Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC ekonomi ve mali uygulama sonuçları

2015 Yılı sonu itibariyle çıkan resmi sonuçlara göre, KKTC’nin  ekonomik ve mali açıdan genel bir değerlendirmesini yapmak istersek, ekonomide 1977 sabit fiyatlarıyla büyüme % 4.1 olmuştur. Ancak TL’sındaki değer kaybı dolayısıyla dolar değerinde gerek toplam GSMH’da gerekse fert başına düşen milli gelir’de 2014’e göre, 2015 yılında oldukça düşme vardır. 2015 yılı sonu itibariyle geçen yazımda sektörler itibariyle değişimin ve büyümenin henüz kesin hesaplarının çıkmadığını ve bu nedenle TC Büyükelçiliği raporunda da tahmin olarak verildiğini belirtmiştim. DPÖ’deki arkadaşlardan bu üç tablonun da 2015 sonuçlarının çıktığını hatırlattılar. İnternete girdiğimde teyit ettim, ya gözümden kaçtı veya internetin azizliğine uğramış olabilirim. İnşallah yakında 2016 gelişme sonuçları da çıkar ve güncelleşiriz. DPÖ’ deki Yönetici arkadaşlara ve bürokratlara siyasi iktidarlarca teşkilatlanma, takviye, veri toplamada etkili olacak teknik imkânlar verildiği  takdirde istenenleri en iyi şekilde çıkaracaklarına  inanırım.

GSMH sonuçlarına göre, 2014 yılında dolar bazında toplam GSMH 4 milyar$ iken, 2015 yılında 3.6 milyar$, Fert başına düşen milli gelir ise 2014’de 15,109$ iken, 2015 yılında 13,457$’a düşmüştür.  KKTC’de her şey dövize bağlı olduğu cihetle fiili hayatta mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışa karşılık, diğer yandan toplam ve kişi başı milli gelirin de azalmasıyla, hane halkının düşen satın alma gücüyle hayat seviyesini etkileyen önemli bir gelir düşüşü ile satın alma gücü düşüşü gerçekleşmiş oldu.

2015 yılı ekonomik ve mali gösterge sonuçlarına göre gerek İthalatta gerekse ihracatta da dolar bazında daralma oldu. Enflasyon ise 2014’e göre 2015’de yükseldi.

2013-2015 Dönem programı uygulamasında  istikrarsız ve çarpık bir büyüme oldu.

Ana gıda dışında elzem tüketim maddeleri olan akaryakıt ithalatında ve elektrik tüketiminde düşüş oldu. Bu da satın alma gücü zayıflamasının sonuçlarıdır.

İhracat artmak bir yana gittikçe düşerek 118 milyon$ gibi çok düşük bir rakama gelmiştir ki son üç yıllık dönemde ithalatımız 1.8milyar$ ile 1,5milyar$ (2015) arasındadır. 2015’de ithalatta da düşüş olması, iş hacminin daraldığını göstermektedir. Zaten düşük olan İhraç ürünlerinde hem değer olarak hem hacim olarak son yıllarda daha da düşüş var, ayrıca en önemlisi geçmiş yıllarda 30-40 çeşit mal çeşidi yerine,  esasta 3-4 çeşit kaleme düşmüş olmasıdır. Çeşitlilik de kalmadı, endişe verici bir azalma oldu. Toplam ihraç miktarı olan  118 milyon doların 81 milyon$’ı narenciye, hellim ve rakıdır ki narenciye ile hellim ihracı da devletin desteğine muhtaç, önemli miktarda ihracat teşvikleriyle yapılan mal ihracatlarıdır. Geriye kalan 3-5 kalem ise her biri, bir iki milyon$ değerine düşmüş muhtelif tarım ürünleri ve çok az konfeksiyondur.

Ticaret açığı her yıl olduğu gibi hizmet sektörlerinden gelen gelirle giderilmektedir.  En büyük kalemler olarak da bilindiği üzere eğitim ve turizmdir. Ve ayrıca sermaye dengesinde olumlu pozisyona katkısı olan da TC yardımlarıdır.

Mevduatlarda; Her yıl olduğu gibi 2015’de de artış söz konusu olmakla beraber, yurt içi mevduatın krediye dönüşme oranı ise diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere ve Türkiye’ye göre çok düşüktür. % 120-140’lara karşın KKTC’de % 78-80 civarında. Özellikle de kullandırılan kredilerin büyük bir kısmı tüketim kredilerine, şahsi ve mesleki borçlara yöneliktir. Yatırımlara yönlü kredi oranı ise toplam kredilerin % 1’ i civarındadır.  Mevduat yükselmekte ancak ülke yatırımlarına dönememektedir. Çarpık bir yapıda gelişme söz konusudur. Yerel tasarruflardan ülke kalkınması için yararlanılamamaktadır

İşgücü alanında sorunlar;

2015 yılında, 313 bin olarak verilen nüfus içinde çalışma çağındaki nüfusun 239 bin olmasına göre, çalışan sayısının fiilen 103 bin olarak tablolarda yansıması, işgücüne katılım oranının çok düşük olduğunu göstermektedir. Bu durumda işgücüne katılım oranı % 43 oluyor. Türkiye’de işsizlik daha yüksek olduğu halde işgücüne katılım % 51, AB ortalaması ise % 65, Almanya’da % 73’tür.

%43 işgücüne katılım oranının düşüklüğü kanaatimce kayıtsız işçilerin çok yüksek olmasından kaynaklanmaktadır. % 43 katılım oranının bu kadar düşük olması yanında  % 8 küsur işsizlik oranı ise çelişkili ve düşündürücüdür, gerçekçi değildir. Bu durumda işsizlik oranının çok daha yüksek olması bizim gibi eğitimli bir ülke insanının iş hayatına katılım istememesi gibi bir sonucun çıkması olağan ve mantıklı değildir. Esasen genç işsizlik oranının DPÖ kayıtlarına göre % 19.6 olması, işin vehametini ortaya koymaktadır.

10 yıl önce İşgücüne katılım oranı % 53’ün üstünde iken gittikçe düşerek % 43’lere düşmesi kanaatimce gittikçe işgücündeki  ‘Kayıt Dışılığın’  çok arttığını açıkça belirten bir göstergedir .

Her alanda istihdam kayıtlarında eksiklikler ve istihdamların kayıtlı olmaması yanında sigorta primlerinin de yatırılmaması, hem işçi güvenliği hem de sosyal haklarının  gasbı açısından sorun hem de sosyal sigortaların çıkmaza girmesi ve sürekli her yıl artan miktarda devlet desteğine muhtaç olması, gelir ve vergi kayıpları açısından da büyük bir tehlike olarak karşımızda durmaktadır.  Geldiğimiz bu durum ve devlet ihmalleri gelişmiş ülkeler ve AB kriterlerinden gittikçe uzaklaşarak en adaletsiz ve en geri ülkeler seviyesine doğru gitmekte olduğumuzu gösterir.

Ayrıca,  kayıtlı istihdamlarda bile resmi ağızlardan yapılan açıklamalarda da % 33-35 oranındaki çalışanların sosyal sigorta primlerinin yatırılmamakta olduğudur.  Ve bu hususlar kaç yıldır tekrarlandığı halde iyileştirme yerine gittikçe kötüleşmekte ve kayıt dışılığın daha da artmasına göz yumulmakta olduğu çıkan resmi rakamlardan okunabilmektedir.

Bu şartlarda ekonomik ve mali açıdan ve sosyo-ekonomik yapının iyileştirilmesi bakımından daha ileri gitme ihtimalimizi de gittikçe  azaltmaktayız. Tabii ki bütün bu çıkan sonuçlar, Hükümetlerin idari zafiyetlerinden kaynaklanmaktadır. Denetim mekanizması ve ciddi bir takip uygulanmadıkça bu sorunların çözülmesi mümkün değildir.  Bir de ciddi iş insanlarının yasalara uyanların ve mükellefiyetlerini yerine getirenlere de karşı da, yerine getirmeyenlere verilen toleranslarla haksızlık yapılmakta ve yasalara uyanlara caydırıcılık aşılanmaktadır.

Devlet Bütçesi;

Bütçe yapısına baktığımızda, toplam bütçe gelirlerinin büyük bir kısmının, son yıllarda çıkan kesin sonuçlarına göre, ortalama % 80’i dolaylı vergiler, fonlar ve vergi dışı gelirlerdir. Ortalama % 20’si civarı da gelir vergisi ve kurumlar vergisidir. Bunun % 15 civarı çoğunluğu ücretlilerden gelir vergisi, % 5-6’sı civarı da kurumlar vergisidir. Yani bütçe gelirleri pahalılık ve adaletsizlik yaratan dolaylı vergilere dayandırılmaktadır. Bu konuları detaylı olarak rakamlarla çok defalar yazılarıma konu etmişimdir. Bu gün sadece genel mali tablonun ne olduğu açısından bütünlüğü bozmamak için sadece değinmeyi gerekli gördüm.

Bu durum, yani dolaylı vergilerin artışı, 2001 yılında batık veya batırılan banka olaylarından sonra alt üst olan KKTC ekonomisi yanında alt üst olan bütçe yapısından kaynaklanmaktadır. Mudi ödemelerinin devlet bütçesinden ödenmesi sonucu, bütçenin hem ekonominin önemli ölçüde gerilemesinden kaynaklanan gelir eksikliği, hem de direk devlet bütçesinden ödenen mudi ödemeleri dolayısıyla artan yüksek harcama miktarları ile, Bütçenin 2001 ve 2002’lerde % 50 ve % 52 oranında açık vererek bu oranda TC Yardımlarına dayalı duruma gelmesinden sonra, bütçe açığını azaltmak için gelir artışında tahsilatı kolay olan dolaylı vergilere yüklenmekle başladı.

2001’den önceki yıllarda Yerel bütçe gelirleri içinde dolaysız vergiler % 50’nin üzerinde % 60’lara kadar varan oranlarda ağırlıkta olup, dolaylı vergiler miktar ve oran olarak daha az % 40’larda idi.

Batık banka olaylarından sonra bu derece bozulan bütçe dengesini,  2-3 yıl sonra toparlama sürecine girilmişse de zaman içinde acil gelir eksikliği,  dolaylı vergilere dayanılarak aşılmaya çalışılmıştır. Ancak son yıllarda gittikçe artan oranda dolaylı vergilere daha da ağırlık verilerek bütçe açığı azaltılmaya çalışılmaktadır ki bu da adaletsizlikleri ve sosyal sorunları ve pahalılığı artırmaktadır..

Denetim ve vergi idaresinde etkinlik sağlanması için siyasi iradenin ortaya irade koymasına ihtiyaç vardır. Başka türlü bu yapı değişemez. Çünkü kayıt dışılık çoktur ve her alanda her geçen sürede daha da artmaktadır. Yani bu günkü yapı Kayıt dışılığı önlemekle sağlanabilir. Devlet bütçesindeki Gider fazlalığı da bundan kaynaklanmaktadır. En başta örnek sosyal sigortaların tahsil edemediği primler ve kayıtsız istihdamlardan kaynaklanan gelir eksikliği dolayısıyla her yıl artan devlet katkıları ile kurumlara yapılmakta olan takviyelerdir.

TC Yardımları;

Burada dile getirilmesi gerekli önemli bir konu da TC Yatırımlarının son yıllarda bu kadar yatırım ihtiyacına karşılık kullanılamamasıdır. TC Büyükelçiliğinin yayınladığı son raporunda da 2014’den , 2015’den 2016’ya intikal eden kullanılmayan ödenekler 305 milyon TL olarak büyük bir miktar görülmektedir.  Ayrıca 2016 Bütçesinde de öngörülen TC kaynaklı yatırım 364 milyon TL öngörülmüştü.  2016 Bütçe uygulama sonuçlarına baktığımızda ise, 81.7 milyonTL harcandı. Yani bu uygulamalardaki Hükümetlerin ihmalini nasıl yorumlayabiliriz? Hükümetlerce Halka hizmet etmede bir taraftan ödenek yok, para yok şikâyetlerine sığınılırken, çıkan bir çok resmi raporlarda ve Bütçe Dairesinin her ay yayınladığı uygulama sonuçları rakamlarına göre, kullanılmayan TC yardımları bu durumda 500 milyonTL’ yi aşmakta olduğu görülmektedir.!

Halka hizmet için KKTC ekonomisinin canlandırılması için öngörülen ödeneklerin kullanılamamasının gerekçesi olamaz. Bu güne kadar Hükümetin açıklayıcı net bir cevapları da olamamıştır. Zaman zaman bazı yetkililerin yaptıkları açıklamalarda da dile getirilmekte olan, Bakanlıklarca ve ilgili kuruluşlarca proje hazırlanamadığı gerekçesi ise, ve veya ihaleye gitmeme ise ki bu da bir Müdür tarafından TV kanalında açıklanmıştır,  bu makamların bu kadar ihmalinin üzücü olmaktan daha öte halka karşı sorumsuzluktur ve görevini yapmamaktır, ve bu ülkeye yazıktır. Programlarda öngörülen her alandaki yasaların geçirilmesi ve uygulamada ciddiyetle her konuda toparlanılmasının aciliyeti ortadadır. Kaybedilecek zaman yoktur sanırım.