St. Barnabas’ı geçip birkaç kilometre ilerleyip sola dönünce denizi görürsünüz.
Çamların, gürgenlerin arasından masmavi uzanır Akdeniz.
Kumsala giden toprak yolun sonunda başlayan altın sarısı kumlar, ayağınızın altında çıtır çıtır sesler çıkarır.
Şöyle durup bir bakın Akdeniz’e.
(O kutsal denize)
Bir süre Akdeniz’le baş başa kalın.
Ruh ve kafa dinginliği sarıp sarmalayacaktır sizi.
Sonra kumsalla birlikte sola sapın.
3 dakikalık bir yürüyüşten sonra, Salamis harabelerinin kalıntılarından yaptığı kulübesinin önünde, kendisi gibi antikalaşmış bir taşın üzerinde oturan onu göreceksiniz.
Uzun sakalı, yırtık şapkası ve yağ lekeli cellabiyasıyla önce ürkütecektir sizi.
Elinde son Mohikanların içtiği barış çubuğunu andıran sigara ağızlığı, gözleri Akdeniz’in ufuk çizgisinde, (antik taş heykelleri) andıran bir pozisyonda öylece durmaktadır.
-(Niye öyle yaptığını hep merak etmeme rağmen cesaret edip soramamışımdır hiçbir zaman)
Yabancılar tuhaf bakışlar atarak önünden geçip giderler.
Tanıdıkların;
-“Nasılsın dostum” seslenişiyle yaşama döner ve konuşmaya başlar.
Konuşmak yaşamdan aldığı en büyük zevklerden biridir.
Kendini dinlenir kılmak için bunu sık sık söylemekten de kaçınmaz.
Felsefenin başlangıç çağından başlar anlatmaya.
Heraklos’u, Eflatun’u eleştirir.
Derkart’tan bahsederken, sesindeki öfke tonunu rahatlıkla ayırt edebilirsiniz.
Hegel, Engels, Marks’a gelince coşkusu görülmeye değerdir.
Siz siz olun o an sözünü kesme gafletinde bulunmayın.
Doğduğunuza pişman olursunuz.
Saatler sürecek bir esaretin gönüllü tutsağı olursunuz.
Söz, günümüze gelip dayanır.
Günümüze, Kıbrıs’a ve Kıbrıs’ın kuzeyine.
-Sizde de iş yok deyip sataşacaktır.
Aldırmayın.
Sadece dinleyin.
Kitleleri boş hayaller peşinde sürüklemekle suçlayacaktır sizi.
Esas hedefi anlatıp duracaktır. (Bu an yine gözünü Akdeniz’in ufuk çizgisine dikecektir.)
Rejimden dem vurup, bilineni açıklamanın verdiği o garip mutlulukla kendi kendini tatmin edecektir.
Siz, pasif dinleyici pozisyonunuzu sakın terk etmeyin.
Onu öylece dinleyin.
Çünkü o konuşmayı delice seven, akıl satmaktan korkunç hoşlanan ve sadece bunu yapandır.
Mutlu olması için onu dinleyin.
Dinleyin.
Niye mi?
Çünkü hiç konuşmadan da görebilirsiniz,
kıyıda-köşede olanların ruh halini.
Yaşamın içinde olmayanların neye yaradıklarını.
Konuşması bitince tekrar kendisi gibi tarih olan ve aslında özdeşleştiği taşın üzerine geri dönecektir.
Eline son Mohikanlaron barış çubuğuna benzeyen sigara çubuğunu alıp, gözleri ufka dalıp gidecektir.
Şimdi sessizce geri dönün.
Kumsalda 3 dakika kadar yürüyün ve sağa dönün.
Çamların, gürgenlerin arasından uzanan toprak yolun sonuna park ettiğiniz arabanın motorunu çalıştırın ve geldiğiniz gibi uzaklaşın oradan.
Bir günün boşa geçtiğini düşünenlere teessüf ederim.
İşte, kahvede, sokakta, partide, dernekte, sendikada rastlamıyor musunuz onun gibilerine?
Her gün saatlerinizi harcamıyor musunuz farkına varmadan.
Yaşamın içine girmekten korkan “acı su devrimcilerine.”
Rejimle, gazel sallayıp mücadele edileceğini sananlara.
Keskin ve radikal konuşma fetişistlerine.
Aslında konuşmaktan başka hiçbir öngörüsü ve programı olmayanlara.
Ve iktidar sorunu ile uğraşıp, yaşamın içinde mücadele edemeyecek kadar iktidarsız olanlara.
Rastlamıyor musunuz?
Etrafınıza bir bakın…
































