Bir rastlantı sonucu dün Havadis gazetesinin manşeti ile benim köşemdeki yazım cuk oturdu!
Havadis “iki devletli çözüm veya anlaşarak ayrılma Rum tarafının da gündeminde tartışılıyor” derken; “kadife ayrılığı” hatırlattı.
Manşet haber gerçekte uzun süredir “kaçınılmaz sonu” ifade ettiği halde “kendileri küçük sesleri büyük bizimkilerin” de “hemen federal çözüm” sloganlı kampanyalarından dolayı bugüne kadar sürüp geldi ama artık ııh! NEDEN? Gelin cevabını, “iki ayrı bölgede toplanan Türk Rum toplumlarının, kendi “bölgelerindeki” gelişme ve büyümelerine “tanıklık” ederek verelim.
RUM tarafı 1974’den sonra Güney’e çok emek verdi.. Hatta canımızı sıkıyor ama Rum halkına “Doğu Akdeniz’de hidrokarbon yatakları bile kazandırdı, sondaja başladığında köşe dönecek..
Öte yandan turizmi üç milyonları çoktan orsa etti. AB’nin hem beslemesi oldu hem ensesinden carta çektiği siyasi gücü!
Maşallah İngiliz üslerinden Güney’e oluk oluk sterlin akıyor! İsrail, Mısır, Rusya coğrafyasında at koşturup cirit atıyor.. Kısaca “grak dedi miydi et, gruk dedi miydi bal kaymak yaşayıp gidiyor…” Da Allah doyursun! Aç tavuk gibi gözü, Kuzey’deki komşusunun arpalığında! Ne kaparsam ne kazanırsam hesaplarında!
KKTC’ye bakalım: Bizim kuşak 1960’ları da bilir, 1974’leri de sonrasını da.. Mağdur ve mazlum bir toplum oluştan hiç kurtulamadıktı! Bugün de değişmeyen süreçte Türkiye’nin himmeti oranında Kuzey’de varlık durumuna gelirken, büyüdük ki ne yerler sığıyor bizi ne denizler!
Anlatmaya gerek yok, “alt yapı ve gereksinmelerine yetişemeyeceğimiz oranda hem sektörel hem de nüfus olarak büyüdük, üstelik yanına “üniversitelerle” artık bir milyonu aşkın turisti de koyduk..
Gidin Yeniiskele’ye harıl harıl Rus aileler için devasa apartmanlar inşa ediliyor.. Gidin Karpaz’a orada da bir Yahudi lobisesi var.
Rum’u hasetinden çatlatacak kadar 3.ülkelerden işçi alıyoruz! Ta Kore’lerden, Vietnam’dan, Türkmenistan’dan Afrika ülkelerinden işçiler öğrenciler doluşuyor KKTC’ye! Tam bir kozmopolit ülke olduk.
Evlerimize temizlikçi kadınlar geliyor! Altımızda lüks Mersedes arabalar! Eğlence yerlerimiz lepalep dolu! 37 gece kulübümüz bile var, hem de iki yüz konsomatrisiyle! Üstelik uyuşturucu cenneti olduk! (Tabi büyük paralar dönüyor ki lafım o bölümü için!) Ve o kadar uçtuk ki refahtan, her yıl evlenenler kadar (canımız sıkıldığı için) ayrılanlar var ve rekor kırıyoruz!” Falan…
SİZ hâlâ çoktan devlet işleviyle sarmalanmış bu iki bölgeyi birleştirip, federal sisteme soktuktan sonra, Kuzeyini Rum’a teslim etmekte mi ısrarlısınız? Rum bile vaz geçmişken!
BUGÜN İŞÇİ BAYRAMIDIR
Bu gün İşçi Bayramıdır. Anlamını, doğan her işçi çocuğu gibi ben de iyi bilirim. Ki o yıllarda kara asvalt rıhtımına dayanan vapurlarda çalışan “işçilere” hammal” derlerdi. Hatta bir devrelerde biz de yapmıştık hammallık..
“Biliyorum” dedim ne olduğunu işçinin: Gün çalışıp gün yiyen! Her gün çalışamazsa eğer, aç kalan!
İşi zor ve meşakkatli, yevmiyesi ise az ve bereketsiz! Yılda bir çift ayakkabı, bir pantolon bir de gömlek! Yeterse üstüne ya bir kazak yada ceket! Pekala:
“O GÜNLER,” şu anda işçinin “sendikası, anayasal hakkı, sosyal güvencesi, bedava ilaç ve tedavileri varken geride kaldı diyebilir miyiz? Çok mu daha iyidir düne göre? “Eh” diyoruz, şöyle böyle! Çünkü memleket artık gözlerden ve sorunlarından kaçırtılamayacak kadar çoğunluğunca 3. ülkelerden de gelen kadınlı erkekli işçilerle dolup taşıyor! Ve işte o büyük sorun da bu nedenle patlıyor:
“İŞÇİ sömürüsü!” Sn. Bakan Çeler fedakârlığıyla eforunun son raddesine kadar çalışabilir, tek işçinin sorununu bile sorunu yapabilir.. O sömürü var ya? Acı duysa da önleyemez!
Ki ben hâlâ ayda bin yüz altmış liraya sigortası, ihtiyat sandığı da yatırılmayan 3. ülke işçisi de bilirim; taşeronlar elinde savrulurken aylık maaşını bilmeyen kadınlı erkekli işçiler de bilirim! Fakat “işçiler” de bilirim “ailesiyle işlerken şirketleşip işveren olan…” “Ve işçiler vardır iki mistiri çamur atacak olsa evinizin duvarına, ceremesini ödemeye bir aylığınız da yetmez!
SORUN da burada başlar. Çünkü bizatihi “işçi kesimi kendi mesleği içinde sınıfsallaşmıştır!” Çok kazanan işçiye karşın daha çok çalıştığı halde çok daha az kazanan yüzlerce işçi vardır!
Galiba “sendikalaşmayı” en çok zorlayan sorunlardan biridir bu! Çünkü işçi hâlâ “işveren ve taşeronların” kişisel değerlendirme ve çıkarları oranında maaş almakta, çalışma saatleri de ayni tutumla ayarlanmaktadır! Hani şu “işçi-ağa sendromu!..”
BU gün işçi bayramı. Kutlu olsun.. inşallah bir gün işçi de emekçi de hak ettiği hakçasına koşullara kavuşur..
KISACA TAKILDIĞIM: (BÜTÇE FAZLA VERMİŞ!)
Ocak Mart ayı itibarıyla KKTC bütçesi 70.7 milyon fazlalık vermiş.
Verir kardeşim! Seçimin yapıldığı, yeni hükümetin oluştuğu dönemdi! Ki dörtlü koalisyon Şubat’ın başında anca oluştuydu. Ortada yatırım namına “y” bile yoktu! Fakat ne vardı? Bu iki aylık dönem içinde giden hükümetten kalma “dolaylı vergi” ve “sorunlar” nedeniyle ağlatılan anamızla babamız!
Ki yanına döviz vurgununu da alarak akıttırdığı gözyaşları devam ediyor! Hele Mart ile Nisan ayını görelim!
































