Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs konusunda ve bölgede olağanüstü gelişmeler

Bu hafta gerek içte, kabine değişikliği gerek Kıbrıs müzakere sürecinde kopukluk, gerekse Cumhurbaşkanı’nın müzakereciyi görevden alması gibi beklenmedik gelişmeler ile Türkiye’de olağanüstü hal ilanını gerektirecek şiddet olayları, terör ve bölgede baş döndürücü bir şekilde politik ve askeri gelişmelerle sıcak çatışmalar yaşanmaya devam ediyor.
Kamuoyumuzda kabine değişiklikleri ve siyasal partilerde cereyan eden olaylar daima yakından ilgi görürken mevcut ortamda bu haber oldukça geri plana geçti. Esasen sık değişiklikler kişilerden ziyade, hizmetlerin yapılıp yapılmayacağı noktasında önem kazanmaktadır. Hayırlı olmasını dileriz.
Kıbrıs görüşmelerinin akamete uğraması gibi önemli ve bölge geleceğini gittikçe karmaşık hale getiren Orta Doğu’daki sıcak çatışmalar, Türkiye içinde ve yakın sınırlarında ve ötesinde yaşanmakta olan şiddet olayları, bunların yanında “MEB” bölgesindeki doğalgaz çalışmalarındaki gerginlikler ve Güney Kıbrıs Lideri’nin görüşmeleri tek taraflı olarak durdurması veya şimdilik görüşmelerin kesilmesi, halkımızı haklı olarak büyük bir tedirginlik ortamına sokmuştur. Bu sadece KKTC halkının kendi geleceği ile ilgili değil, Türkiye’de cereyan eden olaylar dolayısıyla bir taraftan “barış”ı telaffuz ederken öteki taraftan şiddet olaylarını tırmandıranların iki yüzlü politikaları ile ülkenin bir çok bölgesinde yakıp yıkmalar, yağmalar ve talanla kamu düzenini alt üst etmeleri ve bir çok masum insanların katledilmeleri, üstelik vahşice katledilmeleri, barışın ne kadar samimiyetle istendiğini açıkça sorgulamaktadır. IŞİD’in yaptığı ve devam ettirdiği vahşeti durdurmak gerekçesiyle yapılan “protesto” adı altında terörün tırmandırılması, ülkenin içinde başka vahşetlere, yakıp yıkmalara, halkı katletmelere, halkın huzurunu bozmaya neden teşkil edemez. Türkiye bazı müttefiklerce ve bu terörist hareketlerle kara harekâtına sürüklenmek istenmekte ve içinden çıkılmaz bir bataklık haline gelen orta doğuda Türk askeri sıcak çatışmalar içine çekilmeye çalışılmaktadır. Bundan fayda uman ülkeler de Türkiye’yi çok yönlü gailelerle meşgul etme ve orta doğu belâsını başına sararak bölgede eskiden beri tasarladıkları haritaları çizmeyi ve yeraltı kaynaklarını da kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmayı, amaçlamaktadırlar. Akdeniz’deki güç dengesini istedikleri gibi kendi lehlerine çevirmeyi amaç edindikleri de açıktır. Çünkü Türkiye’yi bu bölgede yapmak istediklerinin birçoğuna engel olarak görmektedirler. AB’den Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ile ilgili telkinler yanında Kıbrıs konusunda taraflara itidal tavsiyeleri yapıldı. ABD’den Güney Kıbrıs’ın MEB’de yapılan sondaj çalışmalarına destek çıkıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı bu bölgedeki hidrokarbonla ilgili Kıbrıs’ın haklarını tanıdığı doğrultusunda açıklama yaptı. Ve bundan her iki tarafın yararlanmasını ise, Kıbrıs’ta öngörülen temel şartlarda çözüm sonucuna ve tarafların uzlaşmasına bağladı. Hangi tarafa ağırlığını koyduğunu saklamadı. BM yetkilileri de tarafların daha çok çalışmaları ve gayret göstermeleri gerektiğini tavsiye etti. Yunanistan ise ağır bir diplomatik lisan kullanarak Türkiye’yi AB’ ne almamakla tehdit etti. Rum Yönetimi de her zaman tekrarladığı gibi tehdit altında olduklarını ileri sürerek AB’den Türkiye’ye ambargo uygulanmasını isteyecek kadar ileri gitti.
Diğer taraftan Türkiye’nin müttefiklerinden, Kobani’ye ve IŞİD’e Türkiye’ye müdahaleden kaçındığı yönünde çeşitli baskılar gelmektedir. Halen taraf olan hiçbir ülke kendi askerlerini ve insanlarını buralara göndermezken ve hava harekâtları kullanılırken, yalnız Türkiye’den, kendi askerinin ve insanının bu alana, fiili çatışma alanına sokulması istenmektedir. Üstelik bunu isteyenler arasında olanlar, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ortalığı kasıp kavurmaktadır.!  Bu ne tezat.. Kara harekâtına ihtiyaç varsa niye bu ülkeler hep birlikte ve Türkiye’nin de dahil olduğu müşterek bir askeri güç oluşturmuyorlar? Niye NATO bu olaydan uzak tutuluyor? Niye Türkiye askeri tek başına sürüklenmek istenmektedir? Hesaplar çok yönlü. 
Tabii ki Türkiye, bunların hepsini görmekte ve Türkiye’yi istenen mecralara sürüklemeyecek kadar devlet tecrübesine ve geleneğine ve geçmişine sahip bir ülkedir. İnşallah sağduyu tüm taraflara hakim olur ve bölgede terör olayları müşterek bir harekâtla sonlandırılarak barış ortamı en az zararla sağlanır.
Kıbrıs müzakere sürecinin, Akdeniz’deki Rum Yönetimi tarafından, ‘MEB’ bölgeleri olarak ilan ettikleri bölgede yaptıkları sondaj araştırmalarına – müzakere sürecini kaale almadan- tek taraflı olarak devam etmesi sonucunda Türkiye’nin bu güne kadar olan toleranslı tavrının bir gün sertleşmesi beklenmeliydi. Çünkü Rum tarafı şimdiye kadar yapılan uyarıları hiçe sayarak bildiğine devam etmiştir. Bu nedenle müzakerelerden çekilmesi gibi tüm dünyanın ilgisinin üzerinde olduğu bir konuda böyle tepki koyması uygun bir tavır değildir. Tam da bu aşamada Türk tarafı müzakerecisinin Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınması, geçen gün psikolojik olarak halk nazarındaki kopukluk olayını pekiştirdi. Görevden alma başka amaçlarla dahi olsa. Bu gün araya süre girmeden yeni Müzakerecinin atanması ise bu konuda boşluk bırakılmaması adına  bir gelişme oldu.
Kıbrıs’ta ve bölgede bu belirsizliğin ne kadar süreceğini kestirmek şimdilik mümkün görülmüyor. Gelecek günlerde taraflarca ne gibi adımlar atılacak göreceğiz.