KTTO’nun son yayınlarından, DAÜ Öğretim Görevlileri Dr. M. Besim ve Dr. K. Sertoğlu’nun kıymetli emeklerle hazırladığı, 2013-14 Kuzey Kıbrıs ekonomisi rekabet edebilirlik raporu, ülkedeki bazı çarpıcı göstergeleri önümüze koymaktadır.
Raporda, her alanda reforma ve değişime olan ihtiyaca vurgu yapılmaktadır. Dünyadaki diğer gelişmekte olan ülkelerin, genel sorunu olan düşük rekabet edebilirlik ve yapısal sorunların 2002’den bu yana dünyadaki bol likiditeden yararlanarak örten, sıcak para ile gelen yükselme ve gelişim döneminin, aslında ekonomilerin yapısında sağlamlaşma veya dengeli gelişmesinden kaynaklanmadığını, bunun dıştan beslenen bir refah seviye görüntüsü olduğunu ortaya koymaktadır. KKTC’de olduğu gibi, artan TC yardım ve kredilerine dayalı gelişme.
Bu raporda spesifik olarak KKTC incelenmiş ve fert başına düşen milli gelir yüksekliği, KKTC ile aynı seviyede olan ülkelere bakıldığı zaman rekabet edebilirlik açısından, KKTC’nin en azından 40-50 veya 60’lı sıralarda olması gerekirken, 146 ülke sıralamasında 118ci sırada olması yaşam seviyesi ile mevcut ekonomik yapının ve rekabet edebilirlik açısından standartların çok gerisinde olduğunu göstermektedir.
Burada 2000’li yıllardan sonra gelen ani dış kaynaklı büyümenin şişme ve dışsal etkilere ve dış kaynaklara bağlı olması yanında, standartların yükseltilmesi ve kamu reformu dahil her alanda reformların paralel olarak geliştirilmediği, verimlilik ve etkinliğin arttırılmadığının altı çizilmektedir. Kuzey Kıbrıs’tan daha düşük yarı yarıya milli gelire sahip Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Makedonya ve daha bu seviyedeki bir çok ülkelerle fert başına milli geliri 1,500 – 2,000$ arasında olan Hindistan, Zambiya, Vietnam, Filipinler, Sri-Lanka gibi ekonomik ve mali gelişmişlik düzeyi KKTC’den epeyce düşük ülkeler, rekabet edebilirlik açısından KKTC’den az da değil 50-60 sıra daha yüksekte görülmektedir. Kuzey Kıbrıs’ın 14 bin küsur $ milli geliri ile Afrika’nın en fakir ülkeleri ile rekabet edebilirlik açısından aynı yapı içinde olması, milli gelir artışı sağlanırken buna paralel olarak ve birlikte her yıl tedrici olarak gerekli yapısal değişikliklerin, yasal önlemlerin, idari yapıda reformun, gerekli teşkilatlanmanın, idarede uygulama ve takibin, verimlilik ve etkinliğin, denetim ve her sektörde gerekli ciddi yapılanmanın ve kurumsallaşmanın hükümetlerce gerçekleştirilmediği, gelişen ekonomik yapı içinde gerek resmi kuruluşlarda gerekse özel sektörde ehliyete, liyakate, verimliliğe önem verilmediği, rekabete açık şartların geliştirilmediği, ciddi kurumsallaşmaya gidilmediği, rekabet yasalarının, tekelciliği önleme yasalarının ve ilgili mevzuatların geçirilmediği, geçirilenlerin de teşkilatlandırılıp uygulanmadığı yönünde vurgular vardır. Maliyetleri yükselten hizmetlerde düzenleme yapılmamasından dolayı halkın sırtına ağır yük haline geldikleri, yükün hafifletilmesi yerine daha da arttırılarak devam ettirilmeye çalışılması ve piyasada oluşan monopollerin maliyetleri yükselterek, ve benzer nedenlerle, KKTC’nin R.E.B açısından en alt sıralamaya düştüğü, üzülerek görülmektedir.
Bu rapordaki tablolarda Dünya Ekonomik Formunun geliştirdiği 12 değişik bölüm altında tasnif edilen rekabet edebilirlik ölçümünde, Kuzey Kıbrıs’ın en alt sıralarda yer almasına neden olan 12 başlıktan, biri olan, “işletme gelişmişliğinde” 139’uncu sırada, “piyasa büyüklüğünde” 143’üncü , “ürün piyasasının etkinliğinde” 130’uncu , “işgücü piyasasının etkinliğinde” 129’uncu, “makroekonomik istikrarda” 124’üncü yani 146 ülkenin içinde bu başlıklar altındaki değerlendirmelerde en altta olmamız, göreceli olarak daha iyi olan başlıklarla birlikte ortalamayı 118’inci sıraya düşürmüştür. En iyi olunan alanlar “sağlık ve ilk öğretim” 67’nci, “teknolojik hazırlık” 74’üncü ve “finans piyasasının gelişmişliği” 77’nci sırada, “yüksek eğitim ve öğretimin” 92’nci ve diğer, kurumlar, altyapı ve inovasyonda 100 küsurlu sıra ile ortalama 118’inci sıraya oturmuşuz. Yukarıdaki sıralamaya bakarsak işletmeler gelişmişliğinin, piyasa etkinliğinin, makroekonomik istikrarın sıralamada en alt seviyede olduğunu görmek genel bir seferberliğe ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Hükümetlerin, yıllar içinde milli gelir ve ekonomik faaliyet kapasitesinin artışına paralel olarak yeni bir plan ve program çerçevesinde yasal, idari ve her sektörde alınacak önlemleri sıra ile yürürlüğe koymak üzere, hem kamuda hem özel sektörde uluslararası öngörülen standartları ve kaliteyi yükseltmek yönünde bütünlüklü bir politika tespit ve uygulamasına ihtiyaç olduğu ortadadır. Tabii bunun zamana ihtiyacı olduğu kadar koalisyon hükümetinin bütünlüklü düşünce ve hareketle uzun vadeli planlı programlı ve kararlı uygulamalara ihtiyacı olacaktır. Sadece kamuda değil tüm ekonomik yapıda özelde de aynı kriterlerin uygulatılması gereği, yukarıdaki göstergelerle, ortadadır.
İşletmelerdeki teknolojilerin hızlı adapte edilmesi ihtiyacı, inovasyon ve iş piyasasındaki etkinlik kadar, emek piyasasındaki etkinliğin de aynı derecede önemi vardır. Yani Hükümetin sunması gereken imkanlar kadar bütün kesimlere düşen görevler vardır. Şimdi bunu yazarken batmış veya çöküntüye giden bazı kurum çalışan temsilcilerine de görev ve sorumluluklar düşmektedir. Örneğin Lefkoşa belediyesinin mali durumu ortada iken aşırı şişmiş kadrosu ile hizmetlerinin en dipte olduğu bir dönemde, haklı talepleri dışında, bitmeyen talepleriyle halka daha büyük külfet yükleyen isteklerle kurumları batırmaya karşı, her işletme ve kurumda ‘hayır’ demek idarenin görevi, halkın da buna desteği gereklidir.
Kurumsallaşma, şeffaflık ve hesap verebilirlik, hizmetlerde ehliyet ve verim, adalet bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu gerekliliklerdir.
Cuma günü Dışişleri Bakanlığı’nda sunumu yapılan 2014-2016 AB müktesebatına uyum programı bilgilendirme konferansında kamu reformu dahil 83 yasanın hayata geçirilmesinin planlandığı bunların 30’unun son üç ayda geçirildiği ve diğerlerinin de geçirileceği ifade edildi. Ülke için sevindirici. Geleceğe yönelik AB standartlarına uyum açısından ümit verici olumlu gelişmeler. Aynı oranda uygulamanın da önemi vurgulanmıştır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























