Poli

Kıbrıs’ın ultra ötekileri: Gurbetler






Mustafa Özilmen
Mustafa Özilmen

“Ötekileştirme”, bir kişiye ya da gruba, belli özelliklerinden dolayı önyargılı davranarak ayrımcılık yapmaya denir. Bu davranış, pozitif ya da negatif yönde olabilir. Ancak, ötekileştirme dendiğinde genellikle negatif anlam anlaşılır.




Önyargı kavramının sosyal psikolojideki açıklamasına bakıldığı zaman yine aynı şekilde eksik veya hatalı bir yargılama süreci sonucunda oluşmuş, bir insan grubuna veya o grubun tekil üyelerine yönelik, genellikle olumsuz bir tutum olarak tanımlanmaktadır. Bu kavram bilinçli bir şekilde yapılır, aşırı bir genelleme içerir ve insanlara empoze ettirilmeye çalışılır. Çocuklar önyargılarla doğmazlar. Onları ailelerinden, yakın çevrelerinden, kitle iletişim araçlarından ve kendilerini saran toplumdan öğrenirler. Toplumsallaşma sürecinden sonra çocuk önyargılar edinmeye başlar. Örneğin Amerika’da çocuklar 4-5 yaşına gelince beyazlarla siyahları ayırt etmeye başlarlar. Kişinin çocukluğunda edindiği ve bütün yaşamı boyunca üstüne bir şeyler kattığı alışkanlık daha ilkokul sıralarında gösterir kendini. Çocuklar kendilerine göre bir kriter oluşturmaya henüz o yaşlarda başlar. Hepimiz iyi biliyoruz ki ailesinin maddi durumu iyi olan bir çocuk sınıfındaki fakir çocuğu her zaman dışlar. Kıbrıs’ta bu etiketlemeye en çok maruz kalan ise Gurbet çocuğudur sanırım. Kendinden olmayanı yadırgamak hoşuna gider bu yaşlarda. Çünkü ailesinden öyle görmüştür. Yemek saatinde masa etrafında oturup gün içerisinde beğenilmeyen her olaya, hoş karşılanmayan herkese saldırmak yeri geldiğinde küfür etmek etmek aile büyüklerinin çocuklarına bıraktığı hoş olmayan bir mirastır. Çocuk, evdeki aile büyüklerinin bu tarz hareketlerde bulunmasını zamanla kendine huy edinir. Yine aileden alınan bir özellik ise okumadan araştırmadan atıp tutmaktır. Karşındakini cahilce etiketlemektir. Burada suç yine aile büyüklerinindir. Hatta, eğer bir gün x kişilerle arkadaşlık kurarsan hakkımı helal etmem der aile. Tehdit eder. İşte artık her aile ayrı bir kamptır. bu kampların tek görevi ise kendinden olmayandan öteki diye bahsetmektir. Birbirlerine kız vermezler, birbirleriyle iş yapmazlar yeri geldiğinde birbirlerine selam vermezler.




GURBETLER

Dünya’da en fazla ötekileştirmeye maruz kalan halklardan olan, Çingeneler ve Gurbetîler (Gurbetler), Hindistan kökenli bir halktır ve dünyanın birçok yerine dağılmış bir durumda hayatlarını devam ettirmektedirler. Genel itibariyle yaşadıkları bölgeye uyum sağlamakla birlikte kendilerine özgü konumlarını da koruyabilmişlerdir. “Gurbetiler”, ismi Afganistan’dan başlayıp Balkan yarımadası üzerinden batı Avrupa ülkelerine varıncaya kadar yayılmıştır. Arap menşeli bir kelime olarak görülmektedir. “Gurbetiler” ismi Kıbrıs ağzında “Gurbetler” olarak ifade edilmektedir.

Kıbrıs’ta bu insanlara “Gurbet”ten başka “ole”, “gori”, “cingane”, gullufi-çilinciri” de denilmektedir. Ancak onlar kendilerini “Gurbet” olarak adlandırmaktadırlar. Birbirlerine hitap ederken “ole” dedikleri için “ole” adı ile de anılmaktadırlar.

Halk arasındaki rivayetlere göre Kıbrıs Türkler tarafından fethedildikten kısa bir süre sonra, 1500’lü yılların sonlarına doğru adaya göç etmişler. Gurbetlerin çoğunluğu önceleri Limasol, Baf, İskele ve Larnaka bölgelerinde yaşarken, 1974’ten sonra Kuzeye göç etmişler. Mesela, Güzelyurt’ta yaşayanlar Limasol’dan gelmişlerdir. Günümüzde Kıbrıs’ın kuzeyinde genellikle; Güzelyurt (Omorfo), İskele, Yeniboğaziçi, Gazimagusa (Larnaka yolu) da, güneyinde ise Baf, Larnaka ve Limasol’da yaşamaktadırlar. Çoğunluğu Kıbrıs’ın kuzeyinde olmak kaydıyla nüfusları yaklaşık olarak 4-5 bin kişi olarak tahmin edilmektedir. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanlar kendilerini etnik köken bakımından Türk olarak nitelendirmekteler.

En çok kullandıkları isimler şunlardır: Ayten, Hayriye, Ayşe, Fatma, Cemile, Rahme, Hüseyin, Ali, Mehmet, Mustafa, Naci vb. Gurbetlerin erkekleri Akbaş, Kıssali, Lastik Aziz, Mindo Hüseyin, Cumali, Mitto, Çipsi, Kalaycı, Hamude gibi lakapları; kadınları ise, Şamma, Fatmaya, Fatturi gibi lakapları kullanmaktadırlar.

 Gurbetler birbirlerine çok bağlıdırlar. Bir yerde trafik kazası olsa Kıbrıs’taki hemen hemen bütün Gurbetler arabaya atlayıp kaza yerine giderler. Orada toplanırlar. Kazalar gibi düğün ve cenazeleri de çok kalabalık olur, yaşayış tarzları biraz farklı olmakla birlikte, âdetleri Kıbrıs Türk toplumunun âdetleri gibidir. Eskiden görücü usulüyle evlenirler, nişanlılar birbirlerini hiç görmezlermiş. Baf’ta iken sekiz gün sekiz gece düğün yaparlarmış.

 Genellikle esmer tenlidirler. Eskiden kalaycılık yaparlardı. Günümüzde daha çok bakkallık, manavlık , hurdacılık vb. serbest ticaretle uğraşmaktadırlar. İçlerinde müzisyenlikle de uğraşanlar vardır. Kıbrıs’ın narenciye, portakal, patates, zeytin, harnup (keçiboynuzu) zamanlarında, nerede o iş varsa, oraya giderler. Gurbetler yaptıkları işlere uygun olması bakımından birkaç kişi yerine 10-15 kişi kadar binebilsinler diye genellikle arkası açık araba kullanırlar. Gurbetlerin % 80’inden fazlası okuma yazma bilirler. Bu oranın % 30- 40’ı üniversite mezunudur.

Dil olarak Kıbrıs ağzıyla Türkçe konuşmaktadırlar. Yaşlı olanlar adadaki bütün Türk unsurlar arasında olduğu gibi Türkçenin yanı sıra Rumca da bilirler. Kuzey Kıbrıs’ta Gurbetlerin anadili Türkçedir. Lakin bu insanlar, Kıbrıs ağzını kullananların da anlamasını istemedikleri, kendi aralarında anlaşma vasıtası olarak gizli bir dil kullanmaktadırlar. Bu gizli dili yaşlılar daha iyi bilmektedir. “Olece” de denilen gizli dile ait cümle örnekleri verecek olursak;

Nımıslarkan tez kakaladım. “Uyurken hemen kalktım.”

Bu rati genna bizi. “Akşam bize gelmelisin.”

Pır zamandan beri zanırım afayı. “Çoktan beri tanırım bu kişiyi.”

Geçen gün Türkiyeye hallandım işkefdi. “Geçen gün Türkiye’ye gittim güzeldi”

Dün gideledim tırak aşınlayım pır kotor. “Dün gittim ayakkabı alayım çok pahalı (para).”

Rum tarafında yaşayan Romanlar (Çingene), derme çatma evlerden oluşan kamplarda veya Kıbrıslı Türklerden kalan evlerde izole halde yaşamaktadırlar. İstihdam açısından incelendiğinde, bu insanların yeterli eğitime sahip olmamaları nedeniyle çoğunlukla çalışma hayatı dışında kaldığı görülüyor. Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Gurbetler, yakın geçmişte çok kötü şartlarda yaşamaktaydılar. Her geçen gün yaşam şartları, değişmektedir. Yaşama tutunmak için çoğunlukla hurdacılık ve manavcılıkla uğraşıyorlar. Onların hayallerinde son model arabalar, havuzlu evler yok sadece rahatça uyuyabilecekleri bir ev, çeşmeden akan su ve elektrik var.

Gelinen aşamada Kıbrıs’ta üzerinde durmamız gereken bir sıkıntımız var; Ötekileştirmek.

 Ülkemizde ötekileştirmenin temelini, farklılığa tahammül edememe ve farklılığı kendine bir tehdit olarak görme eğilimi oluşturuyor.

FARKLI OLMAK EŞİTLİĞE ENGEL DEĞİL

Bazen farklı olmanız, yani “ötekilerden” biri olmanız için sadece Gurbet değil Türk, Rum, Maronit, Ermeni, engelli, yoksul, hayat kadını, eşcinsel, yabancı, dindar, başörtülü, ateist, düşük eğitimli v.b. olmanız yeterlidir; ve aslına bakarsanız Kıbrıs iki kampa ayrılıyor bu alanda: “bizlere” ve “ötekilere.”

Çağdaş demokrasi ve insan hakları anlayışının temel prensiplerinden biri de eşit yurttaşlık ilkesidir. Eşit yurttaşlık ilkesi, yurttaşların dili, dini, inancı, cinsiyeti ve ırkı nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmaksızın hakta ve özgürlükte eşit kabul edilmesini ifade eder. Hepimiz birbirimizden farklıyız, farklı da olmamız gerekir. Ancak farklılıkları derinleştirmek değil, farklılıklar arasındaki benzerlikleri çoğaltmamız gerekir. Bunun için de ötekileştirmekten değil, birlikte bir şeyleri anlamaktan, birbirimizi anlamaya çalışmaktan yola çıkmak gerekir.

 Sözün özü; dile, dine, ırka, mezhebe, etnik kökene, cinsiyete; yani insanın “tüm farklılıklarına” bakmadan muhabbet edebiliyorsan insansın!





Başa dön tuşu