Yükseköğrenimde kalite, hem ülkenin bu sektördeki adını koruma, hem de üniversitelerin kendi ayağına kurşun sıkmasını engelleme açısından önemli.
Birçoğu, akarken dolduralım havasında.
Oysa hem kendilerini hem de sektörü batıracaklar.
Yurt dışında sınav yapanlar yanında, önüne geleni alanlar var. Zaten öğrenci-işçi taşaronları da bunları hedefliyor.
Eğitim Bakanı geçtiğimiz gün açıkladı; Yüksek öğrenimde yabancı öğrencilerin kayıt-kabul kriterlerini belirleyen yeni bir tüzük hazırlanıyor.
Yasaya göre görev YÖDAK’ın.
Bakan, 3. uyruklu öğrencinin KKTC’de belli bir not ortalaması ya da geldiği ülkede uluslararası bir sınav varsa; onunla ilgili yeterli sonuçları alması gerektiği şeklinde bir ipucu verdi.
Tüzüğü çıkarmak kolay.
Önemli olan denetlemek.
Ülkeye öğrenci olarak girip de, yıllardır kaçak işçi olarak çalışan ciddi bir sayı var. Bu konuda üniversitelerin, polisle, çalışma Dairesi’yle, Eğitim Bakanlığı ve YÖDAK’la işbirliği halinde takip yapmaları gerek.
Defalarca yazdım, yine yazacağım. Üniversiteler konusuna buradan başlamak gerek. Bu denetimi yapmayan üniversitelere yaptırım uygulanmalı.
Hani, geçtiğimiz günlerde Çalışma Bakanı Zeki Çeler, bir inşaat şirketine kaçak çalıştırdığı için devlet ihalelerinden mahrum etme gibi bir tedbirden bahsetti.
Üniversiteler için de başka bir yöntem bulunmalı.
Mesela eğitim amaçlı her türlü girdileri vergiden muaf.
Ama çoğunun, ailelerinin tüm giderlerini, eğitim dışındaki yatırımlarını da eğitimden gösterip vergi muafiyeti aldıkları biliniyor. Herhangi bir denetimi var mı?
Yani devlet, kendi içinde bir yaptırım ortaya koyabilir.
Sonuçta kaybedilen devlet geliri.
Cumartesi günkü yazımda da yazdım, evet bir büyüme var ama devlet bundan payını almıyor.
Bu yöntemle devam edilirse, 16 üniversiteye 16 tane daha ekleseniz, bu ülkeyi kalkındırmaz.
Aynen onlarca casinolu otele onlarcasını da ekleseniz, kalkınma olmayacağı gibi.
Eğitim Bakanı’nın söylediği şu anda sadece kayıt-kabulle ilgili bir tüzük.
Ancak Yükseköğretim Yasası’nın bizzat kendisi şu anki koşullarımızın o kadar gerisinde ki.
Geçmişte devletin Vakıf Üniversiteleri gibi üniversiteler olacağı düşünülmüş, esnek kurallar konmuş.
Ama artık öyle değil.
Turizm sektörü gibi bir sektör haline geldi, ticarileşti.
Yasaya baktım, doğru dürüst denetimleri yok, yaptırımları yok.
Ona göre yeni bir yasa mı yapılır, mevcut yasa geliştirilir mi, bir şeyler yapılması lazım.
YERİN KULAĞI VAR
NASIL OLACAK:
Cumhurbaşkanı Akıncı son bir ayda meydana gelen olayları özetlemiş. Rum tarafında bir okuldaki mozaiklerin kuzeyden geldiği gerekçesiyle sökülmesi, kuzeyden patates alan bir tüccarın işyerinin yakılmak istenmesi, açık pazarda sele sepet satan Kıbrıslı Türkün tartaklanması, Rum Eğitim Bakanı’nın ELAM’la dayanışma belirtmesi. Son bir haftanın özeti bu. İstisna demesin kimse. Akıncı diyor ki, “niyet ve irade” lazım. 21. yüzyılda bu davranışları gösteren bir halktan çözüm için niyet ve irade beklenebilir mi? Gerçekçi olmak lazım…
NERESİ SOSYAL BULUŞMA:
Akıncı ile Anastasiadis 16 Nisan’da “sosyal yemekte” biraraya geleceklermiş. Yemekte, siyaset ve özellikle Kıbrıs sorunu konuşulmayacakmış. Biz de inandık. Ne konuşacaklar peki? “Hanım napar, çocuklar iyi mi, ne olacak bu Fenerin ya da APOEL’in hali” mi olacak gecenin gündemi. İşte bal gibi de görüşme masasını nasıl ve ne zaman kuracağınızı konuşacaksınız. Sanki de çocuk kandırıyorlar…
YA HERRO, YA MERRO:
Yılardır Yenierenköy belediyesi için kılını kıpırdatmayanlar, belediye yağmalanırken susanlar, şimdi işçi ve emekçi havarisi kesildi. İyi de be kardeşim, bu belediye nasıl düzlüğe çıkacak o zaman? Maaşlar yarıya indirilirse kıyamet kopmaz mı? Sonra kimsenin işsiz kalacağı falan da yok. Kusura bakmayın ama meşhur bir deyim var, “hem ekmeği bütün, hem de köpeğin karnı tok” diye. Olmuyor işte, ya birisi, ya diğeri…
BEN İNANMIYORUM AMA:
Hükümet ortağı dört partinin yerel seçimlerde ittifak yapacağı konusunda önemli ölçüde anlaştıkları yönündeki haberler biraz abartılı gibi geliyor bana. Diyelim ki anlaştılar, X partinin çıkaracağı bir adaya Y, Z partisi üyelerinin destek vereceğini kim garanti edebilir ki. Benim iş yapacağına inanmadığım, o makam için yeterli bulmadığım birisine, sırf partiler ittifak yaptı diye oy vermemi kim isteyebilir ki..?
HAYIRDIR:
Genelde seçimleri boykot etmeleriyle bildiğimiz Yeni Kıbrıs Partisi, yerel seçimlere katılacağını açıkladı. Ancak seçime katılım başkan düzeyinde değil, Belediye Meclis Üyelikleri için olacak ve sadece Lefkoşa, Mağusa ve Girne olmak üzere 3 ilçede… Keşke 28 belediyede katılabilseler…
VAKIFLAR İDARESİNDE MUSAOĞULLARI:
Vakıflar İdaresi’nde yönetim değişikliği yapıldı. Eski Yönetim Kurulu görevden alınıp, yerine yenisi atandı. Yönetim Kurulu başkanlığına da, eski İskele Kaymakamı olan Ahmet Cenk Musalar getirildi. Özellikle Başbakan Erhürman’ın Vakıflarla ilgili birtakım yeni düşünceleri olduğunu biliyoruz. Bakalım yeni yönetim, Başbakan’ın düşüncelerinin ne kadarını hayata geçirebilecek…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “16 Nisan’da ‘sosyal bir yemekte’ buluşacak olmaları ‘büyük bir başarı’ olarak sunuluyor bize. Ve bizim de bununla avunuyor olmamız bekleniyor. Çok net bir şekilde cevap veriyorum; Hayır. Doğal gazdan mütevellit milyarlarca dolar hayali kuran Batılı şirketler kriz istemiyor. Türk savaş gemilerinin bu sularda fink atmasından nefret ediyor. Gerilimin düşürülmesi için iki liderin ‘sosyal’ bir şekilde mutluluk tablosu çizmelerini uygun görüyor. Ve biz aptal Kıbrıslılarında buna razı olmamızı istiyor. Benim verilecek bir tek cevabım vardır; Hayır…”.
DİPTEKİLER
Stanislav Osadchiy: Doğal gaz ve çözüm ikilemi birilerini fena halde heyecanlandırmış görünüyor. Rusya’nın elçisi Stanislav Osadchiy bile, “artık çözüm zamanı geldi” demekte. Ama açıklamasının arasına, güneyin kara sularını ve kıta sahanlığı haklarını tanıdıklarını da sıkıştırıyor. Tüm diğerleri gibi… Sanki, bir an önce Türk tarafı dayatılan formülleri kabul etsin, ABD’si, AB’si Rusya’sı, stratejik çıkarlarına kavuşsunlar gibi bir hava var. Bu koz çok iyi değerlendirilmeli, fırsata çevrilmeli bence…
































