Gelişigüzel atamalar değil tabii ama, isabetli atamalarla gelmiş bürokratlar, bence en doğruyu söyleyenlerdir.
İşinin ehli bir bürokrata, ne kadar baskı yaparsanız yapın, yalan söyletemezsiniz.
Hem siyasi yönetimler, hem de sendikalarsa, kim ne derse desin, olaylara kendi kısa vadeli çıkarlarının penceresinden bakarlar.
Bakın Kıb-Tek’in Genel Müdürü’ne…
Mehmet Salih Gürkan.
Kıb-Tek konusunda sesi en az çıkan, ama bugüne kadar en cesur konuşan, o oldu.
Bütçe Komitesi’nde Kıb-Tek ele alındığı sırada söz alan Gürkan, öncelikle kurumla ilgili eleştirilerin çoğunun doğru bilgiye dayanmadığını ifade etmiş.
Demek ki kamuoyuna doğru bilgi verilemiyormuş. Öyle olunca da gerçek dışı iddialar gündem oluyormuş…
Söyledikleri arasında en çarpıcı olan, “Tüm sayaçlar akıllı sayaç haline getirilseydi, geçen 6 yılda 400 milyon TL kayıp önlenmiş olacaktı” sözleri…
Yetmedi; bakın daha neler söylüyor; “Buhar santrallerinin yerine diezel olanlar kullanılsaydı, 6 yılda yakıt maliyeti 146 milyon dolar daha az olacaktı”…
Şimdi herkes elini vicdanına koysun ve söylesin; bu nedir?
Bu kötü yönetimin sebebi, tek başına partizanlık, adam kayırmacılık olabilir mi?
Bence tabii ki bunun da etkisi var. Ama fazlası da var.
Bu; beceriksizliktir…
Bu; ciddiyetsizliktir…
Bu; ne yaptığını bilmeyen yönetimlerin işidir…
Biri ihaleye talip firmaların kıyağıyla, akıllı sayaç alacağım diye Avrupalara gider;
Biri; yanlış sayaçlar alır, dünya parası yatırılır ve de batırılır.
Bir diğeri maliyeti korkunç bir şekilde arttıran, yanlış santraller kurdurtur…
Yani bu işin bir fizibilitesi yapılmaz mı..?
Kaçakları önlemenin yolunu, alınacak ekipmanın en iyisini ortaya koyacak olan, Kurum’un kendi elemanlarıdır.
Ancak anlaşılan, kurumun çalışanları, yapılanlara karşı olduğuna göre, uygulanan yöntem bu değil. Çünkü niyet, en iyisini yapmak değil…
Kurum’un geleceğini korumak da değil…
Herkes kafasına göre takıldığından, Kıb-Tek’te hem üretim, hem de kaçağı önlemek adına doğru yatırımlar yapılmamış; sürekli zarar eden bir kuruma dönüşmüş.
Genel Müdür Salih Gürkan bir de, şu an için Kıb-Tek’in mali açıdan “başabaş” durumda olduğunu, tahsilatın yüzde 95’e çıkarılması halinde ise, maliyetlerin düşeceğini iddia ediyor.
Genel Müdür görevini yapıyor. Hükümetlere de, elini Kıb-Tek’ten çekmek düşüyor…
YERİN KULAĞI VAR HÜKÜMET İSTEYENE VERİYOR:
Şu an ülke yönetimimde öyle bir hükümet var ki, isteyen herkese istediğini veriyor. Hükümetten talebiniz mi var, açlık grevi yapın, üyelerinizi Meclis önüne yığın, hatta araçlarla eylem yapın. Günün sonunda hükümet isteklerinize boyun eğecek. Kaynak varmış, yokmuş önemli değil, yeter ki istemesini bilin…
HEY GİDİ GÜNLER HEY:
2000’li yıllarda sendikalar ve muhalefet, meydanlarda o günkü hükümete, “barra” çekiyordu. Aradan 10 yılı aşkın süre geçti. Bugün aynı sendikalar, o gün birlikte “barra” çektiği partiye “barra” çekiyor. Tezata bakar mısınız. Boşuna dememişler, insan “ne oldum değil, ne olacağım demeli”…
YAMAN ÇELİŞKİ:
Başbakan eylem yapan narenciye üreticilerine 15 Aralık’a kadar ödeme sözü verirken, Tarım Bakanı Sennaroğlu, bütçede böyle bir kalem olmadığını ve ödemenin ürünün satılması halinde yapılabileceğini söylüyor. Başbakan ödenecek diyor, Bakan ise “şuan için ödeme imkanımız yok” diyor. Biri “bayram haftası”, diğeri mangal tahtası” diyor…
SORUMSUZ SORUMLU:
Özgürgün, “Parlamenter sistem tıkandı” demiş ve başkanlık sistemine geçişten söz etmiş. Doğru… Cumhurbaşkanı’nın hiç bir sorumluluk taşımadan icraya ve iç politikaya müdahalesinin önüne geçilemediğine göre, en iyisi geçelim başkanlık sistemine, herkes de yaptığının sorumluluğunu taşısın.
ESERİNİZLE ÖVÜNÜN:
Daha demokratik ve özerk üniversite diye yola çıktılar, DAÜ’yü rektörsüz bıraktılar. Baştan beri söylüyoruz, hükümetin DAÜ ile ilgili düşüncesi daha iyi yasa falan değil, önemli olan, bu “çiftliği” yönetmek ve adamlarına yeni makamlar yaratmaktır. Bizi bunları yazdı diye, “adamcılıkla” suçladılar. Ama geldiğimiz nokta gösterdi ki, bırakın demokratikleştirmeyi, batağa sürüklüyorlardı. DAÜ VYK’sı ise, eli kolu bağlı, hükümetin emirlerini uygulayarak batışa çanak tutuyor…
GÜNEY’İN DEMOGRAFİK YAPISI BOZULUYOR:
“Kıbrıs’ın nüfus yapısı değişiyor” dendiğinde, anında akıllara Kuzey Kıbrıs gelir. Müzakere masalarında yıllar yılı tartışılan konudur Türkiye’den gelip yerleşenler. Dün Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat’ın verileri açıklandı. Buna göre Güney Kıbrıs, 2012 yılında, 1300’ü AB ülkelerinden olmak üzere, toplam 2300 kişiye vatandaşlık vermiş. Çok daha dikkat çekici olan, bunların yüzde 34,8’i de Yunanlıymış. Sadece 2012’de bu kadar artış olduğuna göre, merak ediyorum, Güney’deki yabancı sayısı nedir…
ZİRVEDEKİLER
Asım Akansoy: CTP Milletvekili Akansoy, 1975 yılından kalma bir yasa olan Siyasal Partiler Yasası’nda yapılacak çalışma ile ülkede çok daha demokratik ve etkin siyasi partileri üretebilecek bir yasal düzenlemeyi olanaklı kılmayı hedeflediklerini söylemiş. Güzel diyorsunuz da, zırt pırt parti değiştiren vekiller ve onları bağrına basan partilerin yer aldığı Meclis’te bu yasanın geçmesini nasıl başaracaksınız Sayın Akansoy..? Parti değiştirmeyi bunlar mı yasaklayacak? E sonra nasıl pazarlık yapacaklar?
DİPTEKİLER
DAÜ VYK: Hükümetin siyasi hırsına alet olmanın ceremesini ödediler ama hala daha yanlışlarındaki ısrarı sürdürüyorlar. Mahkeme kararı bile onların durdurmaya yetmedi. DAÜ Senatosu’nu, öğretim üyelerinin ve öğrencinin taleplerini nereye kadar göz ardı edecekler. Onların görevi, temsil ettikleri DAÜ’yü yasalara göre yönetmek mi, yoksa hükümetin emir eri olmayı sürdürmek mi…
































