Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KANTARIN TOPUZU KAÇTIKÇA FALSOLAR DA ARTIYOR

“Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile Rum Ticaret Odası’nın bir süre önce Kuzey’de ve Güney’de mobil telefonlarla konuşma yapılabilmesine yönelik çalışmaları  sonuçlanmak üzereymiş.   Geçmişte haberi işittikte o alışılmış statükocu refleksi ile   “bir bu eksikti”  dediydim!   Sonra,  her gün yüzlerce hatta binlerce Türk yurttaşın Güney’e geçtiğini,  o taraftan binlerce Euro’luk alış verişlerin yapıldığını,  Güney’deki  İngiliz Okulu’na her gün otobüsler dolusu  Türk öğrencinin taşındığını,  ikili ilişkilerin gün günden daha bir  yoğunlaştığını… Falan hatırladığımda,  adına  “Roaming”  denilen olaya   “neden  olmasın”  diyerek kendimce  vizesini veriverdim.”
ARTIK NEYİN NE OLDUĞUNU BİLMEDEN YAZIYORUZ:   Yukarıda okuduklarınız geçen Cumartesi günü  “Güven Yaratıcı Önlemler Tam Gaz”  başlığı altında yazdıklarımdı.  Artık müzakerelerin rölantiye alındığı,  buna karşılık her vesile ile olagelen ikili ilişki ve etkinliklerin öne çıktığı bir dönemde  “aman dikkat”  diyecek halimiz yoktu!  Bu nedenle doğru dürüst açıklamaları yapılmayan, çoğu Rum medyasından kaynaklı haberleri  değerlendirip yorumlarken biz  de sureti haktan görünmek için  “neden olmasın”  demeye başladık ki  “yukarıdaki”  anlatımı da bu nedenle  yaptıktı.
O da ne!  “Bizimkiler” Eroğlu ile Anastasiadis’in bile başaramayacağı   büyük işleri başarıyorlar havalarında uçup  müjdeli haberler verirlerken,  meğer işin aslı bakın neymiş: 
Rum tarafı iki bölge arasında  “serbest konuşmayı” sağlayacak  “roaming”  anlaşmasına  karşı çıkmıyor.  Neden olmasın diyor.  Fakat bu konuda öncülük yapan bizim iş insanlarımıza  bir teklif getiriyor:  “Türkiye’nin +90 kodunu atın,  bizim uluslararası kodumuz olan +375’i alın,   bu iş şip şak olsun! 
HİÇ UZATMAYA GEREK YOKTUR:  Anladınız değil mi?  Anastasiadis’li Rum liderliği  Kuzey’le pek çok konuda anlaşmaya hazırdır!  Tabi ki şartları vardır.  Bu şartların en önemlisi sorunun şah damarında atan  “Türkiye”dir,  Rum için ise çözülmesi gereken sorun  adanın kesinlikle “Türkiyesizleştirilmesidir!”  (Kaldı ki bu Roaming olayından mesela  ilgili Bakan Kaşif’in de haberi yok!  Olacak iş değil ama oluyor işte.  Herkes almış başını gidiyor!)
Nitekim  “GYÖ”ler diye diye kantarın topu kaçırtıldı ki yakında ticaret kesimi feryat edecek!  Çünkü tutmayan “Roaming,”  iade edilemeyen Maraş, doğru düzgün çalışmayan Yeşil hat  Ticaret anlaşması,  tıkanan görüşmelere  nazire…         Şimdi de  bizim Ticaret Odası ile Rum Ticaret  Odası ara bölgede AB finansmanıyla  “Ortak Pazar”  kurulmasına karar verdiler.  Gözetimini BM’ler yapacakmış.  Aynen Roaming konusunda olduğu gibi bunu da anlamadığımızı yazalım! 
Ancak ne anladığımızı da söyleyelim.  Eğer iki halka hizmet  edecek bir  “Pazar”  olacaksa zaten  Kuzey bu pazara balıklama dalar!  Rum ise her zamanki gibi uzaktan bakar!  Zaten Kuzey’de işler mayna etti  bu kez milleti sınırlara ittiniz mi bu tarafta yeni bir kıyamet kopar!  Bu yargım Rum’un ne pahasına olursa olsun  “Türk’ten alış veriş etmeme, Türk’ün ekonomisine katkıda bulunmama”  inancından kaynaklıdır,  ispatına da gerek yoktur.               **********
  KISACA TAKILDIĞIMIZ:  (BİZİM BIDEN)    

Geçen hafta ABD Başkan yardımcısı Biden “çözümün anahtarının Türkiye’nin elinde olduğunu ve bu işi Erdoğan’la bitireceği”  açıklamasını yapıverince   “hah” dedim! Bu kez de Amerikalı kovboy bizi Erdoğan’a yedirecek!  Çünkü insanın sorası geliyor: Neden sorunun anahtarı Anastasiadisli  Rum’un elinde değil  de Türkiyeli Erdoğan’ın elinde olsun?
Çünkü 1974’te Türkiye adayı işgal ederek ikiye böldü!
Çünkü Türkiye kırk yıldır hâlâ adayı askeri ile işgali altında tutmaktadır! 
Çünkü Türkiye bu süre içinde adayı kendi nüfusu ile kolonize etti!
Çünkü Türkiye Kuzey’den çekilmemekle sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır!
Çünkü Türkiye Maraş’ı Rum’a iade etmemekle görüşmeleri tıkamaktadır!       Çünkü Türkiye büyük ülkedir her büyük ülke gibi  müsamahakâr ve Rum’a karşı alicenap olmalıdır!
YANİ:  Türkiye adadan çekilmeli,  kaçmalı,  Rum’un istediklerini  yerine getirmeli,  Rum’a karşı hem siyaseten hem de topraklar iadesi yönünden bonker davranmalı…  İşte Biden’ın Erdoğan anahtarı!         

           **********      

OKTAY KAYALP’IN ANLAMLI  “İLKİ”  (ARTER’İN BAŞARISI MAĞUSA’NIN GÜZELLİKLERİ OLACAKTIR) 

Geçen hafta memlekette ilk kez bir  “ilk”  yaşandı. Belediye Başkanlığını yirmi yıldan sonra kaybeden Oktay Kayalp bir açıklama yaparak  hem yeni Başkan İsmail Arter’e  “kamuoyu önünde başarılar”  diledi  hem de  “mali ve idari açıdan son derece güçlü ve saat gibi çalışan bir sistem devrettiğinin”  özellikle altını çizdi.  Ancak Kayalp’in  “ilk”tir dediğim asıl vurgulaması şuydu:  “Mağusa Belediyesi’nden talep gelmesi  halinde bütün bilgi ve birikimimle yardıma hazırım.”  İşte bu cümleyi  atlayamadım.  Çünkü hem çok centilmence,   hem de  çok barışçıydı. 
Bugüne kadar seçim kaybedenler ilk günler sağa sola çatarak,  sonralarda unutamadıkları yenilginin hüsranını yaşayarak köşelerine çekilip haleflerinin başarısızlıklarına  dua ederlerken; Kayalp büyük bir alicenaplıkla  “Mağusa belediyesinden talep gelirse yardıma hazırım”  dedi…    Çünkü (bildiğimce)  Mağusa’yı seviyor.  Kentini seven insanın yapacağı da muhalefet zırhını giyip kılıcını çekmek değil,  Kayalp örneğinde olduğu gibi  hizmete devam etmektir…
Tabii ki pratikte  böyle bir  “talep”  gelecek değildir.  Buna karşılık  “jest”  zamanında ve yerli yerinde yapıldı. 
Kayalp’in mali ve idari yönlerden açıklamalarına dalacak değiliz.  Sadece   gelirleri, giderleri,  Belediyenin alacakları ile borçlarını bircik bircik rakamlarla ortaya koyup  kamuoyu ile paylaşması da bir  “ilktir” ve bunu ancak kendine güvenen,  tutun ki  “alnı açık”  insanlar yapar. 
GELELİM İSMAİL ARTER’E:  Kayalp açıklamasında şöyle bir şey söyledi:   “Gazimağusa’yı yönetmek kolay bir şey değildir…” (Tabii  “belediye”  açısından demek istedi.)               Bir süre önce Arter’in seçimi kazanması nedeniyle bazı görüşlerimi  “Köşemden”  yansıtmıştım.  Dediğim şuydu.  Oktay Kayalp’in yirmi yıllık ve artık  “kendine özgü”  hale gelmiş bir yönetim ve  hizmet anlayışı ile politikası vardı.  Ben buna doğruları  yanlışları ile  “Kayalp’in metodu”  dediydim.  İnsan yirmi yıl bir Belediye’de Başkan olursa artık oranın  “duayeni” olur…
Arter tabi ki  aynen Kayalp gibi “kendine özgü  metodu”  ile çalışacak.  Ve tabi  “farklı”  olacak.  Bu bir.
İkincisi şudur: Kayalp’in açıklamasından sonra Arter’in de yakında gazetecilere  açıklama yapması bekleniyor.  Seçim vaatlerini bir kalem geçtik.  Oradaki  “sözlerin”  yatırımlara ve hizmete dönük olarak gerçekleşmeleri  çok güçlü finansmanı ve  yıllar itibarı ile arka arkaya Başkanlığını  iki üç dönem  devam ettirmesine bağlıdır.
Ancak Kayalp’ten kalan bir Mağusa gerçeği vardır.  Kanalizasyon şebekesi,  yer altına indirilen elektrik kabloları,  yenilenen su şebekesi,  kenti adeta bir şantiye alanına çevirdi.  Kayalp seçilmiş  olsaydı zaten yolların asfaltlanmalarından başladıydı,  büyük bir restorasyona girişecekti.  Şimdi bu görev Arter’in  olmalıdır.  Dağınık ve delik deşik olmuş Mağusa’yı  “toparlayıp yenilemek.” 
Öte yandan “yollar ve trafik!”  Artık Mağusa’nın üstesinden gelmesi gereken olmazsa olmazları oldular…
KISACA:  DAÜ’sü, limanı,  denizi görmese de KKTC’nin  hatta Kıbrıs’ın en güzel plajına sahipliği,  viraneye dönmüşlüğünden kurtulmayı bekleyen Surlar içi ile eski eserler  zengini Mağusa,  45 bin kişilik  nüfusu,  Derinya’dan Tuzla’ya kadar uzanan sınırları ile  “cicim bicim bir kent olmayı bekliyor.” 
Her halde bu yönleri ile Mağusa,  politika ve öteden beri Belediye Başkanlığı tutkulu Arter için bir sınav kâğıdı olacaktır.  Kısaca  “zoru”  başarmak zorundadır…