Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

“BULAŞ”

Salgınla birlikte konuşma dili birçok terim kazandı.

“Entübe”, “pandemi” gibi.

Bunlar elbette tıp dilinde vardı ancak konuşma diline de aktarılmış oldu.

***

Salgından önce “bulaş” diye bir şeyin kullanıldığını işitmedik; bunun yerine “bulaşma(k)” kullanılırdı.

Türkiye’de tıp çevreleri bulaşmaya bulaş demeye başlayınca bulaş sözcüğü yaygınlaştı ve adamızdaki Türkçeye de bulaşmış oldu…

Peki, bulaş sözcüğünün serüveni nedir?

Meraklıları için aşağıda bir alıntı yaptık:

***

Bulaş riski, bulaş yolları, bulaş zinciri, bulaş süresi, bulaş oranı ve diğerleri… COVID-19 küresel salgınıyla ilgili yüzlerce haberde “bulaş” sözcüğü geçiyor.

Peki, Türkçe’de “bulaş” diye bir sözcük var mı?

Sonuçta enfeksiyon, enfekte olmak, enfekte etmek ve “contagion” gibi Batı dillerinden kaynaklanan ifadeleri tam olarak Türkçe söylemek istiyorsak, “bulaş(mak)” köküne ihtiyaç duyacağız. Fakat sorun, bu kökün devamını nasıl getireceğimizde…

Bu durum son haftalarda medya dünyasında da tartışma yarattı.

BirGün köşe yazarı Attila Aşut, 27 Nisan tarihli yazısında, “bulaş” sözcüğünün Türkçe yapım kurallarına uymadığını öne süren eleştirileri aktardı. Bu eleştirilere göre bulaşı, bulaşım, bulaşma ve hatta bulaşkı gibi sözcükler, Türkçe yapım kurallarına daha uygun. Bu yüzden “bulaş” yerine bu sözcükleri kullanmak gerekiyor.

Aşut’un 5 Mayıs tarihli yazısında ise “bulaş” sözcüğünü savunan dil uzmanlarının görüşleri vardı. Onlara göre tıpkı “barış(mak)” veya “savaş(mak)” sözcüklerinde olduğu gibi, “bulaş(mak)” da denebilir. Hatta bir dil uzmanı, “bulaş” sözcüğünün artık TDK sözlüklerine alınması gerektiğini vurguladı.

Medyadaki bu tartışmalar üzerine “bulaş” sözcüğünü ilk olarak kimin kullandığını bulmaya çalıştık.

Elbette burada kast ettiğimiz, enfeksiyon veya “contagion” ile bağlantılı sözcüklerin karşılığı olarak “bulaş…”

Yoksa örneğin Yaşar Kemal‘in 1973 tarihli Demirciler Çarşısı Cinayeti romanına baktığımızda, bu kavramlarla ilgisi olmayan şu kullanımı da görüyoruz: “Güneş kızdırdıkça kızdırıyor, hava gittikçe ağırlaşıyor, bulaş bulaş bir şey oluyordu.”

***

Tıbbi anlamıyla “bulaş” sözcüğüne dönecek olursak, ilgili kitap ve akademik çalışmaları incelediğimizde, bu sözcüğün 1960’lardan beri tıp literatüründe yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz.

Örneğin Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi dergisinin 1968 tarihli 191. sayısının 35. sayfasında “…virus bulaşı sonucu şu olaylar ortaya çıkar” ifadesi yer alıyor.

Aynı dönemde gazete arşivlerinde ise “bulaşıcı” ifadesi sık sık geçse de, “bulaş” sözcüğünün yaygın bir kullanımına rastlamadık.

Peki, yaklaşık 50 yıl önce tıp dünyasında yerleşen bu sözcük, neden son döneme dek medyaya pek yansımadı?

Belki de basınımızda uzman görüşü kullanma geleneği olmamasının sonucudur bu.

Koronavirüs günlerinde ve dijitalleşmenin de etkisiyle uzman görüşleri medyada daha görünür olunca, onların dilinde zaten yerleşik olan “bulaş” sözcüğünü de sık duyar olduk.

***

Sonuçta “bulaş” sözcüğünü ilk kullanan kim? Buna kesin bir yanıt vermek zor olsa da, dijital ortamda taranabilir kaynaklara baktığımızda yine TDK’ye ve 75 yıl öncesine gidiyoruz.

Bu kurumun atası olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti‘nin (TDTC) çıkardığı Belleten dergisinin Kasım 1945 tarihli 4. ve 5. sayılarında, Fransızca “contagion” ve “infection” maddelerinin karşılığı olarak “bulaş” sözcüğü var.

Bu kullanıma dair bulabildiğimiz en eski kaynak bu ve tarihi arka planı hatırladığımızda aslında pek şaşırtıcı bir durum değil.

TDK’nin eski başkanlarından Şükrü Haluk Akalın’ın açıkladığı gibi, 1940-1950 arasındaki dönemde yabancı sözlerin yerine Türkçe kök ve eklerden yeni sözler türetilmiş ve bunlar için sözlükler yayımlanmıştı. Anlaşılan TDK “bulaş” sözcüğünü bu dönemde önermiş ve tıp camiasında bu karşılık tutmuş.

***

Fakat yine Akalın’ın dikkat çektiği gibi, eski adıyla TDTC, yeni adıyla TDK’nin bu çalışmalarını 1948’den itibaren sert bir şekilde eleştirenler oldu. TDK’nin “amatörlerin elinden alınarak bir akademiye dönüştürülmesi” isteniyordu.

Uzmanlar arasındaki bu tartışma 1950’de Demokrat Parti iktidarıyla siyasallaştı. Dili “özleştirme” çabalarında geri adımlar atıldı. Örneğin 1945’te özleştirilen anayasa, 1952’de eski hâline çevrilmişti.

Bulaş sözcüğü de bu süreçte TDK’nin önerileri arasından çıkmış, ama özel sözlüklerdeki ve tıp dilindeki yerini korumuş görünüyor.

***

 ‘Bulaş’ın yanı sıra Türkçe yapım kurallarına uygun olan “bulaşı” ve “bulaşım” gibi sözcükler de TDK’nin güncel Türkçe sözlüğünde yok. (Geniş bilgi: https://journo.com.tr/bulas-ne-demek-tdk)