Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Belediye bütçelerinde bir sorun var

Belediyelerin nasıl yönetildiğini anlamak için…

Belediyelerin, Belediyeler Birliği’ne sunduğu bu rakamlara bakmak yeterli.

Belediyelerin, “hangi oranda yatırım yapacağı” yasayla belirlenmiştir.

Devlet katkısı ve TC Proje Katkısı’nın altıda biri, yatırıma gitmelidir.

Tabloda var.

Bu tablo, daha bir hafta önce medyayla paylaşıldı.

Tablo aslında anlaşılır.

TC katkıları hariç, yapılan yatırımlar, Devlet katkı payı ve TC Proje Katkı payının altıda biri olmalı.

Rakamlar 2016 yılı sonrasını gösteriyor.

Bir önemi yok.

Burada önemli olan, belediyelerin, Belediyeler Birliği’ne verdiği rakamlar.

Tek tek bakın belediyelere…

“Maaşa” gidiyor yatırıma gitmesi gereken para…

Banka borçlarına gidiyor.

Dengesiz araç- gereç alımlarına…

Ortada 3 gerçek var:

  • Belediyelerin tamamı, 6’da bir yatırım şartına uymuyor, yasaya aykırı…
  • Türkiye Cumhuriyeti’nden alınan “yatırım katkısını” bile doğru yansıtamıyorlar…
  • Bütçeleme ve muhasebe sistemlerinde sorun var…

Sırf buradan bakarak…

Denetimsizliği…

Rahatlığı…

“Ben istediğimi yaparım” mantığını anlarsınız…

Sonra da peşi sıra “yitip giden” belediyelerin ardından, ağlayan ağlayana…

Kim denetliyor?

Nasıl denetliyor?

Yanlış yapan başkana, “yeter” diyecek bir mekanizma var mı?

“Çekil kenara” diyecek bir sistem?

Yok.

İşte, Erenköy örneğinden yola çıkarak, “birleştirme- kapatma” kararı alacak ya hükümet…

O yasa düzenlenirken, kesinlikle, belirli kriterlerin dışına çıkan;

İstihdam oranını aşan;

Maaş ödeme oranını aşan;

Yeterli yatırım oranına ulaşamayan;

Kısacası beldesini kötü yöneten başkanları da “gecikmeden görevden alacak” bir mekanizmanın kurulması gerekiyor.

Yok öyle, “beni halk seçti, istediğimi yaparım…”

Sonrası Lefkoşa ve Erenköy gibi olur…

 


 

Belediyeler ancak da maaş ödüyor…

 

“Belediyeler ancak da maaş ödüyor, halk vergisinden hizmet almıyor” dediğimizde kimse kızmasın.

Evet, Erenköy Belediyesi’ndeki 112 çalışan önemlidir.

Ama, 6 bin vatandaş, orada hizmet alamamakta, hastalık kapıda kol gezmektedir.

Bunun bir önemi yok mu?

Lefkoşa’da halen kötü yönetimin izlerini, vatandaşların omuzlarında hissediyoruz.

Mehmet Harmancı’ya “yatırım yapmadın” diye kızıyoruz ama…

Bırakılan mali tabloya bakıldığı zaman, atacağı adımlar, “acı reçetedir…”

Ya yüklü miktarda çalışan durduracak, ya da sistem böyle devam edecek.

Neden mi?

Mesela…

Lefkoşa Türk Belediyesi…

  • Personel Gideri 72 milyon 654 bin 806 bin TL…
  • Yatırıma ise sadece 6 milyon 819 bin 895 TL ayırabilmiş.
  • Personel gideri, yatırımından 10 katı fazla.

Bu tablo bile, LTB’nin “nasıl bir pervasızca personel gideri altında ezildiğini” anlatır bize.

40 bin Lefkoşalı hizmet beklerken.

Kimsenin ekmeğinde gözüm yok elbette…

Ama belediyeleri, “KKTC’nin işsizlik sorununun çözüleceği yerler” değildir.

Bu arada 10 milyon TL de her yıl neredeyse geriden gelen banka borçlarına gidiyor.

Vah Lefkoşalım vah…

Gönyeli…

En çok örnek gösterilen Belediye…

Orada işler nasıl yürüyor ona bakalım…

  • 12 milyon 30 bin TL personele maaş ödemiş 2016’da
  • Ancak 7 milyon TL yatırım yapmış…
  • Bunu Lefkoşa’ya oranladığınızda, Lefkoşa’nın yılda 72 milyon TL maaş öderken, aslında 50 milyon TL civarında da yatırım yapması gerekiyor.

Şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım.

Nerede 55 milyon TL yatırım, nerede 7 milyon TL sınırı.

LTB ancak da “maaş ödüyor…”

Sadece bu rakama bakarak, Lefkoşa’nın içine düştüğü durumu anlarsınız.

Erenköy’e de bakalım mı?

Bakalım…

  • 9 milyon TL’lik bütçenin…
  • 4 milyon TL’si maaşa gidiyor…
  • Bölgeye yatırım ise sadece 1.1 milyon TL

Şimdi daha iyi anlaşılıyor mu?

Unutmadan…

“yatırım” dediğimiz kalem içerisinde ciddi de bir Türkiye Cumhuriyeti kalkınma Ekonomik İşbirliği Ofisi’nin de katkıları var.

AB katkıları var.

Lefkoşa’da bütçenin tamamı maaşa…

Erenköy’de bütçenin tamamı maaşa…

Diğer belediyelerde örnek bile vermiyorum.

Bu tablo yeterli sanırım.

Hal böyle olunca…

Belediyelerin de ne kadar kötü yönetildiğini daha iyi anlıyoruz…

Bu tabloyu inceleyin…

Bana hak vereceksiniz…

 


 

Sadece personeli düşünmek popülizmin dibi…

Şimdi 3 ay sonra belediye seçimleri var…

Tüm belediyelerde, “çatır çatır toplu iş sözleşmeleri” imzalanıyor…

2 yıllık…

3 yıllık dönemi kapsayan sözleşmeler…

Elbette çalışan önemlidir…

Peki ya o bölge halkı?

Seçimi “kazanıp kazanmayacağı belli olmayan” belediye başkanlarının “3 ay daha beklemesi” etik değil mi?

Etik olan, “yeni başkana ya da yeni dönemde mevcut başkana” karar hakkı tanımak.

Ancak…

Algım o ki, şu aralar peşi sıra imzalanan “toplu iş sözleşmeleri” içerisinde “seçim rüşvetlerini” de barındırıyor.

Belediyeler kazansın, işçi daha çok alsın, memur para içinde yüzsün, hiç umurum değil.

Seçim baskısı imzalanan sözleşmeler, bana “rüşvet” gibi gelmekte…

Bir belediyenin çalışanı önemlidir.

Her çalışan önemlidir.

Bölge insanı da önemlidir.

“Bölge insanı vergi verecek, başkan maaş ödeyecek… Bölge çağ dışı kalacak…”

Bizde sistem 28 belediyenin yarısından fazlasında böyle işlemektedir.