Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIBRIS SİYASİ SORUNU KEMİKLEŞTİ. (ÇÖZÜM ANCAK BU GERÇEK KABUL EDİLİRSE GERÇEKLEŞİR.)

Yunanistan’nın çiçeği burnunda yeni   Başbakanı Çipras, dün  Güney’i ziyaret ettiydi.  Artık her iki  “anavatanlar” için  seçimler sonrasında kurulan hükümetlerinin  Başkanları ile Cumhurbaşkanlarının ilk dış ziyaretlerini  “yavru vatanlarına”  yapmaları siyaset klasiği haline geldi!
Çipras’ın Güney’de ne mesaj verdiğini yazımızı yazarken bilmiyorduk. Ancak tahmin edebiliriz:  “Her hangi bir Yunanlı Politikacı gibi konuşmuş mesajını vermiştir!”  Belki  “sol”  misyonu  gereği  “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır”  dememiştir! Fakat daha önce yaptığı açıklama doğrultusunda, görüşmelerin yeniden başlaması için Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki    Barbaros Sismik araştırma gemisinin kesinlikle  bölgeden çekilmesi gerektiğini söylemiş olacaktır!    
KIBRIS SORUNU NİÇİN KEMİKLEŞTİ?  Tabi ki sorun ne Türkler ne de Rumlar için kırk yıl önce başlamadıydı… Buna karşın  1974’de Çipras bir yaşında bile değildi! Ne 1954’lerin EOKA’sını yaşadı ne de 1963 olaylarına tanık oldu. Kıbrıs sorununu  “büyüklerinden,  tarih kitaplarından, geriye dönük anlatımlardan” ancak bu yaşta bileceği   kadar bilmektedir!
OYSA: siyasi sorunun çözüme ulaştırılmasında  bu kırklı ellili yaş jenerasyonunun  “geçmişi bırak geleceğe bak”  mantığı ile hem Türk hem de Rum saflarında büyük katkısı olabilirdi! Olamadı çünkü  “siyasi irade”  hâlâ  “eskileri  yaşamış  kuşakların” elindedir…
FAKAT BU GERÇEK DE YADSINAMAZ:  Türk tarafı hiçbir devrede  tüm Kıbrıs üzerinde  “egemenlik”  hakkı  iddiasından bulunmadı.  Sadece adada güvenli yaşam hakkı istedi,  mücadelesini de bunun için yaptı.  Yunanistan ve Rum ikilisi ise Kıbrıs’ı tarihi  süreci içinde “kendi  egemenliklerinde  olması gereken bir ada” olarak gördüler, üstelik bunu  resmi ideolojileri yaptılar!
Yunanistan’ın ve Rum tarafının bu  “resmi ideolojisine”  komünist kimliği ile Çiras’ın karşı çıkması  ve  “halklar kardeştir”  diyerek adadaki “Türk halkının da hakları olduğunu” savunmasını beklemek  abese iştigaldir! Nitekim kendisinin atadığı Savunma Bakanı  daha makamını ısıtmadan yine Çiras’ın bilgi ve onayı ile olmalı ilk yaptığı iş Kardak kayalıklarına gidip vakti zamanında orada kazaen ölen üç Yunanlının anısına çelenk bırakmak oldu!
ARAMIZDA BÜYÜK DÜŞÜNCE FARKLILIKLARI VARDIR:   Mesela dikkatinizi çekerim: Bizim   Dışişleri Bakanımız Özdil Nami da gençtir.  Ve hem sol misyona sahiptir hem  Çiras kadar  “barışa”  inanmaktadır. Fakat Rum tarafı masadan kaçar, Çiras Barbaros’a meydan okurken bizim Dışişleri Bakanımız  “barış için çağrıda bulunarak,  “Barbaros gemisi Mağusa limanında demirlidir. Rumlar dostluk elimizi tutmalıdır”  diyebilmektedir.
Kısaca politikacıların genç yahut solcu olmaları  “ne vatan mefhumunu kaldırır ortadan ne de “ulusal davaya”  olan bağlılığı siler…  Kıbrıs siyasi  sorununda  her ikisi de vardır her iki halk için de Kıbrıs’ta var olma mücadelesi  “ulusal bir davadır…”  Çözüm ancak  bu kemikleşmiş durumlar  üzerine  inşa edilirse gerçekleşir.
     **********       AH ŞU STATÜKO! (BAŞIMIZA GELENLER HEP STATÜKOCULAR YÜZÜNDEN GELMEKTE!)    Öteden beri KKTC’de insanlar birbirlerini  “statükoculukla”  suçlarlar!  Aslında kelime Annan planı referandumundan kaynaklı slogandı.  Mesela bizler plana karşı olduğumuz için  “statükocu”  olarak tanımlanıyorduk!  Fakat bizim için de onlar  “Annanist”tiler.  Dilimize pelesenk de “Annan güzel mi ya”  derdik!
Oysa  “statüko” dediğiniz  hemen her alanda bırakın  Kuzey’in iliğine kadar işlemişliğini,  “iliği”  oldu! Farkındasınız her alanda başta “ilerici Sendikalar”  olmak üzere “öyle geldi böyle  gitmelidir”  tutumunun savunucusudurlar!  Yeter ki taş üzerine taş  konulmasın! İş yapılmasın!  Kimseye  “kış”  denmesin! Devlet bulup buluşturup versin,  yedirsin içirsin  fakat tek kuruşluk vergi istemesin, zam yapmasın!
Mesela bir yandan  “hantal  ve bürokrasiye dayalı merkeziyetçi devlet” eleştirilirken,  öte yandan bu devletin hâlâ patatesçilik,  hayvancılık,  sütçülük yapması isteniyor,  yapsın diye de eylemlerle memleketin altı üstüne getiriliyor!
Mesela TC ile protokol imzalanmasına karşın devletin sırtında kambur haline gelmiş tesislerin özelleştirilmelerine karşı çıkılmakla yetinilmiyor,  tasarruf babında tek çalışan durdurulsa, Meclis’in bakanlıkların kapıları önlerine   yağmur gibi yumurtalar yağdırılmaktadır!
Mesela:  Kamu görevlileri kademelerinde yeniden yapılanmaya gidilmesi kaçınılmazken, ne zaman bu konuda ciddi bir adım atılsa,  yollar meydanlar   protestocularla dolmaktadır, vesaire… 
SAĞLIK BAKANLIĞINDA OLANLAR:  Orada da tipik “statüko” anlayışlı hakim! Sağlık Bakanı Gülle    hastalara daha iyi hizmet verilmesi için doktorları yeni bir sisteme sokmaya çalışıyor..  Ben bu çabaya   “keyfiliği” ortadan kaldırma  diyorum ve ekliyorum:  “Doktor ne denli ünlü ve mühim olursa olsun önce doktordur bir,  devlet görevlisi ise öteki doktorlarla ayni kanun ve nizamları paylaşmak zorundadır iki…”
Oysa hastanelerde   “mühim”  oldukları için “imtiyazlı” olmak isteyen  “doktorlar”  vardır. Bu da tipik bir statüko koruyuculuğudur! Ki bugünkü  tartışmaları ben bundan otuz kırk yıl önce  Mağusa Hastahanesinde  izlerdim!  Aynen bugünkü gibi ne zaman Bakanlık yahut Baş doktorla İdare amirleri falan hastaneye yeni bir sistem ve disiplin getirmek isteseler  karşılarında   “doktorlar direnişini”  bulurlardı!
ANLAYACAĞINIZ:  Statüko ile statükoculuk devam ediyor!   Çünkü Sendikalar da sektörler de bürokrasi de  bu statükonun devamından nemalanmaktadırlar!
Ha!  Sapla samanı da birbirine karıştırmak istemiyor,  “yeniden yapılanma” yahut “disipline etme” derken haklının hakkına tecavüz edilmesini de savunmuyoruz.. Ancak  “dünya alemi statükocu olarak töhmet altına sokanların” da  artık memleketin   “öyle geldi böyle gidemeyeceğini” kabul etmelerini bekleriz…
     **********
KISACA TAKILDIĞIM:   (ŞU DOKTOR RAPORLARI!)

   “Doktorlar öteden beri evet “istirahat raporu” verirler. Ancak:
Kim ricada  bulunursa  doktor rapor  vermez!
Zaten kimse  de önüne gelen doktordan rapor istemez!
Bu rapor işi karşılıklı iyilik ve insanlık işidir!   Birbirini  tanıyan, arkadaşlıkları olan iki insanın kendi aralarındaki samimiyetlerinin sonucudur.
Veya  verilen rapor, görev yeri dışında  takip edilmesi gereken bir   işin halledilmesine fırsat tanımak içindir!        Neresinden bakarsanız bakınız:  Doktor için hastalarına bahşettiği   “sağlık afiyetse” yazdığı “usulsüz raporlar” da  “insanlığıdır!”     Ha! Bu nedenle Kamu Hizmetlerinde aksamalar olabilir nitekim olmaktadır da! Özellikle okullarda!  Buna karşın:  Doktorların “kasıtlı raporlar” yazdıklarına inanmıyorum…  Nitekim  vakti zamanında  çok az da olsa bu raporlardan  ben de yararlandımdı!  Bana o raporları yazan doktorlardan Allah razı olsun…  Kısaca:  İstismar edilmezse bu raporların yararı bile vardır!