Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kimin seçildiğinin bir önemi yok…

Güney Kıbrıs’ta seçim sonuçlarını bu satırları yazdığım  sırada bilmiyorum.

Anastasiadis’in önde olacağı kesin gibi…

Ancak defalarca yazdım, yine yazayım, Güney Kıbrıs’tra lider kim olursa olsun, halkın kendi içinden bir anlaşma, bir çözüm arzusu ortaya çıkmadıkça, liderin yapabileceği bir şey yok.

Öyle olunca da, başkan halkın talebine göre davranmayı tercih ediyor.

Oysa Kıbrıs Rum halkı, çözüm istencini yüksek sesle duyursa, “biz Kıbrıs Türkleriyle eşit haklara sahip bir ortaklıkta yaşamak istiyoruz” dese, bunun önünde durabilecek Rum lider olacağını da sanmam…

Her neyse, hala o aşamaya gelmiş durumda değiliz. Kıbrıs Rumlarının büyük  çoğunluğunun Kıbrıs konusuna kafa yorduğu bile yok…

Crans Montana’da ipler koptuktan sonra, kısa bir sürede, hatta seçimler sonrasında yeni bir girişimin başlamayacağını biliyorduk.

Ortada yanlış bir denklem var…

O denklemin yanlış parçalarından herhangi birinde bir değişiklik olmadığına göre, masa niye kurulsun ki..? Kurulsa da neye yarar…

Bunu söylediğimizde, anlaşma yanlıları bize kızarlar…

Ama yani kardeşim, bir kez daha hayal kırıklığıyla geri mi dönelim..?

Türk tarafının son süreçte getirdiği büyük açılımları yok sayarak konuşulduğunun farkındayım.

Kimse, asker konusunda da, garantiler konusunda da Türkiye’nin ne kadar esnediğini takdir etmiş değil…

E, daha ne yapılacaktı ki..?

Mevlut Çavuşoğlu’nun Yunan Kathimerini gazetesine verdiği söyleşiyi okudum.

Çavuşoğlu, süreç devam ederken de defalarca söylediğini tekrar etmiş.

Eski parametrelerle bu iş yürümüyor…

“Son şans” söylemlerinin anlamı da buydu zaten.

Eskisi gibi yüzlerce defa görüşülmüş konulara yeniden girmek istemiyoruz demek istiyor.

Ve eğer bir tercüme hatası yoksa, diyor ki; “İlk Önce Anlaşmaya Varılmış Uzlaşma Sonra Çözüm İçin Müzakere”.

Benim bundan anladığım, taraflar, kendilerini bağlayacak bir ön protokol ya da anlaşmaya imza atacaklar, bu bir niyet, mutabakat olacak, arkasından detaylar için müzakereler yapılacak.

Dahası da var…

Şu andaki sorunun “bu uzlaşmanın hangi şekli alacağı ve yeni hedefinin ne olacağı” noktasında şekillendiğini de belirtiyor Çavuşoğlu.
Bunun, herkesin üzerinde anlaşmaya varması gereken bir şey olduğunu, ancak o zaman, yeni müzakerelerin başlayabileceğini dile getiriyor…

Bugün Rum liderlik koltuğuna kim oturursa otursun, herkes bilecek ki, ağzından çıkan her şey havada kalacak… Somut bir sonucu olmayacak. Kuzey’e dönük hoş sözler söyleseler de, şovdan öteye gitmeyecek…

Bir yıldan fazla bir süredir, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi adına nöbet tutan, kitlelerini genişletmeye çalışan arkadaşlar;

Ne kadar samimi, içten olursanız olun, durum bu…

Yapılabilecek tek şey var, dediğim gibi, Rum halkının bir çözüm istencini net bir şekilde ortaya koymasını sağlamak. Liderlerinin başta doğal gaz olmak üzere kışkırtıcı girişimlerine karşı durmak. Kusura bakılmasın ama, biraz da Kıbrıs Türkleriyle empati yapmak…

Bu başarılamadığı takdirde, mevcut buzdolabı hali daha da uzayacak.

Ve korkarım aradan uzun bir ölü dönem geçmesi halinde, belirleyici başka güçlü etkenler çıkacak.

Yani iş işten geçmiş olacak…


 

YERİN KULAĞI VAR

HELE BİR BEKLEYİN:

Yeni hükümet henüz güvenoyu bile almadan, tek bir icraat bile yapmadan kamuoyunda “bu hükümet başarılı olamaz, ortaklar anlaşamaz” gibi algı operasyonları başladı bile. Halbuki Çalışma Bakanı Çeler’in ilk günden inşaatlarla ilgili aldığı karar bile umutlanmamız için bir neden. Bu kadar önyargı biraz da ayıp kaçıyor. Belli ki, başarılı olması birlerinin işine gelmiyor. Genelde hükümetlere ilk yüz günlük bir tolerans tanınır. Ama görüyorum ki bazıları, yüz gün değil, yüz saat bile dayanamıyor…

 

BAKANLARDAN TALEBİMDİR:

Yeni hükümetin bakanlarından talebimdir. Eğer iş yapmak için o görevlere talip olmuşlarsa, o alışıldık tebrik kabullerini, çiçek böcek göndermelerini kabul etmesinler. Çünkü haftalarca süren bu “hayırlı olsun” mesaileri, zaman kaybından başka birşey değildir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler bu konuda açıklama yaptı, darısı diğer bakanlara…

 

BAŞKAN KİM OLACAK:

Cumhuriyet Meclisi yeni başkanını seçmek üzere bugün toplanıyor. TDP milletvekili Hüseyin Angolaemli’nin Meclis iç tüzüğüne göre başkan olmasının mümkün olmadığı ileri srüllüyor. Bu durumda başkanlık için en güçlü aday olarak, CTP milletvekili Teberrüken Uluçay’ın adı öne çıkıyor. Bir sürpriz yaşanır mı derseniz, herşey olabilir…

 

OLMAYACAK DUAYA:

Rum gençlerin büyük çoğunluğu, adada bir çözüm olması için önemli şartlarından birisini de, “Türkiye’den gelenlerin gitmesi, Kıbrıslı Türklerin Ada’da kalması” olarak dile getiriyorlar. Bu şart, olmayacak duaya amin demek gibi birşey. Mentalite böyle kalacaksa, zaten anlaşma niyetleri de olmayacak demektir…

 

RUMLAR DA MERAK ETMİŞ:

Güney’de bir marketin çıkışına, Türkçe konuşan eleman koymuşlar, Kıbrıslı Türklere anket uyguluyor. “Neden buradan alış veriş yapıyorsunuz, hangi ürünleri tercih ediyorsunuz, ne sıklıkla geliyorsunuz” falan diye… Anket bittikten sonra kızcağız samimi bir şey söyledi, “Benim arkadaşlarım daha ucuz olduğu için Kuzey’den alış veriş yapıyor, sizi anlayamıyorum”… Ona Kuzey’deki sebzelerin zehirli olduğunu, bunu bizzat devletin açıkladığını söyleyemedik, geveledik, durduk…

 

CEZA, CEZA, BAŞKA YOLU YOK:

Girne Belediyesi dün çeşitli bölgelerde, yollara çakıl, beton artığı döken kamyonların bıraktığı pisliği, tazyikli suyla temizlemeye çalışıyordu. İyi güzel de, bu inşaatlar böyle devam ettiği sürece, belediye 24 saat temizlik yapsa başa çıkamaz ki..? En iyisi, yasada kendilerine verilen görevi yapsınlar. İhbar hatlarını güçlendirsinler. Anında plakayı alıp, cezayı kessinler. Eminim büyük ölçüde caydırıcı olacaktır…

 

 


ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Ada ülkesi dediğin biraz daha ‘korumacı’ olur. Yurdunu korur. Kültürünü korur.
Nüfusunu korur. Toprağını, denizini, dağını, çevresini korur; değerlerini korur ve onurunu…Yerin üzeri kadar altını da korur. Çok fazlalık var oysa…Gereksiz fazla çok fazla! Müdür fazla, makam fazla, bina fazla, meyhane fazla, dernek fazla, belediye fazla. İnsanlık az insan fazla!”…


DİPTEKİLER

Çevre: Gün geçmiyor ki çevreyle ilgili olumsuz bir haber, gazetelere yansımasın. Memleketin her yanı adeta çöplük gibi. Ne yediğimiz içtiğimizi, ne de elimizdekileri sokağa, yola atmaktan çekinmiyoruz. Bizden de fazla, bu çevre kirliliğinden en çok rahatsız olanlar ülkeye gelen tursitler. Adamlar yüzümüze karşı, “pissiniz” diyorlar ama takan, umursayan kim. Bu iş ricayla olacak gibi değil. Öyle cezalar keseceksin ki, yapacak olan bir değil on kez düşünsün…