Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kirli haberler mi? (Toz duman içinde kaldık!)

Müzakereler devam ederken dışarıya sızdırılan ve adına “kirli” dedikleri haberlerin faturasını Rum medyasına kestiler! “Yalan yanlış haberlerle spekülasyon yapıyor” diyorlar. Fakat kendileri de “doğru olanı” söylemiyorlar! Bu durumdan ise ne Rum tarafı gocunuyor ne de müzakereci Anastasiadis! Birbirlerinin işlev ve görev alanlarına müdahale etmiyorlar! Sessiz fakat derinden örtüşüyorlar!

KKTC’de ise durum farklı: Tam tersi bir tutumda Rum basınından tercüme edilen haberleri yayınlayan Türk basınına serzenişte bulunuluyor, yayınlar üzerinden açıklama yapmak zorunda kalındıkta “kafaları daha çok karıştırıyorlar!” Mesela: Sadece bir iki güne sıkışmış şu açıklamalara bakın: Protokol sırasına göre başlıklarını aktarayım:
AKINCI NE DEDİ? Mülkiyet konusunu henüz konuşmadık! Mülkiyetle ilgili müzakerelerde henüz yolun başındayız… (Oysa çoktan beridir bu mülkiyet ve toprak konusunun Türk tarafına pahalıya patlayacağını söyleyen yine Sn. Akıncı idi. Sözcüsü Burcu ise daha geçen gün “zaten bizden önce de Mal Tazmin Komisyonları vardı, verilip alınacak topraklar da” yollarında demeçler veriyordu… Yani Mülkiyet konuşulmamışsa bile planı ile birlikte kafalardadır!)
EIDE NE DEDİ? “Detaylar üzerinde tartışılması gereken konular var!” (Anlıyoruz ki bugüne kadar üzerinden geçilen konular henüz pişmemiş. Çiğ konular!) KALYONCU NE DEDİ? “Kıbrıs konusunda endişe etmeyin!” (Nasıl anlatsak ki? Endişe etmeyeceğiz de her kafadan bir ses, her örgütten bir nefes, her gazeteden bir yorum, her siyasiden bir ayrı değerlendirme işitiliyor! Doğrudur yanlıştır kim bilir ki? Öte yandan müzakereciler de masada konuştukları konularda “ketum” davranıyorlar sır verip ser vermiyorlar! Sonuçta kendi içimizde dedikodulara kalırken bilgileri de Rum basınından derliyoruz!)
EMİNE ÇOLAK NE DEDİ? “Ortak metindeki parametrelerin dışına çıkılması söz konusu değildir!” (O zaman anladığımız masada 11 Şubat’ta varılan uzlaşı vardır! Ne var ki o uzlaşı var olmasına karşın Eide’nin dediği gibi “ayrıntılara” girildi miydi mülkiyet konusunda olduğu gibi tüm parametreleri tepetaklak etmektedir!)
SOYER NE DEDİ? CTP Milletvekili Soyer de spekülatif haberleri yorumlamak gereğini duyarken, bunların Rum tarafında çözüm istemeyen kesimlerce yaydırıldığını, amaçlı olduğunu söylüyor! (Öyle de bizim tarafı da hop kaldırıp hop oturtuyorlar!)
KISACA: “Masadaki konuşmalar bilinmediğinden, buna karşın Rum basınına sızdırılan bazı bilgilerin şu veya bu şekilde yayınlanmasının da önüne geçilmediğinden, insanlar hep şüphelere düşerlerken bir yandan da “acaba bizi yeniden göç yollarına mı salacaklar” endişelerinde sancılanıyorlar… Mesela şimdi siz Güzelyurt’taki ahalinin huzurlu olabileceğine, yahut Kapalı Maraş’ın ötesinde iskâna açılmış öteki Maraş’ta ikamet eden insanların çok rahat olduklarına inanabilir misiniz? Buna karşın tek bir yetkili kişi çıkıp da “merak etmeyin kimse yerinden yurdundan oynamayacaktır” demiyor! Aksine “Eee, diyorlar. Her çözümün bir diyeti olacaktır!”
Hadi bakalım söyleyin de öğrenelim o diyeti! Kolumuz mu yoksa kellemiz mi gidecek?

**********

Köylerimiz gençlerimiz: (Kentlere göçler devam ediyor köyler boşalıyor!)

Ülke demek -ki ben inadına “vatan” derim- toprak demektir. Toprak tutun ki KKTC’dir. Tırnakları ile kazanların, ekip biçenlerin, yeşertip hasat edenlerindir… Toprak yoksa vatan da yoktur! Bu nedenle hem uğruna ter akıtılır hem de ölünür!
Vatanımı sevdiğim için toprağı da çok severim. Geçlerimize bırakacağımız en değerli mirastır o… Hem varlıklarını sürdürmek için hem de kendilerine bahşedilen vatan olduğundan. Üstelik devlet tarafından da bekası güvence altına alınmış…
İŞTE BU TOPRAKLAR: Çok hoyratça harcıyoruz! Ekilip biçilecek topraklarda popülizmin dik alâsını uyguluyoruz!  Nitekim son yıllarda yerinde bir kararla “kırsal alanlarda gençlere dağıtılan arsalar bu silsiledendir!” Daha önce de bir iki defa yazmıştım. Sadece arsa dağıtmak, evler için ucuz krediler sağlamak, hatta “sıkı denetimini de yapacağız” demek ve bu koşullarda gençlerin evlerini inşa etmelerine katkıda bulunmak bile zevahiri kurtarmaya yetmiyor! Çünkü asıl olay, “asıl köylü” oldukları için köyü çok iyi bilen insanlarımızın da söylediğince o köy tarla ve bahçelerinin, mera ve ormanlarının, varsa eğer tesis veya benzeri tezgâhlarını değerlendirmektir! Yoksa genç insanlarımız ev sahibi olurlarken işsiz kalıyorlarsa, o kırsalda durmazlar kentlere göç ederler! Bu değerlendirmeyi tırnaklarını toprağa geçiren “köylüler” de yapmaktadırlar. Hani Atatürk’ün memleketin efendisi köylüdür dediği o köylüler…
GENÇLERİ REHABİLİTE ETMEK: Dün Havadis Gazetesi’nde de vardı. Muhabir arkadaşımız Bahadır Ayna sağ olsun Vadili köyünde konuşulması gereken insanlarla konuşmuş, söylenenleri gazeteye aktarmış. Mesela diyor ki Vadili Belediye Başkanı Adahan, “Mesarya bölgesindeki gençler hızla köylerden kopuyor. Lefkoşa, Mağusa, Girne’ye yerleşiyor. Tüm çabalara karşın kırsal kesim arsaları sorunları çözümlenemiyor…”
Buna karşın mesela Beyarmudu’ndan Derviş Korkut adlı gencimiz de şöyle diyor: “Ben öncelikle köyümden gitmek istemiyorum. Gelecekte kuracağım evimi de işimi de köyüme yapmak istiyorum. Fakat köyümde arsam olmadığı için göç etmek zorunda kalıyorum…” Bir başka gencimiz Ayhan Eskalan ise “yarın bir gün evleneceğim. Fakat devletimizin çarpık düzeni beni göç etmeye zorluyor. Oysa ben köyümde kalıp ailemle yaşamak istiyorum. Devlet yetkilileri kırsal kesim arsalarının dağıtımında biraz daha özen göstermelidirler…”
ANLADIKLARIMIZ: Sizin de bizim de anladıklarımız hiç değişmeyen “öyle geldi böyle gider” düzensizlikleridir! Gençler doğup büyüdükleri köylerini terk etmek istemiyorlar. Fakat ne ev yapacak arsaları var ne de ekip biçecek tarlaları. Varsa da sermayeleri yok… En önemlisi köylerde “kooperatifleşmeler” yaygınlaşmamış. Kolektif bilinç geliştirilmemiş. “İmece” bile çekip gitmiş ki artık köylerde bunun yerine husumet ve kişisel toprak kavgaları vardır!
Asıl vahim durum ise bu çarpıklıkların ne zaman düzelip ne zaman düzelteceğimizdir!