Kelli felli, dünyasal sorunlarla ilgili, yetkili ve sorumlu siyasetçiler..
Dudaklarının arasından çıkan iki kelime bile anında ve “makbulatın” en nadide incisi gibi tüm yeryüzünün ülkelerinde yankılanmakta!
Altlarında lüks arabalar değil, özel uçaklar bulunmakta!
Aldıkları kararlar Kurandaki İncildeki ayetler kadar kabul görmek bir yana adeta dünyanın yol haritası olmakta!
Mağripten maşrığa kadar sual etmedikleri ülke, içine dalmadıkları sorun, bulunmamakta!
Dünyadaki tüm cemadat (canlı cansız) onlardan sorulmakta..
Ve Kıbrıs adası da yarım asırdır bu “ilahlar” tarafından çözüme ulaştırılması için gündemlerindeki önemli sorunlardan biri olmakta!
***
OYSA ÇOK ŞEY DEĞİLLER! Covid 19 virüsü kadar bile ne etkileri vardır ne yetkileri!
Koskoca Birleşmiş Milletler, aslında Erdoğan’ın teşhisiyle “dünya beşten büyüktür” vurgulamasında işaret ettiği Güvenlik Konseyleriyle birlikte bir Kıbrıs sorununu 47 yıldır çözemedi!
Sayısını unuttuğumuz kadar gelip giden “BM’ler sekreterleriyle sekreteryası!” Artı her zaman “Kıbrıs sorunundan sorumlu çok özel danışmanlar!”
Kİ sonuncusu bayan Lute’dir. Virüsün karabasan gibi Kıbrıs’a çöktüğü dönemde bile özel uçağıyla geldi matematik denklemi gibi “beş artı bir” formülüyle “acaba müzakerelere yeniden başlanabilinir mi” araştırması yapmak için 27-28 Nisan’da tarafları Cenevre’ye davet etti!
Ancak bu kez sahnede artık, “evet ben dünyanın Jandarmasıyım” diyen Amerika’nın Rum tarafındaki büyük elçisi bayan Garber de var!
Demeci çok enteresan! Öyle olması da olağan. İnsanın ardında Amerika gibi ülke olursa öyle konuşur.
Nitekim taraflara, 5+BM’ler gayrı resmi Kıbrıs’la ilgili toplantı öncesinde çağrıda bulunarak diyor ki Garber “Doğu Akdeniz ABD için büyük önem taşıyan bölge olmaya devam ediyor…”
Aslında Amerika için dünyada önemli olmayan hangi bölge vardır diye soracağız da bir süre önce Yunanistan’ın Dedeağaç mevkisine askeri yığınak yapmasına bakarsak “elbette Doğu Akdeniz önemli olacaktı! ***
ASIL REALİTE: Türkiye’nin ABD ile arasını nasıl düzelteceğini, S.400’ler olayına bağlı sorunlarını nasıl çözeceğini bilmiyoruz ama Biden yönetiminin TC karşısında geri adım atmadığı da gerçek..
Kıbrıs sorunu bizim için bugüne kadar “çözüme ulaştırılması” gereken ve sadece Güney Rum Yönetimi ile Yunanistan’ın muhatap olduğu bir siyasi sorundu.
Artık öyle değil! Bir süredir izleyip değerlendirmeye çalıştığımca Kıbrıs sorunu rota değiştirdi. Artık “muarızlarımız” için ki bunlar gitgide çoğalıyorlar, esas sorun Türkiye’nin adadan uzaklaştırılması, hiçbir ilgisinin kalmamasıdır..
Sadece Kıbrıs da değil! Doğu Akdeniz’den de kopartılması artık Amerika için bile bir siyasi sorun haline geldi! Nitekim yeni bir habere göre Amerika İsrail’le birlikte Gökçeada ve Bozcaada’yı bile haritalarında Yunanistan’a ait adalar olarak gösterdiler!. Oysa Lozan anlaşmasıyla bu adalar Türkiye’nin..
Tabi ki bu tip kasıtlı yanlışlıklar dürtüler, maraza çıkarmak için sürünmelerdir.. Yani Türkiye şu anda bölgede “uzaklardaki Libya” ötesinde “yalnızlığı” oynuyor!
Tam bu sırada ve Nisan’ın 27. 28. Günlerinde Cenevre’de “adadaki siyasi durumun müzakerelere elverip vermediği tartışılacak. İşimiz bundan sonra daha zor olacak demek istiyorum.
Ha! Hâlâ toplum olarak karar veremedik: “Bu adada kuş muyuz yoksa devekuşu muyuz? Yani devlet miyiz değil miyiz?
***
ANAYASADA DEĞİŞİKLİK OLAYI!
Her ne kadar bu ülkede, “ekonomist değilim ama” dedikten sonra ekonomistlere bile bir kırıntılık söz hakkı bırakmadan ekonomiyle ilgili inciler döktürsek de..
Her ne kadar “siyasetçi değilim ama” dedikten sonra siyasi olayların fıcırığını çıkarsak da..
Her ne kadar doktorlara bile hastalıkların nedenlerini anlatmakla yetinmeyip tedavilerinden bile söz etsek..
Sporcuya sporu, tarihçiye tarihi satsak… Mesleğimiz olmasa da Tarımdan, hayvancılıktan dem vursak da..
Bir ayak üstüne eğitimciye eğitimin nasıl olması gerektiğini anlatsak da!..
Sonuçta bu köy bizim! Gitmesek de gelmesek de gezmesek de KKTC bizim!
***
BU da nereden çıktı demeyin. Bir süredir TC’deki insan hakları ve anayasa değişikliklerine yönelik çalışmaları izliyorum. Erdoğan’lı Ankara tüm Bakanlarıyla müthiş bir seferberlik içindeler. Türkiye’ye AB üyeliği yolunu açacak anayasa değişiklikleri için çalışmalara başlanmış. Ve öncelikle faaliyetler hukukun, demokrasinin olmazsa olmazı olan “kişinin hak ve hürriyetleri” konularıyla başlamış.
TABİ insan etkileniyor: Bizde durum nedir diye?.. Hiç mi anayasa değişikliğine ihtiyacımız yoktur?.. Kişi hak ve özgürlüklerimiz tamam mı? Hukukumuz adaletimiz ne alemdedir?..
Hatta KKTC’nin anayasada belirtilen siyasi yapısını değiştirmek gerekmiyor mu?. HUKUKÇULARIMIZIN bu konudaki görüşleri nelerdir?
Yapılan yada değiştirilen yasalar ne kadar doğrudurlar? Toplum beklentilerine cevap verebiliyorlar mı? Yada toplumu “yararlarıyla” ne kadar ileriye taşıyabiliyorlar? ***
TÜM bu soruları sorarken bırakın cevap vermeyi (ki haddim olmamalıdır) “bu da nereden çıktı” diyerek üstelik kendime hayret de ettim!
OYSA Trafik sorunlarından çevreye, imar iskândan tapu işleriyle işlemlerine, enerji politikamızdan kurak çorak adamızdaki su kullanımına, aldı başını gider “uyuşturucu maddeler” sorununa ve bizatihi devletin en zayıf yanını teşkil eden “denetimler, caydırıcılıklar sorunlarına varıncaya kadar acaba “yasalarımız” ne kadar yeterlidir? Ki bildiğimce mahkemelerimiz personel eksikliği nedeniyle çok sıkışık durumdadırlar. Hapishanemiz çoktan çağdışı kaldı! ***
ÇİZMEDEN yukarı çıkmadan sadede geleyim.
Sorum şudur: Artık bizim de elimizdeki Anayasa’da değişiklikler yapma zamanımız gelmedi mi? Her ne kadar 2004 genel seçimlerinde halkın onayına sunulan 21 maddelik “anayasal değişiklikler” reddedilse de son seçimlerde halkın oylamasına sunulan savcıların artırılmasına yönelik olanı geçmişti ama her halde bunlar hızla değişen KKTC koşulları kapsamında yeterli değildir.
Keşke diyorum hukukçularımız, siyasi partilerimiz STÖ’leri bu konuda görüşlerini açıklasalar..
































