Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Keşke…

Rum lider Anastasiadis’in  “Türkiye gelecekte, yeniden birleşmiş Kıbrıs’ın müttefiki ve dostu olabilir. Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan arasında bir Dostluk Anlaşması imzalanabilirse çok iyi olur” sözlerini basınımız “Türkiye’ye sıcak mesaj” olarak yorumladı…

Rum muhalefet partileri geleneksel tutumlarını sürdürerek  anında saldırıya geçtiler. Oysa onların da bizlerin de gelecek nesillerimiz için doğru olan, Anastasiadis’in söylediklerinin gerçekleşmesidir. Zaten Anastasiadis de, tepkiler üzerinde bu kez sosyal medyadan söylediklerini bir kez daha tekrar etti ve “Bu ülkede savaşlarla ve kanla yaşayacağımıza, ne zamana kadar inanacağız?” dedi…

Tekrar Anastasiadis’in “Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan” sözlerine  dönersek, özellikle enerji koridoru üzerinde bulunan, birbiriyle komşu devletlerin yapacakları ittifak ve tabii kalıcı bir uzlaşmayla, Kıbrıs sorununun ortadan kalkması, herşeyden önce, neredeyse yüz yıldır denenmeyen bir durum olurdu.

Dahası, dünyanın bugün için en stratejik bölgesinde bir güç birliği, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in şartlarını değiştirme potansiyeli taşırdı…

Gözünü bölgeye diken dünya, bir asırdan fazla bir zamandır sınır komşularını birbirine kırdırma, ittifak kurmalarını önleme politikası sürdürürken, bölgenin insanları da, kendilerinden çok uzaklarda çizilen tabloların figüranlığını bilerek ya da bilmeyerek sürdürdüler. Acılar çektiler, öldüler, bölündüler, gelirlerini silah tüccarlarına yatırdılar, boğazlarına kadar borca battılar. En  önemlisi kalkınamadılar…

Tam 35 yıldır AB ülkesi olan Yunanistan’ın durumu ortada. Güney Kıbrıs da, 2004’de AB’ye girdikten sonra neredeyse batma noktasına geldi. Yunanistan milli gelirinin yüzde 4’ünü silah alımına harcıyor. Düşünün son 7 yılda toplam Yunanistan toplam 40 milyar euro tutarında askeri harcama yaptı. Ekonomik krizden çıkış için bulduğu kurtarma yardımının önemli bir kısmını bu borçlar için Fransa ve Almanya’ya vermek zorunda kaldı. Türkiye de aynı şekilde, milli gelirinin yüzde 2’sini savunma giderlerine harcıyor… Aralarındaki sorunların maliyeti de bir o kadar fazla… Ekonomik olarak birbirlerinin kalkınmasını etkileyebilecekken, bunu yapamıyorlar. Karşılıklı yatırımlar yok denecek kadar az. Turizm, eğitim, sağlık gibi konularda işbirliği yok… Tabii en önemlisi de, birlikte hareket edemedikleri için, uluslararası arenada isteidkleri noktaya gelemiyorlar.

Şimdi bir de yeni unsur var. Bölgedeki enerji kaynaklarının dağıtımı meselesi. Kim ne üretirse üretsin, batıya taşınması Kıbrıs, Türkiye Yunanistan üçgeninden geçmek zorunda. Eğer bugünkü karşıtlık durumu devam ederse, bu sadece başka ülkelerin çıkarına olacak. Ama bu üçgen eğer bir ittifak, bir pakt oluşturabilirse, sadece ekonomik açıdan değil, siyasi açıdan da güçlü bir koz elde edecek. Aslında bu, coğrafyanın bölge insana bağışladığı bir nimet.

Tabii uluslararası reel politika her zaman iki kere iki dört değil. Bir anlaşmanın getirilerinden bahseden bir lider, diğer yandan basit bir sınır ticaretinin bile doğru dürüst işlemesini sağlayamamakta. Herhangi bir konuda güven yaratıcı bir gelişmeye imza atamamakta…. Kıbrıs Türkleri için empati yapmamakta…

Yine de Anastasiadis’in bu gerçekleri görmesi bile bir şey.

O halde geriye yüzyılların pskolojik takıntılarından ve bağnazlığından kurtulup, akıl yolunu takip etmek kalıyor.

Herşeyin bir anda değişmesini beklemek fazla iyimserlik olsa da, keşke diyoruz…

 


YERİN KULAĞI VAR

NEREYE KADAR: Rum lider Anastasiadis, “bu ülkede yaşadıklarımızdan ders alalım. Bu ülkede savaşlarla ve kanla yaşayacağımıza, ne zamana kadar inanacağız?” diyerek kendisine yönelik eleştirilere cevap verdi. Aslında yıllardır savaşlar ve kanla hiçbirşeyi halledemiyeceğimizi öğrenmiş olmamız gerekir. Artık adaya huzur ve güvenin gelmesi için iki toplum olarak çalışmalıyız…

 

UMUT VERİYOR: Hem Cumhurbaşkanı Akıncı, hem de Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’in her iki taraftan gelen tepkilere inat yaptıkları olumlu açıklamalar, her iki topluma umut veriyor. İki liderin 14 Eylül’de yapmayı planladıkları ortak açıklamada önemli bilgiler verecekleri yönünde beklentiler yüksek. Eğer bu kez de sonuçsuz kalırsa, hayal kırıklığı çok daha büyük olacak…

 

HÜKÜMET RAHAT DİYORUM, İNANMIYORSUNUZ:

Aylan bebek Suriyeli göçmenler konusunun nasıl simgesi olduysa, Lefkoşa hastanesinin kırık lavabosu ve yeni makam arabaları da, UBP-DP hükümetinin simgesi olacak ve hiç unutulmayacak. Unutulmayacak da ne olacak, vizirdenip duracağız. Her zaman söylüyorum, makam arabaları, hastanelerin durumu, emirnameler, sahiller… Sokağa çıkmadığınız, örgütlenmediğiniz sürece, yerinizden vizirdemeniz, kendilerini asla rahatsız etmiyor.

SUÇ OLAN ELEŞTİRMEK:

Millet daha kırık lavabo geyikleri yaparken, bir de onkolojiyi lağım basmaz mı? Yok yok hükümet hiç telaş etmiyor, siz de etmeyin. Sağlık Bakanlığının basın sorumlusunun sosyal medyadaki cüretini ve  yazdıklarını okursanız, eleştirilmesi gerekenlerin, eleştirenler olduğuna ikna olursunuz, bu kadar rahatlık var yani… Böyle başa böyle traş…

HERKESE UYGULANMALI:

Yıllardır kaçak yapılara karşı hiçbirşey yapmayanlar, mahkeme kararlarını uygulamayanlar, belki artık biraz olsun rahatsız olurlar… Karpaz’da, İskele’de kaçak oldukları tesbit edilen binalar yıkılırken, diğer bölgelerde, özellikle de Girne’de bazı kaçak yapılar için aynı duyarlılık gösterilmiyor. Yani resmen ayırımcılık yapılıyor. Yasalar, mahkeme kararları kişiye göre uygulanmaz ama, bizim ülkemizdeki sistem farklı işliyor ne yazık ki.

 

AMAÇ GÜNDEM DEĞİŞTİRMEK Mİ:

Öyle görünüyor ki iktidar, aldığı 2 milyonluk makam araçlarına gösterilen tepkiyi unutturmak için gündem değiştirmeye çalışıyor. Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Denktaş, Avrupa Birliği’nin bugüne kadar Kuzey’de dağıttığı yaklaşık 7.5 milyon euroluk fonun, ne amaçlarla kullanıldığını sorguluyor. Tamam, bu paraların kimlere ve hangi amaçla dağıtıldığı araştırılsın ama, konunun zamanlaması, sanki gündem değiştirmek için yapıldığı algısı yaratıyor…

 


ZİRVEDEKİLER

GİAD: Hükümetin, “tasarruf önlemlerine ters icraatlarını” eleştiren Genç İşadamları Derneği, “Halk tarafından seçilmiş bireylerin halkın ve ülkenin menfaatleri doğrultusunda iş yapmaları için o görevlere getirildiklerini ve siyasetin halk ve ülkeye hizmet etmek adına yapılan bir bayrak yarışı olması gerektiğini tüm siyasilere hatırlatmak isteriz” açıklamasında bulundu…

 


DİPTEKİLER

Hüseyin Gökçekuş: Hakkında onlarca iddia ortada dururken, bu iddiaların hiçbirine doğru dürst yanıt verme gereği bile duymayan YÖDAK Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş’un, iki üye hakkında mesai saatlerine uymadıkları gerekçesiyle işlem yapması şaşkınlık yarattı. Keşke hakkındaki iddialar konusunda da bu kadar duyarlı olabilse ve cevap verebilseydi…