Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIRIK HAYALLER!.. VE “KISACA TAKILDIKLARIM!”

İngiliz sömürge dönemini, Kıbrıs Cumhuriyetini, 1974 Barış Harekâtını,  adada iki bölgeliliği, dolayısıyla Türk-Rum iki ayrı Devleti yaşayıp görerek bugünlere kadar nasılsa ve hâlâ sağ salim gelmenin bahtiyarlığında mıyız? Yoksa her tarihi dönemeçte yeni yeni “kırık hayaller” yaşamanın hüznünde miyiz?

BİLMİYORUM! Hatta ölürken çocuklarımıza tek ve büyük “hediyemiz” olacak Kuzey Kıbrıs’ın gelecekte ne olacağını da bilmiyoruz yada ben bilemiyorum!..

NE VAR Kİ bu bilinmezliklere karşın bu adada yine de varız! Nitekim rahmetlik dedem ölürken İngiliz sömürge dönemini yaşıyordu Kıbrıs Türk halkı.. Rahmetlik pederim Barış harekâtını da gördü, adanın Kuzey-Güney olarak ikiye ayrıldığını da Devlet oluşumuzu da!

DEMEK ki “hayat” nesilden nesile devam ediyor.. Ve artık Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti de bu tarihi sürecin bir parçası olarak doğan her günle birlikte bugünlerden yarınlara uzanıyor..

SON sığınağımız, son şansımız, son vatanımız ve Devletimiz..

“Benimsediğimiz, sevdiğimiz, koruduğumuz, gözetlediğimiz, üzerine titrediğimiz, topraklarına akıttığımız terimiz kadar yaşama ve yaşatılma hakkında vatanımız…” Tutun ki gelecekte de olabileceğimiz kadar olacağımızla KKTC dediğimiz Türk’i diyarımız..

***

YAZDIKLARIM HAMASET DEĞİL, HAKİKATTIR! Nitekim düşmanlardan kurtarılan Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, bugün de hâlâ okunup söylediğince marşlar besteleniyordu.. Mesela “Çıktık açık alınla on yılda her savaştan…” “Demir ağlarla kurduk memleketi..” Yahut “Dağ başını Duman almış yürüyelim arkadaşlar…”

Hemen hepsinde de “kurtuluşun ve kuruluşun” heyecanları anlatımları vardı..

VİYANA kapılarına kadar dayanmış koca Osmanlının batıp giderken ve Anadolu son sığınağı olurken; sonrasında bugünlere kadar gelen ve artık bir “dünya devleti” olan sadece bir “Türkiye” kaldıydı..

VE sonrasında ilk kez dünyada Türkiye’nin uzantısı olan bir ikinci Türk Devleti de işte şu anda “Kuzey Kıbrıs’ta yaratılmakta..” FAKAT nasıl? Yalçın Küçük de o müthiş dehası ile bakarken Türkiye’ye, “içimden ağlamak geçiyor ve ağlıyorum” derdi..***

KUZEY KIBRIS TÜRK VATANINA işte o ağlamaklı hüzünle bakıyorum. Kanlarımızı akıttığımız topraklarına ne kadar layık olduğumuzu düşünüyorum ve gerçekten layık olabildik mi diyorum?

BİR tarafımız deniz ötemiz Rum’un yurdu iken ne bir başka taraf var yönelebileceğimiz ne bir kara parçası var üzerinde yaşayabileceğimiz..

VE MECBURUZ: Ya Kuzey’i bizler yaşanası bir yurt yapacağız… Yada gerçekleştirsinler diye neslimize devredeceğiz de ya beceremezlerse!

Çünkü biz “48 yıldır” diyoruz ama yıllar yıllar öncesi de var… Ki sıra bize geldiğinde ne Devlet olduksa “devletlu” olabildik ne de “sahibi” olduksa Kuzey’in doğru dürüst “vatan yapabildik!”

TAM aksine ezdik eledik, horladık, içine ettik ki artık bu topraklara ne kadar layık olduğumuzun tartışmalarını yapıyoruz!

***

FAKAT hâlâ umut var: Tu baştan diyerek planlı programlı, akıllı uslu imar iskânı ile Kuzey’’i en azından bir Güney Kıbrıs’a benzetebiliriz.

ANCAK bundan daha büyük sorun olması gereken “yönetsel zafiyetlerimizle” yaratılan “bozuk düzenleri,” nasıl ve ne kadar restore edebiliriz işte onu bilemem.. Kİ DÜN medya manşetlerinde artık büyük ve ulusal utancımız olan KIB TEK ihalesi ile ilgili tam bir fiyasko haber vardı! Şöyle ki son ihale de usulsüzlükler ve göz göre haksız kazançlar nedeniyle iptal ediliyor yeni bir ihaleye gidiliyordu!..

***

…ASLINDA kafamda tasarladığım ve yazmak istediğim yukarıda yazdıklarım değildi! 48 yıldır hâlâ yolundan suyuna, bayındırlığından temizlik tertibine, planlı imar iskân yoksunluğundan çarpık yapılaşmalara… Varıncaya kadar KKTC’nin alt yapısını oluşturamamamızın şikâyetini yapacaktım…

Kİ bu ülkenin hâlâ en büyük sorunlarından bir tanesidir “çevre kirliliği..”

EN büyük sorunudur hâlâ devam eden çarpık yapılaşması!

“YOLSUZLUKTUR!” Ki hem yerleşim yerlerini birbirine bağlarken ulaşımı sağlayan “yetersiz yollarımızdan” dolayı; hem de hayasızca sömürülürken kaz gibi yolunup, “devlet malı deniz yemeyenin domuz” olduğu şiarında süregelen “yolsuzluklarımız!”

…VESSELAM KKTC’yi kurduk ama hayal ettiğimiz belde yapamadık! İnsan doğup büyüdüğü, yedi sülalesinin topraklarında yattığı yurdundan utanır mı? KKTC de utanır!

***

KISACA TAKILDIKLARIM: Medya haberlerinden öğreniyoruz. Meğer KKTC’de 35 bin dolayında kaçak işçi varmış! Bundan dolayı da her yıl 913 milyon TL sigorta geliri kaybı oluyormuş!.. HÂLÂ öğrenemedik: “Kaz gelecek yerden tavuğun esirgenemeyeceğini.” Ki olay sadece “adam gibi ve ciddi ciddi yapılacak denetimlerdir..” Kİ bu denetimlere harcanacak para kimsenin kuşkusu olmasın devlet hazinesinin kat katıyla elde edeceği kazancı olacaktır!

***

BİR BU EKSİKTİ! AB Komisyonu Rum Çalışma Bakanına mektup göndererek şu öneride bulunmuş:

Türklerin Güney’de daha verimli ve yoğunluğunca çalışmaları için rehabilite edilmeleri gerekir. Bunun için Türk gençlerine Rumca öğretilmelidir…

BUNU Anastasiadis bile düşünemediydi! Fakat AB Komisyonu hem düşündü hem de önerdi.. İnanıyorum ki yakında ve Güney’de finansmanı AB tarafından karşılanan Türk İşçilere yönelik Rumca kurslar başlatılır!

ASİMİLASYON nedir nasıl gerçekleştirilir derlerse, bu haberi anlatarak “işte budur” dersiniz!