Çözüm için Rum tarafından himmet bekliyoruz! Sanki bu Rum Annan Planı’na hayır diyen o Rum değil! Sanki bu Rum 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkan o Rum değil! Sanki bu Rum 1963 Kanlı Noel’ini başlatıp Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır diyen o Rum değil! Sanki bu Rum Kuzey’i ambargolar altında ezip eleyen o Rum değil! Sanki bu Rum, Türklere soykırım uygulayan o Rum değil!
Sanki bu Rum o bildiğimiz Rum değil! O zaman anlatmaya devam edelim. Rum Dışişleri Bakanı Kasulidis diyor ki “Türk tarafı sorunun çözümü için ya bazı önerilerini değiştirecek ya da bu sorun çözülmeyecek.” Ve ekliyor: “Yönetsellik konusunda büyük görüş ayrılıklarımız vardır. Dolayısıyl” artık toprak, garantiler, göçmenler, güvenlik, devletin başkanlığı gibi konulara geçmeliyiz…”
Yani diyor ki Kasulidis “eğer bütün başlıkları görüşeceksek sayfaları aceleyle çevirip okuyalım ki müzakerelerin sona erdiğini haber veren son sayfaya gelelim!”
Bugüne kadar işittiğim en akıllı Rum önerisi! Zaten Eide de müzakereleri belirli bir zaman dilimine bağlamak istiyor.
TÜRK TARAFI NE DÜŞÜNÜYOR: Eroğlu cephesini izleyenler bilirler. Çoktan masadan kaçması gerekirdi! Ne var siyasi yönden rizikolu bir olay! “Türk tarafı müzakereler sürecini dinamitledi” dedirtirse bir kez daha “çözüm istemeyen taraf” durumuna düşeceğiz!
Oysa şimdi elimizde hem Eide’nin müzakereler için “zaman saptaması” olasılığı vardır hem de Kasulidis’in “görüşülmesi gereken diğer konuları da hemen görüşmeye başlayalım” önerisi vardır. Bunlara karşın tüm sorunların çözüldüğünü varsaysak da biliyoruz ki toprak konusu asla çözüme ulaşmayacaktır.
HELE BORULARLA KKTC’YE AKITILACAK SU DA DEVREYE GİRDİĞİNDE ÇÖZÜMÜ UNUTUN! Çünkü bu suyun Lefkoşa Mağusa yolunun güneyinde kalan topraklarda kullanılacağının açıklamalarının yapıldığı gerçeklerde toprak konusuna bağlı sınır çizgisi “Atilla hattını” da kadük hale getirir! Çünkü tarım amaçlı sulama alanları Lefkoşa Mağusa anayolunun güneyi olarak saptanmışsa demek ki mevcut Kuzey-Güney sınırları aynen korunacaktır. Sadece ara bölgelerin iadesi söz konusu olabilecektir!
PEKALA ÇÖZÜM OLMAZSA NE OLACAKTIR? Bu konuda Erdoğan’ın açıklamalarında satır aralarına sıkışmış “Kuzey Kıbrıs gitgide dünyada daha çok tanınmaya başlayan, pek çok ülkede temsilcilikler açan bir siyasi konuma gelmiştir” ifadelerine mim koymak gerekir.
Bir süre daha çözümsüzlüğü taşıyarak yola devam edeceğiz. Zaten Güney Rum’u ile aşık atacak sosyo ekonomik düzeye ulaştığımızda çözüm otomatik olarak gerçekleşecektir. Yeter ki artık gelip giden hükümetlerimiz hem laf dinlesinler hem Türkiye’nin ekonomik deneyimlerinden yararlansınlar hem de doğru dürüst çalışsınlar!
**********
REFORMLARI YAPMAYAN HÜKÜMET İŞ İNSANLARI İLE DE TAKINTILIDIR!
Bundan bir süre önce Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Fikri Toros hükümeti işaretledikten sonra somut verileri de ortaya koyarak hem eleştirilerde hem de önerilerde bulunduydu. KKTC’nin panoramasını ise şu genellemeyle ayazlattıydı: “Bütün Kurumları yozlaştırdılar, her yaptıkları bizi geri götürmektedir!”
Toros’un eleştiri ve önerilerini kısa notlar halinde aktarırken parantez içine de kendi yorumlarımı koyuyorum.
Fikri Toros: “Reform hareketleri sürekli hale getirilmelidir diyor.” (Yine de “sürekli hale getirilmelidir” derken insaflı davranıyor çünkü ortada ne bir reform olayı vardır ne de çalışması. O kadar ki Anayasa’daki bazı maddelerin değişikliklerini bile bu halka kabul ettiremediler! Ki en azından orada o reformlardan bazılarını hayata geçirmek mümkün olacaktı!)
F.T.: DPÖ’ye göre KKTC 2013’de yüzde 2 oranında büyüdü! 2014 yılı büyüme oranı yüzde 2.3 olarak öngörülüyor. Oysa bu oran yüzde 5’in üzerinde olmalıdır ki adına büyüme denebilsin! (Sadece oranların cüceliğine baktığımızda ekonomik büyümeyi başarabilmek için daha kırk fırın ekmek yememiz gerektiğini anlarsınız!)
F.T.: “Kamu reformu sadece bir vaat olarak kaldı!” (Ki bir devletin ilerleyişi ile yükselişini sağlayacak motorudur kamu görevlileri.. Çalışmaz ve çalıştırılmazsa devlet dediğiniz bizimki kadar olur!)
F.T.: “E devlet nerede? Bekleyecek halimiz kalmadı… E devletin uygulandığı dairelerde bu kez de olağan işler aksatılıyor!” (Eskiden bazı komedi filmlerinde nasılsa filmin kahramanı şu pervaneli uçaklardan birinin kokpitine girer, şurasını burasını dürterken uçak havalanır ve ha düştü ha düşecek derken seyircilerin kahkahaları sinema salonunda yankılanırdı! Uçurmasını bilmezsen hiç dürtme! Oysa yıllardır “e devlet de e devlet” diye diye olayı komedi yaptılar!)
F.T.: Yazık ki KKTC’nin bütçesi yatırım yapılabilecek düzeyde değildir… Kamu maliyesi giderlerinin yüzde 85’i personel giderleri ile cari transferlere harcanmaktadır! (Ve halâ özelleştirelim mi özelleştirmeyelim mi tartışmaları yapılıyor! Bir devlet düşünün bütçesi ile sadece personelini ödeyebiliyor!)
F.T.: “Reformlar hâlâ sürüncemededir!.. Ekonomimize uygun işgücü ile ilgili sınırlama ve formaliteleri artırarak kendi insanlarımızı refaha ulaştıracağımızı sanıyorsak yanılıyoruz!” (Popülizmin pençelerinden kurtulmadan bu ülkede tek ciddi iş başarılamayacaktır!)
F.T.: “Sosyal Güvenlik Fonları artık ciddi sorunlar haline gelmiştir!” (Aslında artık bu ülkede her bir şey ciddi sorun olmaktadır!)
KTTO Başkanı Fikri Toros’tan aktardığım şu üç beş yakınma bile hükümetle “iş insanları” arasındaki görüş ayrılıkları ile aykırılıklarının ne kadar büyük olduğunun ispatıdır!
Ki bunlara daha dün turizmcilerin “2015 yılı felâket yılımız olacaktır” açıklamalarındaki uyarılarını katmadık!
Türkiye’den akacak su ile ilgili henüz hiçbir çalışma yapılmadığını, bizzat Çevre ve Doğal Kaynaklar bakanı Hamit Bakırcı’nın “Bakanlar Kuruluna gerekli bilgileri göndermelerine karşın hükümetin hâlâ sonuç alıcı karar almadığından” acı acı yakındığını eklemedik!
KISACA: Ateş gibi hükümetlere ihtiyacımızın her zamankinden daha fazla olduğu KKTC’de mevcut hükümet’i alâmıza ya büyü yaptılar basireti bağlandı, yahut efsunladılar hareket edemiyor!
E artık bir zahmet Sn. Başbakan Bakanlarını da alsın, memlekette nice falcılar, büyüleri çözenler var, gitsinler okunup üflenilsinler, kötü cinlerden arınsınlar, belki basiretleri açılır! Başka bir umut ışığı da görünmüyor!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÜÇ YIL SONRA KAPIYA GELEN SÜRPRİZ!)
Benim hanım anlatıyor: Geçen gün “tak” kapı çalındı. Açtım diyor karşımda gençten bir polis. Hayırdır dedim, izah etti. “Falan isimli kişi bu evde mi oturur. “Evet” dedim diyor hanım. Oğlumdur!
Hanım anlatmaya devam ediyor: “Nemelazım efendi bir polis çok da nazik. Bir evrak çıkarıyor çantasından ve uzatırken izah ediyor: Bundan üç yıl önce oğlunuz sabit radarın bulunduğu güzergâhta uyması gereken yasal sürati ihlal ederek 30 kilometre üzerinde geçti. 130 TL ceza ödemesi gerekiyor, on beş güne kadar polise gelip ödemesini rica ediyoruz… Falan…”
ÜÇ YIL ÖNCEKİ CEZA! İşitmiştim! Bazı sürücülere bu radar cezaları dört yıl sonra geliyor insan şaşırıp kalıyor çünkü bazıları sürat yaptıklarının farkında bile değiller! Yani “sürprizin” diyorum bu kadarı da çok değil midir? Bu bir!
Bu üç yıl öncesi ceza için ne kadar kibar olurlarsa olsunlar kapılara polis göndermek yine insanları çok tedirgin ediyor, ne oldu diye telaşa sokuyor! Buna da iki diyelim.
Ve soralım: Bu sabit kameralar “özel” mi? “Özele” ait ise Polisle ilgisi nedir? Ben önüme her gelene sordum hiçbir sürücü nedenini bilmiyor. (Ben bilsem bile anlatın ki hakkı olduğu için halk da anlasın!
Ve izah edin: Nasıl olur da bir trafik cezasının faturası üç dört yıl sonra gelir?
Ve ekleyelim: Eğer kamuya ait hizmetler o “e devlet” dediğimiz sistemle bilgisayarlara aktarılıp programlaştırılsalardı bu tip “işler” anında hem de insanların ceplerindeki telefonlarına “bilgilendirme” olarak düşerdi! Allah rahatlık versin! Uyumaya devam edin!
































