Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

KIBRIS DEYİP GEÇMEYİN!.. / KARMA ZİRAAT…

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım aradı.. Şaka yollu şöyle bir şeyler söyledi:  “sen sürekli siyasi sorunu yazıyorsun   ama bırak çözümü falan artık müzakereler bile başlamıyor. Yoksa inadına mı?”

DOĞRU! Artık haber ve yorum değeri olmayan, onca güncel ve önemli sorunlar  arasında  lafı bile abese iştigal  sayılan Kıbrıs siyasi sorununun, nesi okunup konuşulsun? Pandemi gibi olağanüstü bir sorun yaşanırken yarım asırlık yaşlı ve hantal bir siyasi sorun kimi neden ilgilendirsin?            Kaldı ki bir de günlük yaşamın sorunları arasında gündemi mi işgal etsin?

DOĞRU: Mesela bir süre önce Guterres’in Kıbrıs özel temsilcisi bayan Lute adaya geldi, temaslarda bulundu hatta “müzakereleri başlattı başlatacak” dedirtti ama daha adadan ayrılmadıydı.. Adı da başlatılacak denilen müzakerelerle  siyasi sorun da unutuluverdi!

Ki artık bu adaya Kıbrıs sorunu nedeniyle süper güçlerin ülkeleri Amerikalı Biden’le Rusyalı Putin gelse etkileriyle tepkileri  Kıbrıs’ın gök kubbesinde iki günlük yankılanma şansını  bile bulamaz!

ÇÜNKÜ artık Kıbrıs siyasi sorunu kendi “özelini” aştı bir bölgesel sorun haline geldi.  Tutun ki Ortadoğu ile Doğu Akdeniz’deki  öteki tüm sorunların arasına ve aynen onlar gibi “çözüm bekleyen siyasi sorunlar” listesine kaydoldu! Artık “çözüm” bölgedeki sorunlar külliyesi içinde gözlenen bir siyasi konuma evrildi!

KISACA: Bundan sonrası politikalarda  Türk tarafı için “iki devletli;” Rum tarafı için kerhen de olsa “federasyona” dayalı çözüm arayışları içinde yığınla ülkenin “parmağı” da olacaktır!

Çünkü 1974’ün hemen ardından ele geçen çözüm fırsatı yitip giderken bu adada sadece “iki ayrı bölge iki ayı devlet” oluşmakla kalmadı..

Bu “iki ayrı bölgeli devletler” kendi siyasi iradeleriyle ayni zamanda yeni ittifaklar oluşumlarında “bloklaştılar” da!

Nitekim 1974 öncesinde, Türkiye Yunanistan ve Kıbrıs Türk-Rum taraflarını kapsayan, sınırları belirli olan sorun; bugün AB’i, Fransa’yı hatta Amerika’yı ve her ne kadar BM’lerin özel sorunuysa da artık bölgede  Mısır’ın bile burnunu içine soktuğu bir dünyasal sorun haline geldi!

BÖYLESİ bir  siyasi sorunu çözmek için tutun ki politik temaslarla girişimler yetmez. Yetmediği 47 yıldır devam eden müzakerelere karşın çözüme ulaşılamamasından ispatlıdır…

VE sorsam: Peki çözüm nasıl gerçekleşecek?                                                     Uğruna bir savaşla! Yunanistan bu nedenle silahlanıyor!. Türkiye sınır ötesi harekâtları, siyasi ve dostane  yeni safhalaşmalarıyla  sınırlarını bunun için genişletiyor..                                                           Rum tarafı ittifaklarını bu nedenle  yoğunlaştırıp çeşitlendiriyor…

YANİ ne oluyor? “Kıbrıs sorunu” deyip geçmeyin! Nitekim Colid 19’un virüsünü çıplak gözle görmeniz mümkün değildir. Fakat o görmediğiniz küçüklükteki virüs  sizi görmekle kalmıyor, öldürebiliyor  da! Ki Rum Yunan ikilisi uğraşa didine Kıbrıs sorununu böylesi bir dünya bulaşı haline getirdi!

***

“KARMA ZİRAATIN” NOHUDU…

GEÇEN gün medyada 40 yıl aradan sonra KKTC’de nohut ekimi gerçekleştirildiğini okuduğumda   “işte budur” dedim. Dediğimse “karma ziraattı!”

Fakat önce, bu “ziraat” lafına açıklık getireyim. Uzaktan yakından ilgim yoktur. Fakat  hakkında bilgim vardır. Ki ben yetmiş yıl önce Mesarya ovasındaki Krikya (Kilitkaya) köyünde burçak, vigo, havetta söken bir çocuktum.. 1974’ün hemen sonrasında ise Aysergi göletinde (Sınırütü) Rumlardan kalan pamukları topladımdı..

***

BARIŞ harekâtından hemen önce rahmetlik İrsen Küçük’ün tarım bakanı olduğu dönemdi.. Ziraat uzmanı olan arkadaşım Orhan Aydeniz de bakanlık müdürüydü. Görevi gereği denetim ve tavsiyelerde bulunmak için ne zaman yola çıksa kendisini arkadaşlamak için beni de yanına alırdı..             Güzelyurt’tan başlayarak Poli, Baf, Limasol, Larnaka’daki   Türklere ait bahçeleri ziyaret ederdik…   Kendisinden tarımla ilgili çok şeyler öğrenmiştim.. “Karma ziraat” bunlardan biriydi.

Nitekim yıllar sonra çok daha iyi anladımdı: Yarı hatta resmen kurak olan bu adada toprağa bağlı çiftçi, köylü, ziraatçı üreticiler  için “karma üretimden” başka çare yoktur.  Bugünlere kadar gelen tekrarlarımda da “birinden kaybederse diğer üründen kazanır” demeye devam etmekteyim…

***

O yıllarda  (yani 1974’ün hemen sonrası)  çiftçi henüz arpa ekimine mahkûm duruma düşürülmediydi! Kıbrıs’a özgü makarnalık sert buğday ekiminden  pamuğa, sısam tütün, burçak, fasulye, nohut ekimine kadar toprağına tohum saçardı…                                Kuraklık vurur yada vurmaz, mutlaka o toprağa attığı tohumlardan birinin  ürününden kazanırdı..

BARIŞ Harekâtından  sonra sadece  sosyal naturamız   değişmedi! Tarım da vurgun yedi.  Baf ve bölgesindeki  bağ yetiştiricisi yurttaşlarımızın,  “biz  ne anlarız portakaldan efendi” diyerek sızlanmalarına karşın,  kendilerine narenciye bahçeleri verildi. 80 bin dönümdü! Galiba şimdi 30 bin dönüm kaldı!

BİR ara “Güney’de üzüm bağları olur da Kuzey’de mi olmaz” denildi. Vadilerde, dağlarda taşlarda üzüm bağları yetiştirildi. Hatta şarapçılık tesislerinin oluşturulması düşünüldü. Olmadı! Sonunda  tüm ekilen bağlar söküldü!

Kısaca köylü çiftçi “arpa ekimine” mahkûm hale getirildi. Durumları da fena değil! Bir yıl üründen bir yıl kuraklık priminden kazanırlar da sonunda arpa ithali de başladı!

***

GEÇTİĞİMİZ yıllarda Karpas’da tütün ekimi başladığında da sevindiydim. Şimdi o tütünlerin “para ettiğini” işittikçe daha çok seviniyorum..

Tabi hatırlatmadan olmayacak. Dünyada çok az topluma nasip olmuşluğunda Türkiye’den akan su nedeniyle çok talihli toplumlardan biri olmamız gerekir.

Fakat bu suyu hâlâ bağlara bahçelere kanalize edemedik. Bir zamanlar TC’nin yaptığı pek çok göletimiz “yağmursuzluktan” değil, bakımsızlıktan viran harap olup  su tutmaz hale geldiler!

***

ELBETTE amacım “nohut ekimine” methiye değildir.  Fakat gerek barış harekâtı öncesi gerek hemen sonrasında bir “mücadele toplumu ruhuyla bu topraklara nasıl tırnaklarımızı geçirdiğimizin,”  (Rahmetlik Kotak’ın lafıdır)  toprağa nasıl bir sevdayla sarıldığımızın tanığıyım.

Ha! Bugün elbette çok başarılı olduğumuz seralarımız, meyve bahçelerimiz var.. Fakat köyler boşandı! Artık gençler olancasıyla kentlere göçtü! Tarımın vazgeçilmezi olan Kooperatifçilik de göçtü gitti! Üzülmemek mümkün değil…