Siyasi sorunun çözümü konusundaki ölçüt ve değerlendirmelerin hangi “kıstaslara” göre yapılığını bilmiyorum. Galiba bilmek de mümkün değil çünkü müzakere masasında yapılan “politikadır” Yapanlar da “politikacı!” Yani doğruları kadar yanlışları da olabilir, başarıları kadar başarısızlıkları da! Sonuçta ve son kararı “referandumda halk verecek!
Ancak: Eğer önerleri kabul görürse o referanduma nasıl bir çözüm alternatifinin taşınacağına yönelik ipuçlarını Rum tarafı bize, medyasına sızdırdığı haberleri ile veriyor.
Mesela: Zaman zaman bizim taraftan “Kuzey’in Rum nüfusu ve mülkü ile delinmeyeceği” açıklamaları gelse de diyor ki Anastasiadisli Rum liderliği şu kadar nüfus ve şu kadar yüzdelikle Kuzey’e dönmeye, mülkümüze yeniden sahip çıkmaya talibiz!
Mesela: Zaman zaman bizim taraf yapılacak anlaşmanın AB’nin birincil hukuku olacağını iddia etse de biliyoruz ki Rum tarafı AB deregasyonlarının uygulanmasını, dört özgürlüğün mutlaka kabulünü istemektedir!
Mesela: Zaman zaman bizim taraf siyasi eşitlikten söz etse de biliyoruz ki Rum tarafı Cumhurbaşkanlığının dönüşümlü olmasını bile kabul etmemektedir!
Mesela: Zaman zaman bizim taraf Yönetim ve Güç paylaşımında siyasi eşitlik olacağını açıklama gereğini duymuş da olsa biliyoruz ki Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında mesela “yüzde 70 Rum yüzde 30 Türk temsiliyeti” üzerinde durmakta buna da KC’nin evrimleştirilmesi kulpunu takmaktadır!
MESELA’LARI ÇOĞALTMAK MÜMKÜN: O zaman geçtiğimiz gün Akel genel Sekreteri Kiprianu ile AB’lerde müzakereler ve çözümle ilgili konuşma yapan Talat “İki toplumun ortak noktaları çoğaldı” derken ne demek istedi? Mesela: A) Rum tarafı Türk tarafının önerilerine mi yaklaştı?
B) Yoksa Türk tarafı Rum tarafının mı önerilerine yaklaştı?
C) Türk ve Rum tarafları mülkiyet ötesinde tüm konularda anlaştı mı?
D) Yoksa Türk ve Rum tarafları sadece yönetim ve güç paylaşımında mı anlaştı?
E) Anastasiadis’le Akıncı mı birbirlerine yaklaştı?
F) Yoksa Talat ile Anastasiadis mi daha çok birbirlerinin görüşlerine yaklaştı?
Sonuç: “Aman” diyoruz! Çok yaklaşmayın! Kış giriyor, grip zamanıdır! Ola ki birbirinizi bulaştırırsınız, bir de sayenizde hastalıklı anlaşma derdi sarmayalım başımıza!!
**********
YAŞANANLAR: (KOMPLO TEORİLERİNE SIĞMAYACAK KADAR VAHİMDİRLER!)
Komplo teorilerini sevmem! Kaldı ki “politikacılarımız ve medyamız” zaten “komplo” sayılacak onca “dobracılıkları” ile “demokrasi ve düşünce özgürlüğü” kılıfı giydirdikleri her türlü ifade ve eylem serbestliğinde, neden buna ihtiyaç duysunlar! Yani demem o ki zaman zaman söylentilerde konu olan “toplumun her kademesinde baş gösteren huzursuzluk halkın yıldırılması ve önüne konan çözüm planına gözü kapalı “evet” demesi için bir tertiptir” faraziyesine iltifat etmem!
Ne var ki kazın bir de öteki ayağı vardır: 2001’ler sonrası mali ve ekonomik kriz dönemlerinde bile toplum bu kadar olumsuz etkilenmediydi! Hem de o yıllarda borçlarımızı ödemek için bize kamu bankalarının kapılarını açan devletimiz, ileride vuku bulacak bu tip kazaları hesaplayarak mudileri dolar, sterlin cinsinden dövize bağlayıp maaşlarımızı da TL cinsinden ödemeye devam ettiği halde! Hem de bu nedenle aradan 13-14 yıl geçmesine karşın boynumuza darağacının ipi gibi bağlayıp bizi öde öde bitiremediğimiz borçlara mahkûm etmesine karşın! Buna rağmen vaziyetler bugünkü kadar vahim değildi! Çünkü: Bugün, artık “ödenemeyen borçlar dönemi başladı!” İşsizlik dayanılamayacak kerteye geldi!
Küçük ölçekli işletmeler büyük oranda iş kaybına uğrarken ileri tarihli çeklere boyun eğmek zorunda kaldı, onların birçoğu da karşılıksız çıkmakta!
Esnaf işsizlikten yakınırken bazıları kepenk açıp kepenk kapatmaktan başka iş yapmadıklarını haykırmakta devletin çare bulmasını istemekte!
Daha dün Çiftçiler yine İsyanı oynuyorlardı!
Ve ille de pahalılık! Her gün hemen her eşya zamlanıyor! Az biraz dövizin düşmesi ise öncesi tahribatı izale edemiyor, toplumsal yara kanamaya devam ediyor!
NE REFORM NE DEĞİŞİM! Böylesi mali ve ekonomik kriz ortamlarında neyin reformu yapılabilir ki? Nitekim Yorgancıoğlu Hükümetinden beridir başlayan süreç bugün beteri ile devam ediyor. Devlet “mali ve ekonomik” reformları bir yana koymuş başta tarım kesimi olmak üzere sektörleri ayakta tutmak için “teşvik, destek paraları pompalıyor!”
Nitekim dünkü Havadis gazetesinde “Şahali’yi zor günler bekliyor” haberini gördüğümde şaşmadım! Devletin tarıma dayalı tüm sektörlere milyonlarca liralık vereceği var. Sanırsınız memlekette devlet kapısında avucunu açmış ikinci bir kamu görevlileri külliyesi oluşmuş!
KOOPERATİFLEŞMEK: Başka çare yoktur diyoruz! Tarım ve ötesi sektörlerin artık kendi kurumlarına kendilerinin sahip çıkmaları gerekir. Bunun adı “kooperatifleşmektir.” Ki Kıbrıs insanı İngiliz döneminden beridir bu kooperatifçiliği çok iyi bilmektedir. Devletin de bilmesi gerekir, bugün dünyanın en ileri ülkelerinde bile Kooperatifçilik en ileri aşamalarda uygulanır…
**********
GEÇ DE OLSA: (AKAY CEMAL’I KUTLARIM)
Bugün yarın derken aklımda olduğu halde bir türlü yazamadığım için kendimi suçlu hissettiğim refikim Akay Cemal’in “plaketle ödüllendirilmesi” olayını seslendirmek bugüne nasip oldu! Çünkü Akay’ı hem çok takdir edenlerdenim hem de sevenlerindenim. Belki birimizin Mağusa’da Akay’ın Lefkoşa’da olması nedeniyle tanıştığımızdan bugünlere kadar geçen kırk yıllık sürelerde çokluk yarenlik edemedik. Fakat bir araya geldiğimizde de inanın o ortamların en çok keyfine varıp tadını çıkartan bizler olduk! Tanıdığım en dürüst gazetecilerden biridir Akay. Zaten o herkesin tanıdığı Akay Cemal’dir ve artık büyük oranda gazeteciler ordusunun da başını çeken “gazeteci ağabeyidir”
Milliyet gazetesinde uzun yıllar Kıbrıs muhabirliği yaptıydı. Kendisine bu nedenle hizmetlerinden dolayı ve bir törenle teşekkür plaketi verildi. Akay Milliyet’in bu bu plaketi ve plaketlerini çoktan hak etmişti. Kendisini ben de kutlar, daha nice başarılar dilerim…
































