Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Karpaz yarın infaz ediliyor…

Hükümet dağıtacak yer arayışını sürdürürken, akıllarına Karpaz geldi her nedense…

Malum, milli park bölgesi. Yapılaşmaya kapalı… Tek bir çivi bile çakılamaz yerler var.

Hem çok da değerli…

Doğa talan edilsin, geri getirilemeyecek zararlar verilsin, birileri alsın, otel yapsın, devlet teşvik versin, muafiyet versin, para kazansınlar…

Çoktandır doğa dostu örgütler, çevreciler feryat ediyor. Ama onlar feryat ederken, Karpaz’ın peşkeş çekilmesini sağlayacak kılıf da uydurulmaya çalışılıyor…

Önce, “olmaz yahu, yapamazlar, bu kadar da değil” demiştim.

Ama gördüm ki, iş değerlendirme safhasına gelmiş. Hatta sona yaklaşmış.

Yarın Anıtlar Yüksek Kurulu, bu iş için olağanüstü toplanıyor…

Bölgeyi “derecelendirme” konusunda bir çalışma başlatılmış, onun sonucu alınacak.

Karar ne olursa olsun, bu çalışma tek başına bölgenin iskana açılması hazırlığının ispatıdır.

Niyetleri açmak. ‘Ne kadarını açalım da tepki olmasın’ diye göstermelik bir çalışma yapmışlar.

Eski Eserler Dairesi Müdürü, çıkan raporun Kurul üyelerine verilmesini engellemiş, binlerce sayfalık rapor için “gelin burada inceleyin” demiş. Raporun basına yansımasından korktuğu için olsa gerek…

Şimdi bölge, 1., 2., 3., derece sit alanı diyerek ayrılacak ve belli bir derecelendirmenin üstü, birilerine peşkeş çekilecek…

Haydi bu ülkenin insanına saygıları yok.

Bari doğaya olsa.

Ona hiç yok…

Nasıl olsa eski eserlerin, ya da eşşeklerin ya da floranın sesi çıkamaz. Onlar adına konuşanlar da konuşurlar, konuşurlar, bir süre sonra kanıksar susarlar…

Taşocakları öyle değil mi..?

Sahillerin betona çevrilmesi öyle değil mi..?

Binlerce ağacın kesildiği Manhattan’a dönen Girne öyle değil mi..?

Bir süre önce Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, Çevre Platformu’nu kabulünde bu yöndeki iddiaları reddetmiş, o bölgede yapılaşma olmayacağını bile söylemişti…

Aynı Ataoğlu daha sonra, “derecelendirme çalışmaların tamamlanması ile birlikte nerelerin mutlak koruma altına alınacağı, nerelerde koşullu izin verilebileceğinin saptanacağı” şeklindeki açıklamalar yaptı…

Halka doğruları söylemedikleri bir kez daha ortaya çıktı…

Bunu hep yapıyorlar. Tepkilerin ateşi söner sönmez, başladıkları işi bitiriyorlar.

İşte Karaoğlanoğlu’ndaki kaçak inşaat…

Onca emekle, onca masrafla hazırlanan bilimsel bir plan var ortada; Ülkesel Fiziksel Plan… Buna göre imar planları hazırlanması gerekirken, siyasetçi bir de bakıyor ki, plan ayağına dolanıyor. İşte o nedenledir ki, buna uygun imar planlarına hız vereceklerine, Planı yok sayacak emirnameler, derecelendirmeler falan icat ediyorlar…

Şimdi sırada “Karpaz Bölgesi Planlama Sınırları İçinde Denetim ve Geliştirme Emirnamesi” ve “Karpaz Milli Park Yasası” var…

Dahası, AB tarafından finanse edilen Özel Çevre Koruma Bölgesi Yönetim Planı var… Ve o planda da her türlü derecelendirme zaten yapılmış durumda. Neresi tam koruma alanı, nereye ne kadar inşaat yapılabilir hepsi belli. Ama önemi yok. Siyaset kendi değerlendirmesini yapacak…

Bunlar ellenecek…

Sanki onlar kafadan atma yasalar, emirnamelermiş gibi, siyaset eliyle ortadan kaldırılacak, yerine doğayı tahrip edecek, bilimin, insanlığın reddettiği yoketme politikaları konacak…

Sivil toplum örgütleri, Karpaz Emirnamesi ve Orman Yasası kapsamında korunan Kumyalı’daki “Orman” arazisinin Turizm Bakanlığı’nın yıllık 10.000 dolar karşılığında kiraladığını ortaya çıkarttı.

Doğayı koruma adına elektrik bile götürülmeyen bölgede şimdi inşaatlar yükselecek. Yüksek gerilim hatlarıyla elektrik taşınacak. Uçsuz bucaksız doğal bölgelerimiz varmış gibi, eldeki tek varlık da katledilecek…

Vahşi kapitalizmi gençliğimizde ideolojik kitaplarda okurduk.  Şu anda bizzat, hem de en vahşi olanını yaşamaktayız…

Ve tabii her zaman olduğu gibi, uygun politikacıların yarattığı, uygun koşullarla…


YERİN KULAĞI VAR

ÖZGÜRGÜN HODRİ MEYDAN DEDİ:

Katıldığı bir tv programında, erken seçim konusundaki soruya karşılık Başbakan Hüseyin Özgürgün, “Biz ‘erken seçimden kaçmayız, erken seçime varız’dedik ama, muhalefetten ses çıkmadı” diyerek adeta muhalefete meydan okudu. Ey muhalefet, demek ki hergün çıkıp da, “hükümet istifa etsin, bu hükümet teslim hükümetidir” demekle olmuyormuş. Bakın Başbakan size erken seçim için hodri meydan dedi ama, sizden tık yok…

HAYIRCILAR ÖRGÜTLENİYOR:

Ortada oylanacak bir plan yok, hatta bu gidişle olacağı da zor ama, olası bir referandumda Kıbrıs Türk toplumunda “hayır” çıkması için çalışmalar başladı bile. Bazı önemli isimlerin ve siyasilerin, bu nedenle biraraya geldikleri ve algı operasyonlarına başladıkları bilgileri geliyor. Bu kez, 2004’deki gibi bir sonuç çıkmaması için işi sıkı tutuyorlar…

AVRUPA PARLAMENTOSU HAYRİYE KAHVECİ’Yİ DİNLEDİ :

Bu toplumun yetiştirdiği önemli bir değer. Uluslararası enerji uzmanı. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen “Kıbrıs ve Enerjide Gelişmeler” konulu toplantıda bölgemizdeki enerji kaynakları ve siyaset ilişkisini anlatan bir konuşma yaptı. Hem de yazılı metinden değil, spontane olarak. Bölgemize şekil veren, politika üreten insanların dinlediği, anlamak istediği insanlarımızdan biri. Ama biz farkında mıyız? Ne gezer. Bizde politikalar ya eski ezberlerden üretilir, ya da kopyalanır, üretilmez…

BAŞBAKAN TALEBİNDE ISRARCI:

İşverenler, ‘olursa batarız’ deseler de, Başbakan Özgürgün yeni  asgari ücret için verdiği sözün arkasında duruyor. Özgürgün, bu hafta açıklanması beklenen yeni asgari ücret beklentisinin, 2 bin TL’nin üstünde olması gerektiğini bir kez daha yineledi. Bakalım Asgari Ücret Tespit Komisyonu Başbakanın bu isteğine uyacak mı, yoksa eskiden olduğu gibi işverene yenilip, bildik bahanelere mi sığanacaklar,  göreceğiz…

2 SENE ÖNCE ÖLÇMÜŞLER:

Çevre Koruma Dairesi yetkilileri, taa 2015’de yaptıkları hava kirliliği ölçümlerine bakmışlar ve ‘Lefkoşa’nın havası en kirli’ demişler. E, günaydın. Aradan 2 sene geçmiş. O iki senede Lefkoşa’nın havası kimbilir kaç kat daha kirlenmiş. Peki ama bu ölçümler neden yapılır? Sırf yapılmış olsun diye mi? Denetlensin, kirliliği yapan etmenler ortadan kaldırılsın diye değil mi? O zaman 2015’de yapılan tespit eğer 2 sene sonra değerlendirilecekse, ne işe yarar ki? Zaten yaramıyor da. Geceleri kendinizi 70’lerin Ankarasında sanıyorsunuz. Lastik yakandan, odun yakana, egzos ölçümü yapılmayan ağır vasıtalara hepsi gırla gidiyor. E, vazgeçin ölçmekten de. Madem bir şey yapıldığı yok…

ZAM YAĞMURU SÜRÜYOR:

İğneden ipliğe zam gelir de, asrın mucizesi cep telefonu geri kalır mı..? Türkiye’ye göre zaten pahalı olan konuşma ücretlerine sessiz sedasız zam geldi. Bir başka zam haberi de,  birçoğumuzun ya dertten, ya zevkten kullandığı sigaradan geldi.  Art arda gelen zamlarla şaşkına dönen vatandaş, ne yapacağını şaşırmış durumda. Günlerimiz bugün hangi ürüne zam gelecek korkusuyla geçiyor…

ZİRVEDEKİLER

Nezire Gürkan: “Günübirlik, her gün rüzgârın yönüne göre değişen gündemlerle savrulup giderken, ayaklarımızın altından kayanları fark etmeden yaşıyoruz galiba. İki gün laboratuvar yangını, üç gün trafik trajedisini konuşuyoruz. Sonra günlerce Cenevre/Kıbrıs müzakerelerine kilitleniyoruz. Ama ne yangın, ne kaza, ne de müzakereleri irdeliyoruz…”.

DİPTEKİLER

Hrisostaomos: Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, “Çözüm görmüyorum, çünkü Türkler her şeyi istiyor. Biz indirim yapsak bile, halkın onayından geçmeyecek. Size bir defa da Türkçe söyleyeyim: Çözüm yok!” diyor. Artık inandım ki, bunların çözüm diye bir derdi de, zerre kadar akılları da yok…