz. E, ne olacak? Günde 7 bin PCR’la mı açacağız ülkeyi?
UÇAKTA, GEMİDE TEMASLAR NE OLACAK?: Çok merak ettiğim bir konu var. Dün de yazdık, yurt dışından gelişler artmaya başlayınca, pozitif gelen de artmaya başladı. Ev karantinası başlasa da, gelenlerin test sonucu çıkana kadar izole edilmesi şart. Merak ettiğim şu; uçaklarda sosyal mesafe diye bir kural yok. Peki bu pozitif çıkanların uçakta temas ettikleri? Bunlar da takip edilecek mi? Şimdilik hepsi birden karantinaya giriyor, ya ev karantinası çıktığında ne olacak?
































