Kıbrıslı Türklerin ekonomik halleri ve müzakereler (2)

18 Mayıs 2015 Pazartesi | 12:51

Geçen haftaki yazımı şöyle sonlandırmıştım:

İş insanlarının rekabetçi liberal bir ortamda başarılı olmak için ekonomi ve mülkiyet konularında nelere ihtiyaçları olduğunu net ve zamanlı bir şekilde Cumhurbaşkanı Akıncı ve müzakerecilere aktarmaları şart. İş insanlarının mevcut durumlarını göz önünde bulundurup Annan Planı’nın hazırlandığı dönemde olduğu gibi, hatta daha aktif bir şekilde sürece katkıda bulunmaları gerekiyor.
* * *
Geçen haftaki yazıda kafamda olan Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk Sanayi Odası ve benzeri kurumlar içerisinde aktif ve etkin olan Kıbrıslı Türk iş insanlarıydı. Bunların yanında bir de örgütlenmemiş, hatta tam olarak formal sektörde bile olmayan üreticiler var.
* * *
Çoğu zaman bu üreticiler, sosyal bilimlerde kolektif eylem problemi denilen dertten mustaripler. Yani, hepsi için iyi olacak bir şeyi isteme veya yapma konusunda gerekli haberleşme ve koordinasyonu kendi aralarında sağlayamıyorlar. Bundan dolayı da, tek tek sorunlarının ne olduğunu anlasalar bile ki bu sorunu içlerinden bir tanesi çözdüğü anda diğerleri de aynı çözümü uygulayabilecek, bir türlü sorunlarından kurtulamıyorlar.
* * *
Tabii bir de örgütlenmemiş, hatta tam olarak formal sektörde bile olmayan üreticiler çoğu zaman finansal kaynak ve teknik bilgi olarak da dezavantajlı durumda olabiliyorlar. Üstelik bu üreticilerin özel bir çıkar gurubu olarak politik güçleri de pek yok. Hâlbuki ekonomik büyüme ve istihdam yaratmaya bu tür üreticilerin katkı koyma kapasiteleri belli bir büyüklüğe ve olgunluğa ulaşmış şirketlerden çok daha fazla; yani hem büyüme hem de yaratıcılık kapasite ve potansiyelleri çok yüksek.  
* * *
Örgütlenmemiş hatta tam olarak formal sektörde bile olmayan Kıbrıslı Türk üreticiler ekonomik ambargolardan ziyadesiyle olumsuz etkilendiler. Örnek verecek olursam, arıcılıkla uğraşanlar ancak topladıkları bal Yeşil Hat Tüzüğü Ticareti kapsamına girdiğinde durumlarının ne kadar kötü olduğunu fark ettiler: Yapılan ölçümler kuzeyde toplanan balın AB sağlık standartlarına uygun olmadığı gerçeğini ortaya çıkardı. Bu ise arı hastalıklarına karşı AB’de yıllar önce yasaklanmış antibiyotik kullanımından, balların çelik yerine galvanize kaplarda ve uygun olmayan sıcaklık ve ortamda tutulmasına kadar bir seri yanlış uygulama yapıldığı anlamına geliyordu. AB’nin Ticaret Odası üzerinden koordine ettiği eğitim ve teknik bilgilendirme, az da olsa verdiği bire bir finansal yardım ve arıcıların örgütlenerek yapılan modernleştirme ve değişiklikleri sahiplenmesiyle adanın kuzeyinde toplanan balların birkaç yıl içinde AB sağlık standartlarını tutturduğunu biliyoruz.   
* * *
Arıcılar ve benzeri iyi örgütlenmemiş veya formal sektörde bile olmayan üreticilerin de bir anlaşma sonrası rekabetçi liberal bir ortamda başarılı olmaları için nelere ihtiyaçları olduğunu iyi belirleyip, bu ihtiyaçları net ve zamanlı bir şekilde Cumhurbaşkanı Akıncı ve müzakerecilere aktarmaları gerekiyor. Bu da müzakerelerde ekonomik olarak sürdürülebilir kapsamlı bir çözüm bulunabilmesi için Kıbrıslı Türklerin ciddi bir ekonomik analiz ve değerlendirme kapasitesine ihtiyacı olduğu anlamına geliyor.
* * *