Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kolacı, teşrifatçı, peksemetçi

Sinemaya gidildiğinde, herkes yerine oturur, lambalar birer birer söner, makinist filmi başlatırdı.

Film başlar, ilerleyen dakikalar çinde herkes hikayeye kilitlenirdi.
Ama, filmin tam heyecanlı yerinde koltuk sıralarının başında biri belirir “Kolacıı” diye seslenirdi.

O an filmin hikayesi paramparça olurdu.

Kola isteyen alırdı.
Sıranın ortalarında olan seyirciye kola elden elde uzatılırdı.
Sonra kolanın parası, tekrar elden ele kolacıya ulaştırıldı.

Böyle film mi seyredilirdi?

Oğlan kızı tam şey yapacak, öpecek…
Kolacı gelirdi…

Peksemetçi de öyleydi, teşrifatçı da.

Sinema salonunda yerini alan alır, sinemanın kapıları da çoktan kapanmış olurdu.
Fakat, geç kaldığı için kapıdaki görevliyi ikna eden birkaç kalabalık aile, sonradan içeriye alınınca sorun çıkardı.
Koltuklar numaralı olduğundan yerleri boş durmalıydı.
Ama o izleyicilerin gelmediğini sananlar, daha iyi bir mevkidir diye o bölüme çoktan oturmuş olurlardı.
Herkes filmin hikayesinde.
Tam oğlan şey yapacak, kıza bir tokat aşıracak,
Elinde bir fener, arkasında kalabalık bir grup olduğu halde teşrifatçı tepenize dayanırdı.
O karanlıkta fenerle koltuklar aydınlatılır ama koltuklar dolu.
Biletler kontrol edilir, ona göre mesele halledilmeye çalışılırdı fakat filmin de ne tadı kalırdı ne tuzu.

Peksemetçi de öyle.
Yetmez kantinde satılır, bir de koltuk veya sandalye aralarındaki ince uzun yollar gezilerek peksemet isteyenlere verilirdi.
Adeta bir gölge dolaşırdı o yarı karanlığın içinde.
Bazen makinist bölümünün mazgal deliğinden perdeye uzanan ışık peksemetçinin başına vurur, karanlık bir vücutta aydınlık bir baş dolaşıp dururdu sinema salonunun içinde.
Lakin, tam oğlan şey yapacak, on kişiyi birden haklayacak,
Başınızda peksemetçi dikilirdi birdenbire.
O öfkeyle peksemetçiye yan bakanlar olurdu ama ne çare.
Sinema seyrederken peksemet yemek isteyenler vardı çünkü.

O peksemetlere de peksemet denmez kafes denirdi.
Zaten cemaat kafese alınmıştı…

Böyle film mi seyredilirdi?

Görüşmelerin de böyle gitmediğini kimse söyleyemez.
Tam çözüm olacak,
Ansızın bir teşrifatçı  gelir.
Elinde fener…

Her şey güzel başlar.
İki film birden.
Önce bir adım, sonra iki adım, en çok beş adım.
Tam görüşmeci bu işi çözecek.
Kolacı damlar!

Hatırlayın.
Bir ortak metin hikayesi çıkmıştı.
Uzun metrajlı bir filmdi.
Filmin kahramanları büyük bir sabırla uğraşırken ve tam taşı deliğine koyacaklarken,
Kolacı damlamıştı…

Kolacı gittikten sonra teşrifatçı gelmişti daha sonra.
Tam görüşmeciden biri Maraş, diğeri Ercan diyecekti ki,
Teşrifatçı elindeki feneri münhasır ekonomik bölgeye tutmuştu.

Tabii bu bizim kültürümüzdü.
Kola ve peksemet yemeden filim seyretmek olmazdı.
Teşrifatçıya, kolacıya, peksemetçiye kızardık ama onlarsız da edemezdik.

Son seçimlerde de böyle oldu.
Tam kazandık kazanıyoruz derken,
Teşrifatçının işin içinde olduğu anlaşıldı…