Kenar mahalle

10 Ağustos 2018 Cuma | 10:20
Ahmet Okan

Eskiden bir Venedik kenti olan Lefkoşa taş evlerle süslenmişti.

Lüzinyan kraliyet Sarayı Baf kapısındaydı ve burada Dominik manastırı bulunuyordu.

Venedikliler buraları yıkmışlar, surların 9 mil olan çevresini de 3 mile indirmişlerdi.

Kanlı Dere de surlariçinde akmakta, üstünde taştan ve ahşaptan köprüler bulunmakta, yatağı da Mağusa Kapısı’nda yer almaktaydı…

O dönemlerde Lefkoşa bir Avrupa kentiydi.

Taş binalar, katedraller, içinden akan bir dere, derenin üstünde köprüler,

Geniş caddeler, meydanlar; çeşitli dilde konuşan insanlar…

Sonra Osmanlı geldi.

Şehir yorgundu,

Fetihten sonra viraneye dönmüştü.

Derken Müslüman nüfus çoğalmaya başlayınca,

Onlar da kendi kültürlerine göre yerleşim yerleri oluşturmaya başlamışlardı.

Zaman geçtikçe geniş caddelerin yerini dar sokaklar alıyor,

Taş balkonların yerine ahşap köşkler yapılıyordu…

Lefkoşa’ya 1889 yılında gelen W.H Mallock adındaki gezgin kente uzaktan baktığında şöyle diyecekti:

“…Bu görüntü bende tek bir izlenim uyandırdı: O da Lefkoşa’nın tamı tamamına Şam’ın bir resmini andırmasıydı.”

Kimi dönem bir Avrupa kentini,

Kimi dönem de doğulu bir kenti anımsatıyordu Lefkoşa.

Her ikisi de güzel, hoş ve görülmeğe değer olmalı ki gelip gidenler çoğunlukla bahçeler içindeki şeheri anlata anlata bitiremiyorlardı…

Şimdi hiçbir yeri anımsatmıyor!

Çevresinde oluşan beton yerleşim yerleri ile de on bir burçtan oluşan kent uzaktan seçilemiyor bile.

Ayasofya’yı ancak dürbünle seçebilmek mümkün!

Aynı yazar kenti gezerken şunları da not eder:

“Çok az kapısı olan uzun, gizemli bahçelerin duvarları boyunca yol aldık. Sayısız köşeler döndük…”

O sayısız köşeler halen vardır…

Lefkoşa’yı adım adım gezen, her köşesini bucağını gözlemleyen, ara sokaklara dalan, evlerin içini inceleyen, çarşı ve pazarlarını gezip ayrıntıları ile belleyen yabancı yazarlardan en önemlisi Louis Salvator olsa gerek.

Birçok şey gözlemler, birçok şey anlatır, bıkıp usanmaz, bir de Lefkoşa’nın belirli yerlerinin resimlerini yapar; Lefkoşa’ya dair başlı başına bir bellek oluşturmuş olur…

İngilizler gelip bayraklarını Baf kapısına çektiklerinde,

O dönemler adaya gelen yabancılar işte o eski Lüzinyan artığı Venedik kenti ile Türk kentinin çok kültürlü, birbiri içine girip, birbirini tamamlamış Lefkoşa ile karşılaşırlar…

Lefkoşalı Lefkoşa’yı bunlardan öğrenir!

İstediğin kadar fetih yap!

Gel zaman git zaman, son yapılan fetihte birçok yer alınırken, Lefkoşa kaybedilecekti!

Oldukça tuhaf bir meseledir.

Anlatması kargaşalık yaratır!

Diyeceğim, o bildik şeher günümüzde surlar dışına alabildiğine genişleyen Lefkoşa için kenar mahalle kalmıştır.

Ama olsun!

Şeher dediğin orasıdır…