Manyağın biri, büyük bir soğukkanlılıkla gelir arabanın bagajını açar, kullandığı silâhları oraya atar ve onların yerine birkaç tane tüfek alır omuzuna atar ve askeri adımlarla geldiği yöne doğru ilerler. Siyah renkli yarı otomatik tüfek ve şarjörlerin üzerinde beyaz boyayla bir şeyler yazılı olduğu görülüyor.
Avustralya doğumlu bu gaddar; kadın, erkek, genç, yaşlı demeden önüne çıkan masum insanları vurur. İnsanlar yere düştükten sonra başuçlarına gidip kafalarına birer mermi sıkar. Bir camide işi bitince yedi kilometre ötede bulunan başka bir camiye gider ve orada da benzer cinayetler işler. Toplam 50 kişiyi öldürür. Ve bunları yaparken de kahramanlıklarını naklen yayınlar.
Türk matbuatı rövanşı almak amacıyla hemen “Hıristiyan terorizmi” diye başlıklar attı. Onlar “İslâm terorizmi” deyip yazıyorlar ya. Fırsatı bulmuşken intikam alalım. Bunu yapanların çoğu da “İslâm terorizmi” ifadesinden rahatsız olan basın erbabı.
Üniversite eğitimi görmemiş bu 28 yaşındaki gaddar cani, kendi kendini yetiştirmişe benziyor. Cinayetlerini işlemeden önce oturmuş ve 74 sayfalık bir manifesto hazırlamış. Kimlerden etkilenmiş, kimleri kendisine örnek almış, her şeyi kaleme almış.
Manifesto, kendine sorduğu sorulara verdiği yanıtlardan oluşmuş. “Hristiyan mısın?” sorusuna verdiği yanıt çok manidar: “Bu biraz karışık. Öğrendiğim zaman size de söylerim.” Yani öyle pek dindar biri değil. Din uğruna savaşmıyor.
Müslüman teroristler öldürüldükleri takdirde şehit olup cennete gideceklerine inanıyorlar. Cennet-cehennem kavramı Hristiyanlık’ta da olduğu halde canimizin oralara gitmek gibi bir derdi yok. Aksine onun özlemi Valhalla’ya gitmektir.
Richard Wagner operalarına meraklı olanlar, Valhalla adını duymuş olmalılar. Özellikle de dört bölümden, daha doğrusu, dört operadan oluşan ve toplam 17 saat süren “Der Ring des Nibelungen” (Nibelungen Yüzüğü) operasında sıkça Valhalla’dan söz edilir.Pagan Germen inancına göre, Valhalla altından yapılmış ve sürekli ışıldayan bir salondur. Salonun 540 kapısı vardır ve içerisi çok kalabalıktır. Ne var ki ipini her koparan bu binaya giremez. Valhalla’ya sadece savaşta öldürülenler (şehitler) ve savaşta kahramanlık gösterenler (gaziler) girebilir. Kendisi de bir savaşçı olarak Valhalla’ya girmek istiyor. “Yolu açık olsun” demekten başka bir şey gelmez elimizden.
Örnek aldığı kişilerin başında Sir Oswald Mosley geliyormuş. İtiraf etmem gerekir ki bu adamın adını duymamıştım. Mosley, 1910’larda Muhafazakâr partiden politikaya atıldı ve milletvekili seçildi. 1920’lerde İşçi Partisi’ne geçti ve bakanlık yaptı. 1932 yılında “Faşistler Birliği” partisini kurdu. 1940 yılında ortadan kayboldu ama 1948 yılında “Birlik Partisi” adıyla Faşist partisini diriltmeye çalıştı ama Faşizm’in modası geçmişti. Bu nedenle pek dikiş tutturamadı.
İlham aldığı kaynaklardan biri, Fransız aşırı sağcı Renaud Camus’un fikir babası olduğu “Great Replacement” teorisiymiş ki bunu “Büyük Dönüşüm” veya “Büyük Değişim” veya “Büyük İkame Ediliş” olarak çevirebiliriz. Bu teoriye göre, Batılı toplumlar yeteri sayıda üreyemiyorlar. Bunu gören küresel elitler ve Yahudiler doğurgan olan Müslümanları ve Afrikalıları Batı ülkelerine taşımaya başladılar. Bunun sonucunda yerli insanların dinleri, kültürleri, hatta ırkları yok ediliyor. Onların yerine başka ırklar ve kültürler yerleştiriliyor.
Bu komplo teorisine inanan veya inanır gibi görünen politikacılar bulunuyor. Macaristan başbakanı Viktor Urban durmadan şunu tekrarlayıp duruyor: “Bu ülkeye göçmenleri taşıyan, Macar asıllı Yahudi George Soros’tur. Ülkemizi de Avrupa’yı da kimliksizleştiriyor, dinimiz elden gidiyor. İnsanlarımız bu ülkede Müslüman görmek istemiyor.” Donald Trump da aşağı yukarı aynı dili kullanmıyor mu?
Cani kendisini şöyle tanıtıyor yazdığı manifestoda: “İskoç, İrlanda ve İngiliz genleri olan, sıradan bir beyaz ve alt tabakadan bir Avustralya vatandaşı.” İdeolojik gelişimi ve değişimi de genleri gibi karışık. Komünist bir kebapçı çırağı olarak hayata atılmış. Sonra anarşist daha sonra da liberteryan olmuş. “Yeni topluma doğru” ilerleyebilmek için, en sonunda, “eko-faşizm” ideolojisinde karar kılmış. Üstün beyaz faşizmi ütopyası oluşturmuştur. Şöyle ki insanlar “ekolojist” olacak, “İşçi haklarının gözetildiği, neslin korunduğu, insanların serbest piyasanın insafına terkedilmediği” emperyalist karşıtı bir düzen. Pek de insancılmış.
Manifestosunda dört grup insana karşı öfke saçtığı görülüyor: Artık devirlerinin bittiğini söylediği “muhafazakârlar”, ellerini kıpırdatıp bir şey yapmayan “dindarlar ve Papa”, kafalarını botlarıyla ezmek istediği “Marksistler”, ve ille de Boğaz’ın batısına yani Avrupa kıtasına geçmek isteyen “Türkler”. Halbuki Boğaz’ın doğusunda kalsalar her şey güllük gülistanlık olacak.
Peki, bu manyak, Müslümanlardan nefret ediyor mu? Kendi kendine sorduğu sorulardan biri de buydu. Yanıtı şöyle: “Kendi ülkelerinde yaşayan Müslümanlardan ‘hayır’, ama bizim ülkemizi işgal edenlerden ‘evet’.”
2011 yılında 77 kişiyi katleden yoldaşı Anders Behring Breivik’e manifestosunda selâm göndermeyi ihmal etmemiş.
(Meraklısı için not: Devam edecek.)
































