Köşe Yazarları

Kendini kahramanlaştıranlar…






Bilmem takip ettiniz mi?

Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasını yürüten Necati Özkan, bir kitap yazmış, “Kahramanın Yolculuğu”…



Tabii reklamcı ya, kendini de parlatacak. Yapmış da zaten. Yürüttüğü her kampanyadan sonra bir kitap yazmış.

Daha önceki kitaplarda tepki almamışsa da, bu defa, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun haklı bir tepkisiyle karşılaştı.

Öğrendiğime göre bu arkadaş, 2007-2008 yıllarında KKTC’nin turizm tanıtım işlerini de yapmış. Turgay Avcı dönemine denk geliyor galiba.

Anlaşılan Özkan, kendi çabalarını CHP örgütünün çabalarının önüne geçirmiş, kendini övmüş. Kaftancıoğlu, “Kahramandan daha çok kendilerini kahramanlaştırmaya çalışıyor. Kimse CHP’nin emeğine saygısızlık edemez” dedi…

Koskoca CHP örgütünü yok sayacaksın, oy veren insanları “ben olmasam seçilmezdi” gibi imalarla küçümseyeceksin, bu yolla kendi reklamını yapacaksın. Hem reklamını yaptığın kişi ya da kuruma zarar vererek, hem kendi itibarını tartıştırarak…

Bu hastalık yaygın aslında…

Fakat şöyle bir düşündüm, genelde başarısı sürekli olan ve markalaşmış iletişim danışmanlarında yok bu. Kraldan çok kralcı ve “benci” tiplerde mevcut. Kendilerine çalışanlardır onlar. Pireyi deve yaptırıp satmayı bilirler, ama aynı zamanda bazen de öyle abartırlar ki, adaylarının tepetaklak gitmesine sebep olurlar. Aklımda yakın geçmişe dair bir kaç örnek var ki, unutulmaz.

Düşünün şimdi CHP kendi Belediye Başkanı’nın hakkındaki bir kitapla ilgili tartışma yaşıyor. Muhalifler o kitabı didik didik edip ne malzeme bulacaklar. Belki de günlerce tartıştıracaklar, sonuçta durup durduk yerde o “kahraman”,  gereksiz bir sürü saldırıyla uğraşmak zorunda kalacak. Negatif etki. Bumerang gibi.

Etrafta özellikle de medyamızda bol miktarda görebilirsiniz benzer örnekleri.  Bu işlerden iyi paralar götüren yandaşlardır bunlar. Televizyonlarda ahkam keserler, iletişimci değil de doğrudan politikacı gibidirler.

Şöyle bir bakın etrafınıza… Çok tanıdık geliyor değil mi? Yelpazenin her bölümünde, bu hastalığın mağduru bir çok siyasetçi göreceksiniz. Gofa gelenler, hak etmediği kadar şişirilenler, kahraman yapılıp, arkasından rant elde edilenler… Reklamlarla parlayıp, kısa sürede yıldızı fena sönenler…

Bir zamanlar bir siyasinin kendisine çok muhalif bir gazeteciden gelen böyle bir destek teklifi karşısında “herkesin bir fiyatı var” sözünü hiç unutmadım…

Kanaatimce, iyi politikacı, adam kullanır, kendini kullandırmaz… İmamoğlu’nun da kurban gittiği bu olsa gerek.

 

CEZALAR TÜRKİYE’DEN YÜKSEK…

Türkiye’de trafik suçlarına karşı uygulanan cezalarda büyük artışa gidildiği duyuruldu.

Karşılaştırdım, şu anda KKTC’deki cezalar Türkiye’ye göre epeyce yüksek.

Örneğin galiba şu anda en çok kazaya sebep olan kural ihlali, seyir halinde telefon kullanmanın cezası şimdi Türkiye’de 235 lira oluyor. KKTC’de 345 lira. Hız sınırını aşmada en düşük ceza, orada 235 lira olmuş, bizde 340 lira. Alkollü araç kullanmanın cezaları arasında ise uçurum var. Orada 1256 lira, bizde tam bir asgari ücret. Türkiye’de en yüksek ceza, alkol testine itiraz etmek, 2869 lira. Bizde bu da bir asgari ücret…

Ulaştırma Bakanı, son düzenlemenin asgari ücretteki artışa bağlı bir yükselme olduğunu, yakında daha da yükseltileceğini söylemişti.

Peki öyleyse, neden denetlemelerde hala bunca kişi yakalanıyor, neden hala her gün kaza oluyor?

Demek ki cezalarla da alakası yok.

Telefon kullanıyor, kural ihlali yapıyor, sürat yapıyor, umurunda değil, çünkü polisin görünürlüğü yok.

Yine devriye meselesi. Galiba caydırıcı tek unsur bu olacak.

 YERİN KULAĞI VAR

İNANDIRICI DEĞİL:

Gezici’nin yaptırdığı kamuoyu yoklaması ister istemez ülkenin gündemine oturarark, amaçlanan algıyı yaratmayı başardı. Dün de yazmıştım, şirket bu kadar şeffaf ise anketin kim veya kimler tarafından yaptırıldığını da açıklardı. Aslında dünkü gazete başlıklarına bir bakınca, insanın bir fikri oluşuyor. Zaten sorulan sorulara bakınca, yönlendirmeyi hemen görürsünüz.  Onun için kafanızı pek yormayın. Adam parayı bastırmış, istediği algıyı yaratmayı da başarmış… Bu işler böyledir, konuşan paradır.

 AMACI BELLİ:

Gezici’nin yaptığı anket sonuçları bilinçli olarak aday olmayı düşünen bazı adaylara da mesaj veriyor. Özellikle sağda yaşanabilecek aday bolluğu ve dağınıklığın önüne geçme gibi bir amaç hissediliyor.  “Bakın aday olursanız hiçbir şansınız yok, onun için birleşin ve Tatar’a destek verin” gibi bir mesaj bu.  Özersay, Arıklı ve Denktaş’a gönderilmiş, “siz aradan çekilin, meydanı Tatar ve Akıncı’ya bırakın, nasıl olmasa ikinci turda Akıncı’yı bir şekilde hallederiz(!)” mesajı…

NE KADAR GÜVENİLİR?:

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman 25 Kasım’daki üçlü zirvede liderlerin irade ortaya koymasını beklediklerini söylerken, AKEL Genel Sekreteri Kipriyanu ise irade olması halinde kısa sürede çözüme ulaşılabileceğini vurgulamış. İyi güzel de AKEL’in çözüm konusunda istekli olduğuna inanalım mı? Çözüme en çok yaklaşıldığı 2004 referandumunda AKEL’in son anda attığı “kazığı” hala unutmadık. Bugün söylediklerini yarın inkar etmeyeceğini kim garanti edebilir ki…

YENİ KRİZİMİZ OLDU:

Türbanlı bir öğretmenin atanması ülkede yeni bir krize neden oldu. Kimileri bunu, inanç meselesine demokrasiye bağlarken, kimileri de, (ben dahil) aslında bu olayın tamamen bir “simge”  olarak kullanıldığını ve bilinçli olarak yapıldığına inanıyor. Başını kapatıp, altını açan, yüzünde beş okka makyaj ile dolaşan, Ramazan ayında ağzında sigara ile gezen çoklarını gördük. Yakın geçmişte “demokratik hak” diye destek verilen türban meselesinin, bugün nerelere geldiğini birlikte gördük. Kimse kimseyi “inanç özgürlüğü” diye kandırmasın…

AL GÜLÜM VER GÜLÜM:

Yıllardır Elektrik Kurumu’nun açtığı ihalelerin hep 3 isim arasında paylaşılması gözlerden kaçmıyor. Hatta iddia o ki, bu üç isim de kendi aralarında bir ittifak kurarak, kimin hangi ihaleyi alacağı konusunda anlaşıyorlarmış. Hal böyle olunca da, kazanan hep onlar, kaybeden ise hep devlet oluyormuş. Al gülüm, ver gülüm…

 

İLGİNÇ BİR BÖLÜNMÜŞLÜK HİKAYESİ:

Guardian gazetesi, Kudüs, Belfast, Fas’taki İspanyol bölgesi Mellila, Delhi-Keşmir gibi bölünmüş şehirlerle ilgili belgeselinin Kıbrıs bölümünde bir yorum yapıyor; “Bizi en çok etkileyen hikaye yeni: Savaşı yaşamamış, bölünmüş ve perişan bir tampon bölgede arkadaşlarına silah doğrultmayı gerektiren askeri emirleri reddeden genç bir nesil”… Hatta, karşı taraftaki akranlarına silah doğrultmaktansa, hapse girmeyi tercih eden genç Lefkoşalılardan bahsediyor. Özellikle güneydeki genç nesil için bu genellemeyi nasıl yaptığını merak ettim ve gerçek olamayacak kadar iyimser olduğunu düşündüm…

 BEDAVA YAŞIYORUZ!!!!:

Hükümetin son açıkladığı eksi 0.42 enflasyona göre memleket ucuzluktan kırılıyor olması gerekir. Pazar fiyatları bile ateş pahasıyken bu rakamı nasıl buldular anlamak mümkün değil. Allahın domatesinin kilosu 10 lira olduysa gerisini siz düşünün. Et fiyatlarına hiç girmeyeceğim. Kuzu etinin kilosu 75-90 lira arasında. İki adım ötemizdeki güneyde ise aynı et kilosu yeni zamla birlikte 54 lira. Nasıl olabilir diye sormayacağım. Hayvancıya verilen onca destek ve teşviğe rağmen durum bu. Ama hükümete bakarsanız KKTC ucuzluk cenneti, resmen bedava yaşıyoruz… Teşvikler de gırla.

 ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı: Sizlerle beraber, el ele gönül gönüle halkın içinde, halkla beraber, başımızı eğmeden, hiçbir engele aldırmadan yolumuza devam edeceğiz. Ve bu toplum hiçbir zaman şarkısız, sözsüz kalmayacak, sözü de olacak, şarkıları da olacak”…

DİPTEKİLER

Burası Neresi: Hep onlar dövecek değil ya, bu kez tutuklanan zanlı polisi dövmüş. Şaka bir yana nasıl bir ülke olduk artık anlayamıyorum ama, hükümet hala çıkardığı aflarla bu kaçakları adeta ödüllendiriyor. Adam Suriyeli, 30 günlük “tursitik vize” ile ülkeye geliyor ve ifadesini almak isteyen polisi darp ediyor. Biz nerede yaşıyoruz, çıkın sokağa ve bir bakın etrafınıza tanıdık bir yüz, anladığınız bir lisan duyarsanız bana da haber verin…

 







Başa dön tuşu