Sn. Akıncı ile Anastasiadis ayni telden çalmıyorlar! “E canım fikir ayrılıkları bazı anlaşmazları tabi ki olacak” demek belki “demokratik teamüller içindeki düşünce özgürlüğü için kabul edilir de bizimkisi gibi siyasi sorun için söylenemez!
Anlıyoruz ki müzakereciler uzlaştık deyip geçtikleri konularda bile “sonra yeniden ele alırız diyerek “gri alanlar” bıraktılar. Mesela Güç ve Yönetim paylaşımı! Hâlâ “Başkanlığın” dönüşümlü olup olmayacağı bilinmiyor. Her ne kadar Sn. Akıncı dört yıl Rum, bir yıl Türk Başkan olacak diyor ve bunu siyasi eşitlik olarak lanse ediyorsa da! Kaldı ki Anastasidis açıkladı: Ban Ki Moon’a 200 anlaşmazlık konusunu listelemiş sunacakmış!
DEDİYDİK! Ne dediydik? “Annan planı gibi Güney için bal kaymak olması gereken bir federal çözümü yeterli bulmayıp “hayır” diyen Rum tarafı, elbet bir başka çözüm planı söz konusu olduğunda daha çok ödünler isteyecekti!” Müzakerelerin başından beridir aklın ve mantığın da emrettiği gerçekte sürekli bunu söylüyorduk. Ne var ki Eroğlu ile başlayıp Akıncı ile devam eden müzakereler süresince bu konuda eğer Türk halkı aldatılmadıysa uyutulmuştur! Çünkü:
Başından beridir Anastasiadis “Annan planındaki kazanımlarımız hakkımız olarak geçerliliğini korumaktadır” diyordu.
Başından beridir Güzelyurt iade edilmezse çözüm olmaz deniyordu!
Başından beridir “kutsallığı” öne çıkarılan Apostolos Andrea Manastısı nedeniyle Karpaz’ın en azından bir kanton olarak Rum’la paylaşılacağı tahmin ediliyordu!
Başından beridir bir kısım TC kökenlilerin geri gönderileceği biliniyordu!
Başından beridir Anastasiadis çözümün “Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarının evrimleştirilmesiyle gerçekleşeceğini” söylüyordu!
Başından beridir Rum tarafının kesinlikle Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etmeyeceği biliniyordu!
Başından beridir tümden AB üyesi olacak Kıbrıs’ın tabi ki AB müktesebatını da tanıyıp uygulayacağı sır değildi!
MAVROYANNİS NE DEDİ? Yukarıdaki “bilinenlerden” dolayı Mavroyannis’in 25 Eylül’de liderlerin Ban Ki Moon’la görüşmelerinden önce “özellikle” açıkladığı “Rum tarafı Annan Planında ön görülenden daha fazla toprak iadesi talep etti” açıklamasına şaşmadık! Hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu’nun Mavroyannis’e “Annan planındaki toprak düzenlemesi artık mümkün değildir” cevabına karşın!
Tabi Mavroyannis “çocuk kandırır” gibi şunu da söyledi: “Çözümün maliyeti çok yüksektir. Bu maliyeti azaltmanın en temel çözümü taşınmazların iadesidir!” Üstelik Mavroyannis bu söylediklerini ispat etmek için “iki taraf arasında bu konularda yakınlaşma olduğunu” iddia ediyor! O zaman soralım: Kime inanalım?
HÜKÜMET İÇİN YENİ BİR KIPIRDAMA FIRSATI
İnsanların da devletlerin de yeni atılımlar, yeni icraatlar için önlerine çıkan fırsatları değerlendirdikleri dönüm noktaları vardır. Bazan basit girişimler bile büyük olayları yaratır. Bazan derin bir soluk almak bile insanı eskisinden daha diri yapar..
Bugün Özgürgün Koaalisyon hükümeti ya önüne çıkan öylesi bir “fırsatın” kapısını açacaktır; ya da öyle geldi böyle gider tevekkülünde kendinden öncesi Hükümetler gibi değiştiremediği kaderinin kurbanı olacaktır! Çünkü:
Bu ülkede üç aylık uzun yaz tatilinin ardından “okulların açıldığı gün” Sonbahar’la birlikte her zaman yeni bir “toplumsal devinim” başlar! Bir süredir hem insanların hem de gelip giden yönetimlerin olumlu yahut olumsuz etkilendikleri bu olaya dikkat çekmeye çalışıyorum. Çünkü Meclis’in de tatilde olması nedeniyle KKTC perişanlığı yaşamasına karşın hükümet üç ay tek fiskelik icraatın sahibi olamadı!
SONUÇ: Geçen gün Kıbrıs Türk Ticaret Odası 2016-2018 yılları arasında hükümetin “Yapısal Dönüşüm Programını” önüne çekti ve aylar itibarı ile “uygulanması gereken” programdaki icraatların uygulanmadığını “mesela” diyerek şöyle belirledi:
Mesela: Haziran ayında çıkacaktı denilen Yasalar: Muhasebe denetim ve Meslek Yasası tasarısı. Meclis’te bekletiliyor! Mesela: Eğitim sisteminde bazı düzenlemeler, burs tüzüğünde değişimler yapılacaktı… Okullar açılıyor ama hâlâ yasaları çıkartılmadı!
Mesela: İstihdam sorunlarının hafifletilmesine yönelik af nitelikli düzenlemeler yapılacaktı yapılmadı! 2016 yılının Haziran ayında uygulamaya konulması gereken İstihdam, Strateji ve Eylem Planı uygulamaya konmadı! Dünya Bankası uzmanları ilgili Bakanlıklarla Örgütlerin çalışmaları devam ediyor ama sonuç alınamıyor!
Mesela Ağustos ayı uygulamalarında Tarım Master Planı ile Tarım Stratejisi Belgesi ilişkisi tam olarak belirlenmedi!
Mesela Sütek ve Cyfruvex gibi Tarımsal ürün alım satımında faaliyet gösteren kamu kurumlarının “müdahale kurumu” olarak organize edilebileceği söylenirken, bunun tarımsal ürün piyasalarını nasıl etkileyeceği ve bu piyasaların gelişimine katkısının ne olacağı konusunda bir açıklamaya rastlanmadı…”
İŞLER YÜRÜMÜYOR: KTTO’sının tespitleri bir yana. Bizzat elliyoruz: Eylül ayında Yapısal Dönüşüm” konusunda bir ilerleme olmadı! Bu şu demek oluyor? “Devlet durdu!” O kadar durdu ki “TC’den akan su konusunda “hamaset kokulu” da olsa tek satırlık laf işitilmiyor hükümetten!
KISACA: Tatil bugün bitti yeni bir çalışma dönemi başladı. Hadi kıpırdayın!
MUSTAFA ERBİLEN’E ALLAH’TAN RAHMET DİLERİM.
Mustafa Erbilen için daha “özel” bir şeyler yazacağım tabi. Çünkü Mağusa’da ikamet ettiği yıllarda bazen yollarımızı birlikte yürürken yaşamın güzel anlarını da birlikte tattıydık. Buna bir devrelerde “Eroğlu ile birlikte ve haftada bir kez Mağusa’dan Sazlıköy’e Erbilen’in arabası ile giderken yaptığımız sohbetlerin tadını da eklemeliyim.
Ve asıl şunu yazmalıyım: “İyi insanın tarifi yapılacaksa “Mustafa Erbilen” adını telafuz etmek yeterlidir..”
Bir devrelerde bu “iyi insanı” politikacı sonra da Sağlık Bakanı yaptılardı. Fakat o herkeslerden önce kendi özeleştirisini kendisi yaparken bu nitelik ve makamları şakalarının gülüşlerine kattığı gelip geçici bir heves olarak taşıdı… Mustafa Erbilen’e Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.
































