Gün geldi çattı neredeyse, herkes kararını verdi sayılır. Ancak bir tek, sonucu göremeyen, ya da görmek istemeyen adayların kafası hala karışık…
Hele de kaynağı pek belli olmasa da, sosyal medya üzerinden yayılan “anket” sonuçları onların kafa karışıklığının nedeni olabilir. Dört aday da arkalarındakinin nefesini enselerinde hissediyor. Herhangi bir adayın atacağı depar ile bir alta düşeceklerini biliyorlar. Bu son 4 günde hata yapmamaya, ağızlarından çıkacak kelimeleri ince eleyip sık dokumaya gayret ediyorlar. Çünkü, aylardır verdikleri emek ve yeşeren umutlar, bir anda hüsrana dönüşebilir…
Bu hafta adayların, meydanlardaki güç gösterilerine tanık olacağız. Aslında toplayacakları kalabalıklar hepsi için “taşıma” olacaksa da, kararsız oylar üzerinde etki yapabileceği inancıyla, bu mitinglere önem veriyorlar. Dün de yazmıştım, önemli olan meydanları değil, sandıkları doldurmaktır ve bunu başaran aday, 26 Nisan’da yarışma hakkını elde edecektir…
Son günlere girilirken, hiçbir aday sonucu kestiremiyor. Hepsinin de tek derdi, ilk turu kayıpsız atlatıp, ikinci tur için, adını listeye yazdırmaktır. Kimse de, ikinci tura kalacak iki aday şunlar veya bunlar olur diye bir tahminde bulunamıyor. Çünkü bölgelerden o kadar farklı haberler geliyor ki, bir gün “bu ikili kesin” derken, ertesi gün bir başka ikilinin yarışta kaldığını görüyorsunuz. Böyle bir durumda da doğru veya yanlış, birtakım verileri ele almak zorunda kalıyorsunuz…
İsimleri öne çıkan ve bu seçimi kazanabilecek dediğimiz 4 aday, Özersay, Akıncı Siber ve Eroğlu’nu destekleyen kesime, bu kesimin gücüne ve adayına ne kadar oy getirebileceğine bakmak gerek. Bu seçimler için doğru bir analiz olur mu bilemem ama bugüne kadar yayınlanan anketlerden daha mantıklı bir sonuç vereceğini sanıyorum…
Örneğin Kudret Özersay, propaganda süresince öne çıkardığı, “Gerçek Bağımsız, Hiçbir Partiye Vefa Borcu Olmayan Aday” sloganı iyi oturmuş. Gerçekten de diğer “bağımsız” adaylara göre gerçek anlamda bağımsız tek adaydır. Ancak arkasında örgütlü bir yapının olmaması, bu seçimlerde alacağı oy oranında önemli bir etken olacaktır. Özersay’ın arkasında bir parti desteği ile bu yarışta yer alması, onu çok daha farklı yerlere taşırdı. Halbuki şimdi, sadece yıllardır aynı yüzlere oy vermekten usanan, partisine küskün ya da çıkardığı adayı benimsemeyen veya söylemlerini benimseyen ve her ne şartta olursa olsun onu seçmeye karar verenlerin oyları ile sınırlı olacaktır alacağı oylar…
TDP ve BKP destekli Akıncı’nın bu iki partinin oyları ile seçim kazanması mucize olur. Çünkü bu iki partinin toplam oyu, %10’larla ifade edilecek kadar az. Bu durumda Akıncı’nın kazanabilmesi için, tıpkı Özersay gibi yüzergezer oylar yanında, partisine küskün veya adayını beğenmeyen diğer partili oylara ihtiyacı olacaktır. Burada önemli olan bu oyların ne kadarını kendi lehine çevirebileceğidir. Adaylığını ilk açıklayan aday olarak, yakaladığı olumlu ivmenin, son haftalarda durduğu, hatta düşüşe geçtiği yönünde iddialar konuşulmaya başlandı. Özellikle TV’lerdeki performansı ve agresif tavırları, Akıncı için dezavantaj oldu sanırım… Evet Akıncı kendisine destek veren iki partinin toplam oylarından fazla, hatta o oyları ikiye katlayan bir orana ulaşabilir ama bu oran onu ikici tura taşır mı derseniz, ben pek umutlu değilim…
Parti adayı olarak seçimlere giren tek isim CTP adayı Sibel Siber. Partisinin iktidarda olması, son yıllarda parti içinde yaşanan ideolojik kavgalar, Sibel Siber’in bu yarıştaki tek dezavantajı. Ancak iktidarda olmanın sadece dezavantajı değil, bir takım avantajları da olduğunu unutmamak gerek. Özellikle iki binli yıllardan sonra ortalama bir oy oranına (yaklaşık %25-27) sahip olması, son birkaç haftadır parti içinde yaşanan toparlanma ve adayları etrafında kenetlenmelerine ilaveten, Sibel Siber’in kendi partisi dışından getireceği oylar onun, ikinci turda yarışacaklar arasında yer almasını sağlayacaktır sanırım. Ne kadar kızgın olsalar da, CTP kültürünü almış olanlar, sandık başına gittiğinde, oylarını kendi adaylarına verecek kadar disiplinlidirler. Onun için ben Sibel Siber’i çok büyük bir sürpriz olmazsa, ikinci turda yarışacak iki adaydan birisi olarak görüyorum…
Ve bence kazanması kadar, kaybetmesi de sürpriz olmayacak olan, UBP/DP-UG destekli aday Derviş Eroğlu’na bakalım. Cumhurbaşkanlığı makamına oturmasının ardından “partim” dediği UBP ile ilişkilerini kesmeyen, görev süresince hem cumhurun, hem de hükümetin başı gibi davranan Derviş Eroğlu, özellikle UBP kurultay döneminde partinin içişlerine müdahaleleri, kurultaylarda açık açık taraf oldu. Son olarak da, 2013 erken genel seçimleri ve hemen ardından yapılan yerel seçimlerde, kendisine “karşı” olduğunu düşündüğü isimler aleyhine yürüttüğü kampanyalar sonunda, bu isimlerin kaybetmesinin sorumlusu olarak görüldü… Destek veren iki partinin başkanları bile, şimdiden bazı partililerin Eroğlu’na oy vermeyeceğini kabul ediyorlar. Ayrıca UBP kökenli etkili bazı isimlerin Eroğlu aleyhine çalıştığı da artık bir iddia değil. Zaten kendisi de bunun farkında olmalı ki, her konuşmasında, “bu seçimler milletvekilliği veya belediye seçim değil” diyerek rahatsızlığını dile getirmekte. En ilginci ise kendi yanında sandığı birtakım isimlerin, sandıklarda sağ gösterip sol vuracağı endişesi, yani darbenin nereden geleceğini bilememesidir. Son günlerde Eroğlu cephesinde yaşanan paniğin nedeni de budur sanırım. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, ikinci tura kalma konusunda şanslı adaylardan birisi olma özelliğini taşıyor. Peki ilk turdan kaybeder mi derseniz, böyle bir sonuç da benim için sürpriz olmaz…
Kazanalar kadar, kaybedenlerin de uzun süre konuşulup tartışılacağı bir seçim bizi bekliyor. 2013 ve sonrasında yapılan tüm seçim sonuçları, değişime neden oldu. Genel ve yerel yönetim seçimleri bu değişimin ilk işaretleriydi. Kıbrıs Türkü’nün, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bu değişim trendini devam ettireceğine inanıyorum…
YERİN KULAĞI VAR
7 ADIMDA ÇÖZÜM:
Derviş Eroğlu, gün geçmiyor ki yeni bir söylemle halkın karşısına çıkmasın. Şimdi de, “7 Adımda Anlaşma” sloganıyla taraflar arasında varılacak bir anlaşmanın, yıl sonu veya şubat ayında referanduma götürüleceğini söylüyor. Eroğlu’nun bu sözü LTB eski Başkanı Fellahoğlu’nun, “LTB’de 5 adımda çözüm” sözünü hatırlattı. Eroğlu, 5 senedir çözemediği sorunu 7 adımda çözecekmiş. Bunu becersin, heykelini dikerler vallahi…
DEVENİN KULAĞI:
Ercan Havaalanı ihalesini kazanan T&T Şirketi’nin büyük ortağı Taşyapı İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı, “Biz dünyanın 7-8 ülkesinde iş yapıyoruz. Ben neler çekiyorum, burada yaşanan sıkıntı devede kulak kalır” demiş. Doğru, Sayın Turanlı için Ercan krizi devede kulak olabilir ama bizim için bu sorunlar kulağı değil, devenin kendisidir…
BOŞ MASALARA:
Derviş Eroğlu’nun Lefkoşa’da akademisyenlere verdiği yemeğin fotoğrafı dikkat çekiciydi. Sadece bir kaç masa dışında, mekan tümüyle boş. Akademisyenlerin genel bir tutumu muydu, yoksa başka bir hata mı vardı bilemiyoruz, ancak kampanyasını yürütenler bu fotoğrafı nasıl yayınladılar, anlaşılır gibi değil…
MANASTIR KURTULDU, YA DİĞERLERİ:
Arıtma tesisi Bellapais Manastırı’nın dibine inşa ediliyordu. Görüntüsü bir yana, çevreye yayacağı kirlilik de cabasıydı. Çevreciler ayaklandı. Bölgedeki işletmeciler, idareyi dava etti. Sonradan öğrendik ki, projeyi bizzat yapan, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ymiş. Dün, Yüksek İdare Mahkemesi, inşaatın hükümsüz olduğuna karar verdi. Yarım inşaat da sökülecek. Peki bu iş burada bitecek mi? Bitmemeli. Sorumluların bu konudaki yanlış kararı ya da ihmali ne olacak? Ya dava açılmasaydı?.. Kamunun da kendi içinde bu soruşturmayı sürdürmesi gereklidir. Hem de caydırıcı bir şekilde. İşte Karpaz’da, kaçak inşaatlar. Ya da kesilen 140 bin ağaç… Hepsinde de ihmal olduğu açık… Görmezden geleceksek, yasalar niye var…
YANGIN TEHLİKESİYMİŞ:
Orman Dairesi ısınan havalar ve yangın tehlikesi için uzun uzun bir mesaj yayınlamış. Ya bir günde giden 140 bin ağaç? Bu kadar ağacı yok etmek için kaç yangın gerekirdi acaba? Hem de adı “koruma alanı” olan bir yerde. Bu ayıp örtülemez. Bu ihmal unutturulamaz. Hani orman korucuları ya da bekçileri? Doğal koruma alanı olan bir bölgede bu yapılıyorsa, bakalım diğer yerlerde ne kadar ağaç şöminelere odun olmuştur. Ama bizde hesap sorma yok ki… Yapanın yanında kalıyor, unutulup gidiyor…
YA TUTARSA:
Meteoroloji Dairesi’ne şaşıyorum. 15 gündür yağmur, hatta sel uyarısı yapıyor ama bir gün hariç havalar tam tersi gidiyor… Dün yine uyarı yapmış, hava inadına yazdan kalma. Ama bir gün mutlaka tahminini tutturacak. Bozuk saat bile günde iki kere doğru gösteriyor. Dairenin yağmur tahmini de bir gün tam isabet edecek. Durmak yok, tahmine devam…
ZİRVEDEKİLER
Çevrecilerin Zaferi: Turistlerin önemli uğrak yerlerinden birisi olan ve her mevsim binlerce turistin ziyaret ettiği Bellapais Manastırı’na yapılmak istenen ve tepki toplayan arıtma tesisi için karar açıklandı. Yüksek İdare Mahkemesi tarafından verilen kararda, proje ile ilgili her türlü çalışmanın hükümsüz olduğuna hükmedildi. Bu kararın alınmasına katkı koyan, mücadele eden herkesi kutlarız…
DİPTEKİLER
Sosyal Medya: Bizdeki tercümesi, “istediğin kişiye istediğini söyleme, hatta belden aşağı vurma platformu.” Nasıl olsa kimse size “Ne yapıyorsun kardeşim” demiyor. Sınırsız ve sansürsüz bir ortam. Arkadaşına veya sevgiline mi kızdın veya birini sevmiyor musun, kim tutar seni, Allah ne verdiyse döşen de korkma. Nasıl olsa hesap soran yok…
































