Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS’TA SAVAŞ ÇIKAR MI? (KOŞULLAR KIVAMINA GELDİĞİNDE NEDEN ÇIKMASIN!)

Doğu Akdeniz’den Irak’a kadar bölgemiz savaş alanına döndü yakılıp yıkılıyor! 21. YY’da insanlar topluca katlediliyor, yüz binlercesi ise göç yollarına düşüyor! Televizyon ekranlarına düşen felaket görüntülerinden kahroluyoruz! Küçücük bebeler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar ölümlerden kaçarlarken yüzlerce kilometrelik yolları yürüyorlar. Bu yollarda yüzlercesi ile ölüyorlar! Televizyon haberlerinde kare kare yayınlanan o video çekimlerini izlerken insanın ağlamaması mümkün olmuyor ve insanlar ağlıyorlar!
Son yıllarda Suriye’den başlayan savaş, Orta Doğu’yu patlayan volkan haline getirirken, şimdi de kendilerini “İslamın bayraktarları, cihatçıları” olarak kabul ettirmeye çalışan “IŞİD” belası sarıyor bölgeyi. Çocukları kadınları kendilerinden olmayan her insanı türlü çeşitli gaddarlık gösterileri ile kesip biçiyorlar! Dolayısıyla IŞİD bir “askeri güç” değil, tam bir “terör örgütü” oluyor! Nereye kadar ilerleyecekleri nerede duracakları bilinmiyor!
Ve her zamanki gibi Ban Ki-moon’lu BM her siyasi ve kanlı sorunda olduğu gibi Suriye ve Irak’ta oluk gibi kanlar akıtan IŞİD karşısında da parmağını oynatmıyor! Ve akan kanları durdurmak görevi her zamanki gibi “dünyanın jandarması” olduğunun ispatında Amerika’ya kalıyor. IŞİD’E karşı yandaş AB ülkeleri ile bir mücadele cephesi oluşturuyor. Kısaca, Orta Doğu yanıyor, yıkılıyor, insanlar ölüyor, göç yolları yeniden açılıyor…
YA KIBRIS? Kıbrıs’ta hiç savaş yaşanmamış gibi bir olay yoktur! Bu adada da insanlar insanları kurşunlayıp bombalarla öldürmüşler, evlerinden, köylerinden kentlerinden kovmuşlar, göç yollarına salmışlardı! Kıbrıs asude bir barış adası değildir! Dolayısıyla günü zamanı geldiğinde ve koşullar kıvamını bulduğunda yine savaşın gayya kuyusuna düşebilir! Yine öldürülen insanların kanları ile yıkanabilir! Tabiatında vardır! Bu nedenle soruyoruz:
KIBRIS’TA DA SAVAŞ OLABİLİR Mİ? Neden olmasın diyoruz! Çünkü “çarelerin tükenmediği” doğru değildir! Nitekim 1963’den beridir Kıbrıs’ta her iki halk da “çözüm çarelerini” birer birer tüketerek gelmişlerdir bugünlere. Sürekli savaşlar sonunda “kurulan her çözüm masası, barış için yeşertilen her planı kurutup yiyerek geldik bugünlere! Şimdi ise Gambari’den başlayarak, referandumdan geçerek hâlâ devam eden bir yeni müzakere safhasındayız ve git gide “çaresizliğe” doğru koşmaktayız! Üstelik görünürde yine çözüm yok! Buna karşın 1974’ten beridir bu adada savaş olmamışsa nedenlerini iyi anlamalıyız çünkü onlar ortadan kalktığında savaş kapımızı çalabilir!
Savaşmıyorsak Adadaki Türk askeri varlığının caydırıcılığından dolayıdır!
Savaşmıyorsak 1974’ten beridir çözüm için süregelen müzakereler devam ettiğindendir!
Savaşmıyorsak Her iki tarafın da müzakereleri “bitiren” taraf olmak istememesindendir!
Savaşmıyorsak Her iki taraf için de nihai kararı almak için son darbeyi vuracakları siyasi koşulların henüz kıvama gelmemiş olmasındandır!

ANCAK. Müzakerelerin “takvime bağlanmasına” karşın yine de çözüme ulaşılamadan Kuzey ve Güney kendi sınırları içinde egemenlikleri ile kalakaldıklarında ve “savaşı” gerektirmeyecek tüm “etkenler” ortadan kalktığında, işte o zaman iş başa düşer!
Masada çözülemeyen sorun önce “soğuk savaşı,” ardından “sıcağını” getirir! Rum tarafı için bahane “işgal altındaki topraklarımızı düşmandan geri almak” üzerinde gelişirken, Türk tarafı için her zamanki gibi “düşmana karşı can mal güvenliğini korumak” olur!
İki kurşun atıldıkta tüm ilişkiler kopar, üçüncü kurşun karşılıklı atışmaları davet eder, üçüncüsü ise sınır savaşları ile başlayan saldırılara dönüşür!
Bu nedenle olmalı “müzakerelerin devamı” sadece bu yönü ile başarılıdır: Sorunu çözmemiş de olsa “savaşın panzehiridir! Devam ettiği sürece “savaş olasılığı yoktur!” O halde müzakerelere devam…      

**********     
DEVLETİN BAŞINA SÜRECEK MERHEMİ YOK (YİNE DE DEVLETÇİLİK OYNUYOR!)

Dünyanın en bonkör devleti KKTC’dir! Daha dün Mali Destek Kısmi Hibe Programı’ndan tarım, turizm ve rekabet gücünün artırılması için 11 milyon TL. ayrıldı. Buna karşın:            KKTC’de “yoktur” ama tutun ki 3 yüz bin kişilik nüfus vardır şöyle böyle bu nüfusun istihdam edilmiş ve devletten maaş çekenlerinin yani memur, emekli, şehit aileleri ve öteki çeşitli statülerdeki insanları 39 bin 851 kişidir. Devletten maaş çeken çeşitli görevlerdeki bu insanlara her ay hazineden 145 milyon 760 bin 201 TL ödeme yapılmaktadır!
Devletin beleşinden para basan darphanesi olsaydı yine de bu faturaya dayanamazdı çünkü bu devletin giderlerinden öte geliri yoktur! Bu yalın gerçeğe karşın hemen her gün medyada yer alan şu haberlere bakalım:
Bazı okullar öğretmensiz açıldı! Hâlâ onarımları süren derslikler vardır!
Kıb-Tek ödenmemiş borcundan dolayı Maliyenin elektriğini kesti!
Süt üreticileri ödenmemiş süt paralarından dolayı büyük sıkıntı yaşıyorlar!
Narenciyeciler çok acele yeni pazarların açılmaması halinde narenciyenin de heba olup gideceğini söylüyorlar!
Hayvancı küflü balyalardan dolayı tonlarca sütlerini imha etmek zorunda kaldılar!
ADSL çöküyor yeni sisteme yani paraya ihtiyaç var!
Dolar Euro, Sterlin her gün daha bir vuruyor, vurdukça çarşı pazarda paha üzerine paha biniyor…
KISACA: KKTC de işler iyi gitmiyor. Buna karşın:

Ne kredi kartlarındaki borçlanmalar ırgalıyor insanları ne mazbata mağduru oluşları.! Asıl sorun ise şu oluyor:
Devletin hazinesi tek tırnaklık yatırıma pay ayıramaz, bütçesinin yüzde seksenini “Görevlileri ile emeklilere ve kendi sektörleri ile öteki sektörlere kanalize ederken” bakıyorsunuz ki medyada sürekli yazılıp söylenenler, “devlet beceriksizliği ile basiretsizliğini çakıyor! Üstüne üstlük parasal kısıtlamalara gittiğinden yakınılıyor, serzenişlere muhatap oluyor! Bizatihi ben de “Köşemden” ayazlatıyorum böylesi suçlamaları! Sonra rakamlara bakıyorum, “el insaf” diyorum!
O HALDE? Belli olmuştur ki hükümet yıkıp hükümet kurmakla sorunların üstesinden gelmek mümkün olmuyor. Olsaydı her iki buçuk yılda bir erken seçim yapmamıza karşın yine de hayır yüzü görmediğimiz gerçeği sırıtmazdı! Buna karşın ne zaman Devlet plan ve programlarını devreye sokacak olsa karşısında “asla yapamazsın” diyen sendikaları, bayda atan muhalefet partilerini bulmaktadır!
MESELA: 2013-2015 Mali ve Ekonomik Reformlar Paketi bu cümlendendir. Bazı sektörlerin özelleştirilmeleri gerekmektedir ama bizzat iktidardaki CTP “hayır” demektedir!
Öte yandan sermaye birikimi olmayan, vergi toplayamayan, ambargolar nedeniyle ihracat yapamayan, kuraklık nedeniyle sadece cepten harcayan bu “muhtac’ı dide devlet” hâlâ “devletçiliği savunmaktadır!” Yabancı sermayenin yatırımlarına takoz koymaktadır! TC’nin ekonomik planlarına iltifat etmemektedir! Ve sendikaların hep “ver ver” isteklerine boyun eğerek hazineyi kevgire çevirmektedir!
BİR GÜN: Bu gidişin gidişat olmadığı gerçeğine tosladığımızda bir parmağımızı ısırıp on parmağımızın sızısını duyacağız ya bakalım ne zaman!         

***********

KISACA TAKILDIĞIM: (BARIŞ GÜCÜ KOMUTANI LUND’IN İNCİSİ!)
BM Barış Gücü’nün yeni komutanı bir kadın. Adı Kristin Lund. Norveçli. Kıbrıs’ı ne kadar bildiğini bilmiyorum ama her halde gerekli brifingleri almış, NATO’da da görev yaptığı için soruna aşinalığı olan bir komutan olmalı… Zaten kendisi de gerekli araştırmaları yaptığını söylüyor.
Geçtiğimiz günlerde Lund “Güven Yaratıcı Önlemler” modasına uygunluğunca bizim GK komutanı Tümgeneral İlyas Bozkurt’u işaret ederek şunları söyler: “…General Bozkurt’la görüştüm. Belki de hep birlikte oturup aramızdaki güveni artırmak için neler yapabileceğimiz üzerinde çalışmalıyız… Buna Güney’i de dahil etmeliyiz… Komutanların birbirleri ile konuşabilmesi önemli…”
Doğrusu din adamlarının Allah’a sığınarak neler konuştuklarını, birbirlerini nasıl anlamaya çalıştıklarını anlayabiliyorum da… Birinin Güney tarafından “işgal bölgesinin komutanı,” diğerinin Kuzey tarafından “Yunanistan destekli ve damgalı” olarak nitelendirildiği iki hasım komutanın, neyi nasıl konuşacaklarını çok merak ediyorum!
Mesela Güney’in komutanı Kuzey’in komutanına şöyle mi diyecek? “Sn. Komutan eğer bu adada çözüm istiyorsan Türkiye’nin hemen askerlerini adadan çekmesini telkin et?” Veya bizim Komutan Rum Komutana, “Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askeri faaliyetlerini durdurup bitirmesi gerekir” teklifinde mi bulunacak?
Hayırdır inşallah! Bakarsınız yakında “Hz. Muhammet’le Haz. İsa’yı da görüştürmek için adaya çağırmaya kalkarlar!”