Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kırılan testiyi bütün yapamazsınız

Anastasiadis avcılar gibi her “pam” sesi işittikte, “hah diyor durun da hatırıma geldi!” Ve başlıyor maval okumaya! Sonuncusu da şu:

“Crans Montana’da Kıbrıs sorunu çözümünde fırsatın kaçtığına inanmıyorum. Çözüm için çalışıyorum ve çalışmaya devam ediyorum…”

Tabi daha önce sütunumuza aktarmıştık, o çözüm dediğinin şartlarını tesbih taneleri gibi dizip sonra başlıyor “inşallah tutar, inşallah olur” diye çekmeye! Hatırlardadır geçen hafta 8 şartı vardı sekizi de ayılar gibi hep ahlat üzerineydi!

Şartlarının odağına TC’nin garantisini oturtup ötekileri de seyyareleri yaptıydı ki sonuçta tertemiz bir öneri çıkıyordu aklından: “Ne pahasına olursa olsun Türkiyesiz, Türkiyenin asla karışmayacağı bir federal Kıbrıs çözümü!”

       TESTİ KIRILDI:  Üstelik hemen her müzakerede! Kırıldıkça belki yapıştırabiliriz yeniden bütün yaparız dendi! Olmadığının sonuncusunu “Mont Pelerin’le Crans Montana’da gördük! İki yılın müzakereleri 2 günde çöktü! Yazık olmadı mı onca geçen aylara, zamana?

Şimdi bakıyoruz hâlâ çözüm umudundan söz ediyorlar!. Çözüm müzakeresiz olmayacağından tabi ki “görüşmelerden!”

İki devlet arasında hiçbir barışçı çözüm arayışı bu kadar maskaralık olamaz. Çünkü masaya oturan taraflar ne Irak’ın referandumla bağımsızlığını ilan eden Kürdistanlı Barnasi’dir  ne de hâlâ dereler gibi kanların aktığı Suriye’nin Saddam’ıdır!

43 yıldır barış içinde iki ayrı bölgede ve hiç de küçümsenemeyecek ticari iliklilerde arada bir masa kurup çözüm arayan iki etnik halktır ki artık bu gerçeği Rum tarafının o kalın  kafasını “areya” ile delip  beynine sokması gerekir! Ha bizimkilere gelince:

AKİTLERE UYUN: Bu halkın siyasi partiler hiyerarşisinde uzlaşmaya vardığı tek çözüm şekli eğer referanduma gidilse çoğunluğunca yeniden kabul görecek sloganıyla “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir federal yahut konfederal sistemdir!”

Maalesef Sn. Akıncı “çözüm ve Birleşik Kıbrıs uğruna hem iki bölgeliliği hem iki toplumluğu deldi ve müzakerelerin daha başında Rum tarafına, eğer çözüm olsaydı zaten yürümeyecek bu  iki büyük ödünde bulundu!

…BİR GÜN   “masa” yine kurulur! Rum beterince isteklerini masaya yeniden koyar.. Fakat Türk tarafı bundan sonrası için  çözüm çitasını yükseltmek “iki bölge ve iki ayrı toplum” olgusunu savunmak zorundadır. Çünkü kırılan vazonun parçalarını yapıştırsanız da bütün yapamazsınız, tutmaz artık!                                       


AKDAĞ’IN UYARILARI VE SİTEMİ!

Sn. Akdağ bu kez “fırtına gibi geldi, esti, gürledi ve yağdı!” Merak ederim! Akdağ’ın onca sistem ve uyarmaları karşısında Hükümet’i alimizin akşamları yolları aydınlatmaktan, freni patlayan araçların kaçış havuzuna kum koymayı unutmaktan, yıkılanı yapmaktan, Sağlık ve eğitimin sorunlarını çözmekten… Ve beterlerinin  acizliği karşısında kendilerini nasıl savundular?

Kİ RECEP Akdağ Koordinatörümüz  seksen milyonluk  ülkenin Başbakan yardımcısıdır.  TC’deki Sağlık sisteminin de mimarı bir devlet adamıdır. 1974’lerden beridir sayısını unuttuğumuz mali ve ekonomik protokollere karşılıklı imzalar atıldığını fakat  KKTC’de uygulanmadığını da bizden daha iyi bilmektedir!  Nitekim “78 faaliyetten sadece 10’nu tamamladınız” dedikten sonra Yöneticilerimizin adeta kulaklarını çekercesine “ortaya bir hedef koymuşsak herkes görevini yapmak zorundadır. Yapmayacaksak hedef koymamalıyız” uyarısını yapmıştır!

BİLMİYORUM! Bu tip uyarılardan, sitemlerden utanıyor muyuz? Türkiye’lere kadar gidip Akdağ’ın makamına çıkıp “fert başına düşen 500 dolarlık milli gelirden bugün 14-15 bin dolara varmışsak bu Türkiye ile birlikte yürüttüğümüz işbirliği sayesinde oldu” diyen Başbakan yardımcımız “78 başlıktan sadece 10 tanesini tamamladıklarının” yüzlerinde patlayan bu şamar nedeniyle  nasıl kızardılar! Çünkü o uygulamalar savsaklaması kaynak paraların kullanılmadan sanki hiç ihtiyacımız yokmuş gibi gerisin geri Ankara’ya iadesiyle sonuçlandı!

Kısaca Recep Akdağ odaklı bu son TC-KKTC hesaplaşmasını  yıllardır   hiçbir TC koordinatörü bu kadar ciddiyet ve uyarıyla  yansıtmadıydı!

MADALYONU çeviriyorum ve ekliyorum. İmzalanan Mali Ve Ekonomik Protokolleri savsaklayanlardan biri de CTP ağırlıklı koalisyon hükümetleri oldu! Sol’un saplantılı ideolojisi olan “sermaye karşıtı” tutumu “özelleştirilmeleri gereken pek çok kurumun devleti yaralayıp paralamasına karşın öyle geldi böyle gidecekler politikasında korundu!”

VE akla şunu getirdi: Eğer yıllardır TC ile imzaladığımız protokolleri uygulamış olsaydık, bugün daha mi iyi olacaktık yoksa bazı çalışan  kesimlerle bazı siyasi partilerin savunduğunca daha mı kötü olacaktık?                               Akdağ’a baktığımızda “bu protokol uygulanmalıydı” cevabını alıyoruz. Hükümete bakıyoruz geçmiş hükümetler gibi sendika ve birliklerin eylemlerinden  mi korktu ne  70 faaliyetten  sadece 10’u gerçekleşti, ötekiler yarım yamalak yahut hiç ele alınmadı!

Tabi Recep Akdağ’ın KKTC karnesine yazdığı “düşünceleriyle” verdiği “notlarının” değerini sorgulamaya devam edeceğiz!

 


       KISACA TAKILDIĞIM: İSBAT’I VÜCUT ETMİŞTİR EFENDİM!

Bu ülkede popülizmin hâlâ en geçerli akçe olduğu!..                                                                    Kamuda aşırı istihdamların…                          Yandaşlara, partililere devlet arazilerini peşkeş çekmenin…                                                      İş yapmadan yapacağız diyerek yılları kayıplara gömmenin…

Pahalılıkta rekorlar kırılır, artık et satın almak bile lüks ve israf sayılırken memleketin başbakanının çıkıp “ülkede ekonomik sıkıntı kalmadı”  demesinin…

Savaş varmış gibi akşamları yolları kentleri karanlıklara boğmanın…

Memleketi pislik deryası haline getirirken trafiği yollardaki  “çarpışan arabalar” oyunu haline getirmenin vs… Ödülü, en büyük siyasi parti olmakmış!                                         Nitekim  “Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezinin” anketinden öğreniyoruz ki önümüzdeki Pazar seçim yapılsa UBP sandıktan yine birinci parti olarak çıkacak! DP ise  Meclis’e bile giremeyecekmiş! Desenize uyudu sandığımız Özgürgün meğer yardımcısını uyutuyormuş!