Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs sorunu bunun neresinde?

Soğuk savaşın 1989 yılında sona ermesiyle başlayan ve ağırdan giden bir dönüşüm süreci ve belirsizlik yaşanıyor.

Halbuki benzeri derecede önemli değişimlerde, örneğin 1. Dünya Savaşı’ndan sonra, imparatorluklar yıkılmış ve yeni düzen kurulmuştu.

2. Dünya Savaşı’nın ardından IMF ve Dünya Bankası gibi Bretton Woods kurumları ile Birleşmiş Milletler ortaya çıkmış ve yeni bir düzen oluşmaya başlamıştı. 

Son 25 yıldır yaşanan ise yalnızca problemlerin dondurulmasından ibaret.

Bundan dolayı küresel siyasi düzen sorunu had safhada.

Dönüşümü ve dünya siyasetini bir nehre benzetirsek, nehre bağlı küçük derelerin akışı nehrin akışına geçmişe göre çok daha fazla etki edebiliyor artık.

Eskiden bölgesel krizlerin çoğu bölgesel olarak kalırdı. Şimdi ise bölgesel krizler önü alınamazsa küresel krize dönüşebiliyorlar.

Aklınıza hemen Suriye, Mısır ve 3-4 yıl önceki Gürcistan-Osetya sorunlarında yaşananlar gelmesin.

Çok daha küçük bir örnek vereyim.

Bugün, kültürel çatışmalar ve radikal İslam 3. dünya ülkelerinin problemi olmaya devam ettiği gibi dışarıdan göç alan büyük metropollerin, mesela Londra’nın ve Paris’in de problemi olabiliyor. Günlerce süren sokak çatışmalarına sebep oluyor.

Nehir benzetmesine devamla, bu dünya düzeninde akıp gidenler ve yön verenler diye iki kesim oluştu. Yön verenlerin safında olmak isteyenlerin sayısı eskiye nazaran artış gösterdi. Birçok ülke nehrin akış hızını belirleyen konumda olmak istiyor. Brezilya ve Hindistan’ın ön plana çıkması, bunun göstergesidir. İyi başlangıç yapmış olsa da başarılı olamasa da Türkiye yeni konumunu Afro-Asya’nın merkezi olarak belirleyerek bu yön verenlerin içinde yer almak için çaba harcamaktadır.

Yön verenler kategorisinde olmak için artık yalnızca askeri güç yeterli değildir. Siyasal, ekonomik ve kültürel de bir çekim gücü yaratabilecek bir söyleminiz ve buna paralel bir eylem planınız olması gerekli. Bunların üçünün de bir arada olması lazım. Yeni dünya düzeninde ön planda olmak isteyen ülkeler çok daha katılımcı ve meşru bir siyasi düzen içerisinde olmak durumunda.

Türkiye’de son derece başarısız bir şekilde sürdürülmeye çalışılan açılım hamlesinin arkasındaki ana sebep de budur. Başlık doğrudur, ama altı, dünya siyasetinde ön planda olmak içgüdüsüyle ve din eksenine kayılarak hareket edildiği ve aceleci davranıldığı için, doldurulamamıştır.

Gezi Parkı olaylarında gösterilen hoşgörünün!!! boyutu Türkiye’yi sınıfta bırakmıştır.

Katılımcı ve meşru düzeni hem kendi ülkelerinde hem de bölgesel sorunların çözümünde sağlayabilen ülkeler, bunun verdiği alışık olmadıkları özgüvenle, yavaş yavaş yeni bir siyaset geliştirmeye başladılar.

Adı tam konulamasa da bu “ABD’yi ne kaale, ne de açıktan karşına al” siyasetidir. Yeni oyuncular batının kurallarına göre oyunu oynamıyorlar, oynamak istemiyorlar ve götürebildikleri yere kadar da oynamayacaklar.
Ta ki eğer kurulabilecekse yeni bir dünya düzeni ve dengesi kurulana kadar.

Ne demek istediğimize küçük bir örnek verelim. Brezilya çok yakın bir zamanda Afrika’da Portekizce konuşan topluluklara yönelik televizyon yayınına başlayacağını açıkladı.

Meydanı boş bulan ve gücüne güvenen ön plana çıkma çabasındadır. Bütün bunların Batının kendi ekonomik ve sosyal devlet düzenlerinin seviyelerini koruyabilme mücadelesine girdikleri bir zamana denk gelmesi de not edilmesi gereken önemli bir noktadır. ABD ve AB yaşanan ekonomik krizden dolayı çok daha içe dönük bir siyaset yapmak durumunda kalmıştır.

Sonuç olarak diyeceksiniz ki, küçücük bir adada yaşayan biz Kıbrıslı Türkler için bütün bunların önemi nedir?

BM, bölgesel problemleri kontrol etmeyi ve çözmeyi bir türlü başaramıyor. Çözüme en çok yaklaştığı ve yakın olduğu yer Kıbrıs sorunudur. Bunun için Kıbrıs sorununun çözümü sorunun çözülmesinden ziyade diğer sorunların da çözülmesine iyi bir örnek ve yenidünya düzenine geçişte rol modeli olacağı için önemlidir. Bu sorunun çözümüyle BM dünya siyasetindeki inisiyatif alma gücünü kazanabilecektir. ABD ve Batı’da güç kaybetmenin önüne geçebilir ve başka alternatifler ortaya çıkmasın diye kendi kontrolünde olan BM’yi kerhen de olsa destekler görünmek durumundadır.

Çözüm üzerinde durulmasının nedeni adada çoğumuzun düşündüğü gibi bizi yok etmek veya bize refahı getirmek değildir. Bunun böyle olmadığını bir anlaşmaya varılıp,  gündemden iyice düştüğümüzde anlayacağız.