Kargaşa ve Celal Hordan

0
151

1950 yılında Adnan Menderes’in liderliğindeki Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle, Cumhuriyet Halk Partisinin elinde olan tek partili iktidar dönemi son bulmuş ve çok partili siyasi yaşam Türkiye politik yaşamına girmiş oluyordu. Menderes iktidarı yıllar ilerledikçe demokrasiye baskılarını artırmış Türkiye’nin karanlık bir geleceğe yönelmesini hızlandırmıştı. Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar arasında siyasi platformda bir sorun yaratılmaya çalışırken, 1955 yılının Eylül ayının 6’ncı gününün akşamında, başta İstanbul olmak üzere Ankara ve İzmir’de Rum evleri ve işyerleri talan edilmişti. İki gün süren saldırılarda 3 kişi ölmüş, 30 kişi yaralanmış, 73 kilse, iki manastır, 8 ayazma, 1 havra, 3584’ü Rumlara ait 5534 gayrimenkul yağmalanmıştır. Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti adı altında iktidar tarafından oluşturulan örgüt tarafından işlenen bu insanlık suçu solculara yüklenmeye çalışılmış ve 1960 darbesinden sonra Menderes ve arkadaşlarının idama gitmelerinde etkili olmuştu. Türkiye’de Devlet içinde Devlet oluşturulması o günlerin mirasıdır.

Kıbrıs Türk toplumu içinde politik lider konumunda bulunan Doktor Fazıl Küçük’ün 1958 yılında Gönyeli’de kahvede halka yaptığı ilk konuşması çok ilginçtir. Özker Yaşın’ın “Nevzat ve Ben” adlı üç ciltlik kitap serisinde bu konuşma şöyle verilir: “Bazı p… p…venkler bizim için orda burda p…  p…venk diye konuşuyorlar. Yakında kimin p… p…venk olduğunu onlara göstereceyiz”. Küçük’ün bu konuşmada küfrettiği taraf, kendisine muhalif olan kişilerdir. Konuşmanın ilginç yanı, Küçük’ün kişi olarak seviyesini göstermesi yanında, ileriye dönük bir tehdit içermesidir.

1958 yılında Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun genel kurulunu yapacaktır. Başkan Faiz Kaymak ile Küçük’ün arası açıldığından kurulda konuşma hakkını bile alamadan Küçük’ün yeni adayı Rauf Denktaş eller havaya oylanarak başkanlığa seçilecektir.

Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına geçmesiyle Kıbrıslı Türkler arasında daha önceleri hiç yaşanmayan bir kargaşa dönemi başlar. Özker Yaşın bunu, Kıbrıslı Türklere uygulanan faşizmin başlangıcı olarak niteler. Türk’ten Türk’e ekonomi politikası yürürlüğe konulur. Rumlarla alış veriş yapanların aldıkları mallara el konulur, araçlarına zarar verilir ve hatta dövülürler. Günden güne politik baskı artar, tehditler, adam dövmeler ve öldürmeler toplumda günlük hayatın bir parçası haline gelir.

Türkiye’deki Milli Talebe Federasyonu başkan yardımcısı (veya ikinci başkanı) Celal Hordan 1959 yılının Mayıs ayının ilk haftasında Kıbrıs’a gelir. Hordan’ın giriş vizelerini kimin aldığı ortaya çıkmadı. Burhan Nalbantoğlu ile Türkiye’den tanışıklığı olsa da Hordan’ı Kıbrıs’a kimlerin yolladığı ortaya çıkmamıştır. Kıbrıs’a varışından bir gün sonra da Nalbantoğlu’nu ziyaret etmiş ve Nalbantoğlu vasıtasıyla Denktaş’la tanışmış oldu. Hordan’ın liderliğinde Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı kurulur ve Kıbrıs’ın genelinde kısa bir zamanda örgütlenir. Gençlik Teşkilatı bir yandan aidat ücreti toplarken diğer yandan da toplum bireylerine ceza kesiyordu

Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı birkaç ayda aşağı yukarı her köyde örgütlenmiş ve mecburi bağış kampanyası başlamıştı. Üyelik parası dışında halkı bireysel olarak tehdit etme, dayak atma, her Rumca kelime konuşana iki şilin ceza kesme, Rumlarla alış veriş yapanları cezalandırma günden güne artıyordu. 18 yaşında olan Ali, babasının ağzından bir Rumca kelime çıktı diye veya Emine, yeğeni Rumca bir kelime söyledi diye iki şilin cezayı acımadan keseceklerdi. Oysa cezayı kesenler de Kıbrıs Türkçesine girmiş Rumca kelimeler kullanmadan kendilerini ifade edemeyeceklerdi. Her kesilen ceza veya aidat Gençlik Teşkilatına gidiyordu. İşte politik kargaşa böyle başladı. Celal Hordan Eylül ayında geldiği yere geri döndü ve Kasım ayında İstanbul Çağaloğlu’ndaki bir otelde asker kaçağı olarak tutuklandı. Kıbrıslı Türkler de toplum olarak yirmi yıl kadar özgürce konuşma mücadelesi verdiler.

19 Ocak 1962 tarihli Londra’da yayınlanan Kıbrıs Türk Sesi, Kıbrıs Türk Teşkilatı hakkında bazı iddialarda bulunur, “Temeli baskı, şiddet ve suiistimaller üzerine kurulduğu için Birden Bire batan Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı, Ada Türklerinin iktisaden sarsılmasında büyük bir rol oynamıştır. Halktan zorla toplanan muazzam ianelerin hesabı halka verilememiştir. Takriben “yirmibin Sterlin” £20,000 ortadan kaybolmuştur. İlgililer Teşkilatın hesaplarını genel efkara bir tamam sunacağı yerde, sayfaları yırtık defterleri ve makbuzları çöp sepetlerine atarak yok etmişlerdir. Ortadan kaybolan cemaat parasının nereye gittiğini henüz kati olarak açıklayan yoktur. Fakat halk yavaş yavaş meselenin iç yüzünü öğrenmektedir”

Celal Hordan’ın Kıbrıs’tan kaçarken ne kadar para götürdüğünü kimse tespit edemedi. Genel tahminler 20-25 bin Sterlin civarındadır. O zamanlar yeni bir aile arabasının fiyatı bin Sterlin civarında veya köy yerine yeni bir ev inşaatı bin Sterline mal olduğu düşünülürse vurgunun büyüklüğü tahmin edilebilir.

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın unutamadığım iki güzel sözü vardır. Birincisi, 2001 yılında bozulan UBP – TKP koalisyon hükümeti sonlandığı günlerde söylediği, “Direksiyon elimizde değil” tanımlamasıydı. Hükümetiz ama direksiyon Türkiye’deki hükümetin elindedir diyordu. Gazeteci Şener Levent de, “Frenler de bizim elimizde” diye haykırıyordu. İkinci söylem, Sayın Akıncı Cumhurbaşkanı olmadan önceki dönemde bir televizyon muhabbetinde, “Her nedense politikacılarımızın muhalefette söyledikleri, seçilip Ankara’ya gittikten sonra değişiyor”. Bu da doğru bir söylemdir.

Kıbrıs’ın kuzeyinde son günlerde yaşanan kargaşa ve kışkırtmanın temelleri Kıbrıs Türk Kurumları 1958 Genel Kuruluyla başlar, Kurulan bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumu birbirine düşüren aşırı sağ politikacıların ve beceriksiz politikacı ve Enosisçi Makarios’un eline verilmesiyle gelişir ve dıştan komutlarla yeni bir versiyona dönüşür. Doğuş Derya ne isterse söyleyebilmelidir. Dokunulmazlığı bir yana bu halkın da sözcüsüdür. Sayın Akıncı’nın frenlere basmasının zamanı gelmiştir. Yoksa Ankara’ya gide-gele Akıncı da mı değişti?

 

Tozer Karafistan