Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KIB-TEK’İN ŞAMPİYONLUĞUNU KUTLARIM!

Geçen hafta geçmiş haftalarda da olduğunca reytingi yüksek ihale maceraları ile kuşkusuz Kıb-Tek yine akaryakıt olayları ve sorunlarıyla” şampiyonluğunu kimseye kaptırmadan yoluna devam etti! Hatta TC tivilerinde “Yargı” dizinden daha çok izlenme rekorları da kararak!

ÖTE YANDAN iktidar olmak kadar istifa edip çekilmenin de siyasi erdem olduğunu unutan Sn. Üstel hâlâ sona geldiğini göremeden “reformlarımıza devam edeceğiz” derken “ben gidenlere benzemem” dedirtti! Dedirtti de eğer sürekli “gelenler gidenleri aratıyorsa” gitse ne yazar gitmese ne yazar!

Kİ BU YARGIYA varırken UBP gibi sadece ulusal mücadelede değil, Devlet oluşumunda öncülük yapmış bir “kitle partisinin” böylesi açmazlara düşmesi, doğrusu bir yurttaş olarak beni üzer!

Çünkü TC’den Elektrik akımı sevkinin söz konusu olduğu ve kamuda tartışıldığı yıllarda eğer UBP ayak sürümeyip enerji akımının Kuzey’e ulaşmasını sağlasaydı bugün bu enerji krizlerini yaşamazdık! ***

VE BURAYA kadar gelmişken esefle yazayım: İster muhalefet şerhi olsun isterse siyasi sorunun çözümünü “federasyon” olarak savunmasının bir sonucu olsun! CTP de TC’den aktarılacak elektrik enerjisine geçmişte suyun akıtılmasına da karşı çıktığınca karşı çıkarak enerji sorununun yaratılmasına adeta çanak tutmuştur! Ki BEN “neden su elektrik gelecek de Türkiye’ye bağımlı olacağız” mentalitesine bağlı ötesi pek çok TC yardım ve işbirliğine dayalı anlaşmaların göz göre dışlanmasına, kadük hale getirilmesine yönelik anti tutum ve propagandaları anlamış değilim!

Kİ “KENDİ gözündeki merteği görmeyenler” olduk! Oysa Cebimizdeki paradan çeşmelerimizden akan sularımıza, güvenliğimizden eğitim ve sağlığımıza kadar varlığımızı TC’nin parasal yardım ve himmetleri oranında idame ettiriyoruz!.. Diyeyim ve geçen haftaya bir daha bakayım:

***

TEENNİ İLE BASİRET kelimelerini severim.. Sadece İnsan hayatında değil, istikrarlı Devlet oluşun da sağlayıcısı olan ve “olmazsa olmaz” dedirten bu iki kelime tutun ki Devleti ayakta tutan omurgasıdır.

“Teenni” yaşanılan anı süreci değerlendirmekse “basiret” de geleceği akıllıca görebilmek şeklinde ifade edilebilirler..

Her İKİ sözcüğe anlam yüklemek gerekirse bir devletin hem “basiretli” olması gerekir hem de “teenni” sahibi!

Kaldı ki “Devletlerin” kaderini yüklenen Hükümetler de geleceğe yönelik yaptıkları plan programları, oluşturdukları sistemleri ile sorumlu ve yetkilidirler..

Başarılarının miyarı da o programlarda yazılı olanları gerçekleştirdikleri orandadır!

Kİ VE HER HALDE pek çok devletler arasında bir tek KKTC bu kaideden muaftır! Çünkü ne yaptığı programları tatbik etmek kabiliyetine sahiptir ne de geleceği görecek basirettedir! Sorunlar oluşmasına fırsat vermeden önceden tedbirler almak gibi bir alışkanlığı da olmadığından gelip giden hükümetler sadece krizler yaratılar! Nitekim:

GEÇEN HAFTA hiç hesapta olmayan, akıllara gelmeyen fakat Devletin kaderini yüklenen gelip giden Yönetimlerin kesinlikle gözleriyle akıllarından kaçmaması gereken bir önemli olay daha patladıydı: “Ülkedeki üçüncü ülke ailelerinin çocuklarının eğitimi!”

Yıllardır KKTC’yi dış ülkelerden gelenlere açık tutanlar.. KKTC’deki ikametlerine aldırmayanlar.. Hatta bazılarının acayip işler çevirmelerine, bazılarının kaçak işçiler olarak çalışmalarına, bazılarının uyuşturucu pazarları oluşturmalarına çok da aldırmayanlar… Şimdilerin Devlet yöneticileri; henüz sayılarını tam olarak bilmesek de okul çağına gelen bu çocukların eğitim sorunları ile yüzleşirlerken… “Ne Türkçe ne İngilizce bilmeyen öğrencileri nasıl eğiteceğiz” derdine düştüler!

SORDUM, sadece Mağusa Cambulat ortaokulunda 24 yabancı uyruklu çocuk varmış ve “okul idaresi mikrofonla her hangi bir tamimi veya öğrencilerle ilgili bildiri yayımlarken Türkçe, Rusça, İran’dan gelenler için de her halde farsça olmak üzere üç dilde çağrıda bulunurmuş!***

“TANINMAMIŞ devletimiz dünya devleti oldu” demez misiniz? Hayır olmadığı bir yana Rus, Yahudi, İran, Suriyeli aileler KKTC de “yerleşikler” durumuna geçerler, buna karşın  KKTC dünyadan tek kuruşluk yardım almazken, şimdi de “yabancı uyruklu ailelerinin küçük öğrencilerinin eğitimi sorunu ile baş başa ve yalnız bırakıldı!

Kİ BM’lerin ilgili birimlerinin UNESKO gibi kuruluşların çoktan devreye girmesi gerekirdi!

***

OYSA KKTC kendi sınırlarını bile aşamayacak bir siyasi tanınmamışlığın pençelerinde üstelik dünyanın ambargoları altında inletilirken… Şimdi gel de aramıza katılıp yerleşik duruma geçen üçüncü ülke insanlarının çocuklarının okul çağına gelmesi nedeniyle baş gösteren dil sorununu çöz!

Ki BİZATİHİ Kıbrıs Türk halkı “muhtacı dide” kaldı ki Rus’unun, Yahudi’sinin, İranlısının, Suriyelisinin çocuklarına himmet ede! Eksik olan bir derdimiz buydu şimdi tamamlandı!

PARDON ama Sn. Üstel Koalisyon hükümetine sormalı: Şimdi ne yapacaksınız?

***

İŞTE ASIL BÜYÜK SORUN: Geçen hafta medyanın manşetlerine lök gibi oturmuş bir toplumsal gerçeğimiz daha aynalandıydı.  Şöyle: “Tohumu satıyorlar ama patatesimizi satın almıyorlar” Kim? Devlete bağlı toprak ürünleri tabi!

SORUN ŞUYDU: Patates toprak ürünü olduğu için dış ülkelere satışı yapılırken garanti sertifikası isteniyormuş. KKTC tanınmamış devlet olduğu için bu sertifakayı veremiyor dolayısıyla patates ihracatı fena halde darbeleniyor…

AMA bu bilinen gerçeğe karşın anladığımız yine de isteyene tohumluk patates satışı yapılmakta olduğudur!

OYSA ekonomi dediğiniz bir zincirin halkaları gibi dizi dizi dizilen pek çok sektörden, üretimden, ihracattan oluşan ve birbirini tamamlayan işlemler bütünselliğini gerektirir ki plan program işidir işte o da KKTC de yoktur! Ki bizzat Hükümetlerin kendileri bile plansız programsızdırlar!

DOĞRUSU üretimi ihracatı plana programa bağlanmayan bir ürünün tohumunu ayni plansız ve programsız bir sorumsuzlukla üreticiye satıp sonra da hasadı yapılan ürünün ellerde kalmasına neden olunması insafsızlıktan başka bir kelime ile izah edilemez.

Yarım asır geçti hâlâ “üretim mekanizmalarını” doğru çalıştıracak bir sistem plan program oluşturamadık. Ne tarımda ne eğitimde. Ne sanayide ne ticarette.. İşlerimiz hep rastlantılara emanet!