Aşağıdaki sözler Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde Sn. Mustafa Akıncı tarafından söylendiydi: “Kıbrıs Türk toplumunun özne olma yeteneği yıllar geçtikçe erozyana uğramıştır. Bunu ancak kendi irademize sahip bir toplum yapısıyla bertaraf edebiliriz…”
Eroğlu ile başlayan Müzakereler şimdi Sn. Akıncı ile devam ediyor. Neredeyse bir yıl olacak! Bu süre içinde “görüşmelerle ilgili” ne öğrenmişsek hepsini de Rum basınından öğrendik! Şimdi Sn. Sn. Akıncı’nın sözlerine dönüyorum: Seçim döneminde Kıbrıs Türk halkının “özne olma yeteneğinin erozyana uğradığından” yakınan Cumhurbaşkanı müzakereler süreciyle ilgili ketumiyeti nedeniyle bizatihi kendisi de bu erozyana katkı koyan etkili ve yetkili politikacılarımızdan biri olmadı mı? Halkın büyük çoğunluğunun oyu ile seçilmesine karşın “neden bu halk hâlâ kendi iradesine sahip bir toplum yapısallığına kavuşmadı!” Kavuşmadı ki “müzakerelerle ilgili gelişmeler ve tıkanmalar konusunda bilgi sahibi olurken, referanduma hangi yolun yolcusu olarak yürümekte olduğunu anlasın!”
BU TUTUMDAN ŞİKÂYETÇİYİZ! Davutoğlu’nun geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği ziyaret çok önemli olmalıydı. Ancak kendileri KKTC’den ayrılırlarken arkalarında sadece şu hatırasını bıraktı: “Önümüzdeki günlerde Kıbrıs sorununu çözersek Türkiye’nin AB üyeliği sorun olmayacak!” Ve bize bir kez daha Türkiye için AB kapılarından geçmenin ne kadar büyük “rüya” olduğunu hatırlatırken, bu rüyanın Kıbrıs sorununun çözümü üzerinden gerçekleştirileceğini de hatırlattı!..”
O zaman sormaz mısınız? Bu tip açıklamalar Rum’un elini güçlendirmiyor mu? Ki Türkiye’nin “ilerleme başlıklarını” sürekli veto ederek önünü tıkayan Güney ile Yunanistan’dır!
Eee! Sen kalkar da “rüyamızın gerçek olması için Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması gerekir” dersen ve çözümü Kıbrıs üzerindeki pazarlığa bağlarsan, Rum bunu koz olarak kullanmaz mı?
Bugüne kadar istediği ödünlerin üzerine, hazır eline geçirdiği “TC’nin üyelik kozunu” beterince kullanarak, yeni ödünler eklemez mi?
Nitekim daha şimdiden Türkiye medyası “müzakerelerin hangi safhada olduğunu bilmeden, masada hani pazarlıkların yapıldığına tırnak kadar aldırmadan, “hele Kıbrıs sorunu da çözülürse değmeyin keyfimize” yollarında AB rüyası görmeye başladı!
OYSA: Doyurucu açıklamalar yapılmış olsa, masada sadece “hangi konuların görüşüldükleri” değil, Türk tarafının “kabul edebileceğiyle etmediklerinin” neler olduğu açıklanmış olsa, eminiz ki medya mensupları da yurttaşlar da “şüphelerin azabından” kurtulurlarken, daha sağlıklı değerlendirmeler de yaparlardı! Oysa şimdilerde sadece Rum basının sızdırdıklarının dedikodusu yapılıyor! Doğrusu bu kadarı da revai hak değildir!
**********
HARCIALEM DEVLET: (SÖZ KONUSU SU OLDU MU KKTC DE ASLAN DEVLET OLMAKTA!)
Eğer yapılan “muzırlık” değilse o zaman “psikolojik bir rahatsızlık” var demektir. Çünkü: Devlet oluş rüştümüzü ispat yollarında bir yandan “suyu biz yöneteceğiz” diyoruz. Öte yandan KKTC-TC “ekonomik reform paketlerini” de bünyemize uymuyorlar diyerek uygulamaya sokmuyoruz! Fakat sorun su yönetimi konusuna geldiğinde hindiler gibi kabarıp “devletlu” oluş kasılmalarında titrerken; öte yandan bir bakıyorsunuz “devleti tepelemek” uğruna Rum tarafı ile yapılmadık, becerilmedik ne siyasi ne ekonomik ne de sportif ve kültürel girişimler kalıyor! Mesela:
Evvel emirde “birleşik Kıbrıs” efkârına sarılı “tek devlet” iddiası “bizimkilerin!” Zaten müzakereler de bu minval üzere gelişmekte! Eee, hani burada devlete sahip çıkma iradesi?
Yoksa Rum’un altında KOP’a kaydolmak için helâk olunması mıdır “Kuzeydeki devlete” kazandırılacak şan ve şeref?
TC ile protokolleri imzalayıp uygulamazken, Güney’le ekonomik işbirliği olanakları aramak mıdır KKTC’i yüceltecek girişimler?
Kaldı ki hep birlikte “bu ülkede devlet vardır ama yoktur” demiyor muyuz?
“Devlet” adı altında tüm Kurumlar, belediyeler battı demiyor muyuz?
Burnuna kadar borca batan bu devletin insanları değiller midir? Falan…
HARCIALEM DEVLET: Fakat vakta ki sorun “su yönetimine” geliyor “devlet olduğumuzu” da hatırlıyoruz, aslan olduğumuzu da! Oysa bugüne kadar ne çözüm olasılığında Rumla aşna fişne olmak için yıkacağımız KKTC’nin “devlet” olduğu düşünülüyordu ne de Rum çoğunluğunun egemenliği altına girme hazırlıklarının yapıldığı hatırlanıyordu!
Vakta ki TC’den akan suyun yönetimi geldi gündeme “devlet” olduk! Buna karşılık ne diyor Davutoğlu: “Suyun en doğru şekilde kullanılması için en doğru yönetimi birlikte bulacağız…” Ve ardından bir müjde daha veriyor: “Ek bir yatırımla bütün altyapıları yenileyeceğiz.”
Şimdi soralım. “Suyu biz yöneteceğiz diyen belediyeler “o alt yapılarını da yapacaklar mı?” (O suyun geliri ile kamburlarındaki borçlarını bile ödemeyecekler!) Kaldı ki çok ayıptır! KKTC’ye akan suda tırnak kadar katkısı olmayan KKTC’nin Türkiye’ye teşekkür etmesi gerekirken, “suyu sana içirtmeyiz” demesi! Belediyeler olarak varsa gücünüz zaten mevcut su depolarınız vardır, o depolara akacak suyu satın alır, dağıtımını siz yaparsınız.. Fakat sizin istediğiniz ayan beyan ortada: “Beleşinden suya konmak, sayesinde akacak parayı kaparozlamak!” E müsadenizle Türkiye de size bunu yedirmez !
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (BARIŞ KÜLTÜRÜYMÜŞ!)
“Barış Kültürünün” yayılması için adanın her iki tarafında da “Eğitim Teknik Komitesi” kuruluyormuş. Şimdi “nedir bu barış kültürü” diye sormayacağız. Ancak hatırlatacağız: Ecevit 1974 harekâtını “adaya barışı getirmek” için gerçekleştirdiğini söylüyordu çünkü Rum tarafı çıngar çıkartıp her tarafı darma duman ettiydi! 41 yıldır da çözüm yok ama bu adada yine TC sayesinde barışçı ortam var! Şimdi bunu “kültüre” nasıl yansıtacaklar? Yazayım:
Evvel emirde zaten çıkara kopara tarih kitaplarımızda “Kıbrıs mücadele tarihine ait kırıntılardan başka bir şey kalmadı, olanları da söküp atacaklar ki barışın kültürü gerçekleşsin!
Yalnız aklınızda olsun. Aynisini Rum tarafının da yapmasını istemelisiniz ki “barış kültürü” dediğiniz “zümrüt’ü Anka kuşunun” bir de adı olsun!
































