Tabi ki şu dönemde devletin kaderini yüklenen genç jenerasyondan yöneticilerimiz, önlerinde böylesi ölümcül koronavirüs salgını bulacaklarını bilmiyorlardı.. Hoş! Dünya alem de bilmiyordu eğer “birileri” böyle bir virüsü bilerek ve isteyerek yaymadıysa!
…Beklenmedik zamanda ansızın ortaya çıkan bu tip olay veya bulaşıcı hastalıklarla doğasal olaylara eskiden “zuhurat” derdik! Halk dilinde “hesapta olmayan, düşünülemeyen ve ansız peydah olan olaylar..”
MESELA “1956’larda faaliyete geçen EOKA’nın önceleri İngiliz’e sonraları Türk toplumuna yönelik terör saldırılarının “Enosis”i gerçekleştirmek için olduğunu biliyorduk ama 1974 Barış Harekâtına karşın “mağdur ve mazlum duruma düşecek tarafın Kıbrıs Türk halkı yani bizler olacağımızı bilmiyorduk!” Doğrusu 1963 Kanlı Noel saldırılarıyla başlayan ve adına “karanlık yıllar” dediğimizce uzun bir süre devam eden o meşum dönemi de hiç tahmin edemediydik. Tutun ki “zuhurattı!”
…VE 2021 Mart ayında ilk belirtileri ortaya çıkıp da öldürücü virüs toplum katlarında yayılmaya başlarken “covid 19”un da toplumca bizi bu kadar çok mağdur edeceğini hiç düşünemediydik. Ki olay 1963 sonrası yaşadığımız en büyük toplumsal bunalımı da beraberinde getirdi!
NE var ki her iki olay da “var olma savaşıydı” ama karakterlerinin farklılıklarıyla! İşte o farklar:
***
VİRÜSLÜ günler dolayısıyla hayatımda bu kadar çok uyuduğumu hatırlamıyorum. Şöyle ki artık “yatay insan” evrimine geçtim! Sırtım sızlamakta!
OYSA 1963’den sonra ayakta duramazdık uykusuzluktan! Günde iki üç saatlik uykuya bile hasrettik. Sürekli mevzilerdeydik ki o yıllarda da düşmanı gözlemekten “dikey insanlar” olduktu hepten! ***
VİRÜS sayesinde hiç bu kadar çok televizyon izleyip kitap gazete okuduğumu hatırlamıyorum.
OYSA 1963’ler sonrasında zaten yaygınlığınca televizyon yoktu, fırsat buldukça sadece haberleri dinlerdik radyolardan. ***
VİRÜS döneminde Sağlıkçılar ulusal kahramanlarımız oldular.. Onlara minnet duymaktayız.
OYSA o mücadele günlerinde mücahitlerdi minnet duyulanlar. ***
VİRÜS döneminde ölüm korkuları spazmına tutulmaktayız.. OYSA 1963 sonrasında “şahadetti” efkârımız.. ***
VİRÜS döneminde yiyip içmekten patlıyoruz!..
OYSA o kanlı günlerde hasrettik bir dilim ekmeğe! ***
VİRÜSLÜ günlerde ölüm kokusu yaşam aşkını debreştirmiş olmalı her halde insanlar daha çok sevişmekte..
OYSA o mücadele yıllarında zaten fırsat nerde ama akla gelmezdi! ***
VESSELAM her devrin hatta felaketin bir iyi ve güzel yanı vardır yaşanan, bir de kötü yanı! İşte şimdilerde o kötü yanıdır yaşadığımız hayatın! ***
GÜNEY ÇOKTAN KAYBETTİ!
GEÇTİĞİMİZ hafta, gücünü dünya insanlığının ortak “düşmanı” olan virüsün ortadan kaldırılmasına hasredecek irili ufaklı ülkelerin yönetici takımları yine “politika” yaptılar, yine birbirlerine laf attılar ve yine savaş çığırtkanlıklarıyla birbirlerini ne kadar sevmediklerini dolayısıyla ilk fırsatta birbirlerini yok etmek için çalışıp çabalamakta olduklarını ispat ettiler!
Bizim ve Türkiye’nin kısmetinde de her zamanki gibi Kıbrıs siyasi sorunu vardı.. Ki bu konuda İngiltere ne zaman kıpırdansa “hah” derim yine önemli bir gelişme var!”
NİTEKİM İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab Güney’i ziyaret ederken Anastasiadis ile Dışişleri bakanı Hristodulitis ile de görüştü. Anladık ki “beşli konferans” için nabız tutuyor. Nitekim giderayak taraflara, “müzakerelere hazırlıklı gelmeleri” tavsiyesinde bulundu..
İNGİLTERE niçin önemli? Çünkü hâlâ 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında “garantör ülke” konumundadır. Ayni zamanda Rum tarafı “İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwelth) üyesidir. Yani İngiltere 1960 da sömürgesi olan bu adayı Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarına devretti ama adayı terk etmedi.. Şöyle ki tanınmamış devlet olmamıza ve TC’e karşın hâlâ en güvenilir para birimimiz sterlindir! Tüm ekonomik faaliyetlerimizi sterlinle yapıyoruz ki bu hâlâ Kuzey’de sürüp giden anomalilerden biridir! ***
ÖTE YANDAN: Son zamanlarda Rum tarafı “Crans Montana’da kaldığımız yerden müzakerelere devam edelim” çağrısını sürekli yinelemektedir.” Neden?
Montana’da masadan kaçan taraftı! “Oysa” diyordu bizim heyet, “uzlaşmaya an kaldıydı..” Buna karşın masayı berhava ederek ikinci bir Annan planı bozgunu yaratan yine Rum-Yunan tarafı oldu ve bir kez daha çözüm fırsatını öteledi.
Peki şimdi ne oldu ki Crans Monatana’da beşli müzakerelerin devam etmesini istiyor..
OLAN şudur: Karşılarında “iki devlete dayalı çözümü savunan ve Kapalı Maraş’ı açan Sn. Tatar gibi bugüne kadar gelip gidenlere benzemeyen bir başka Cumhurbaşkanı vardır.
İKİ devletli çözümü savunmakta üstelik bu konuda Ankara ile mutabık kalmaktadır.
RUM tarafına tırnak kadar güvenmemekte dolayısıyla eveleme geveleme oylama politikalarıyla zaman öldürmek yerine mesela 46 yıl sonra Türk tarafı olarak Maraş’ı açarken, Rum sahiplerine de “gelin mülklerinize sahip çıkın” çağrısı yaparak alışılmadık politikalar üretmektedir.
Müzakerelere “şartsız” değil, “şartlı” oturmaktan yana tavır koymaktadır..
Çok açık seçik “ben Türkiye ile birlikte hareket ederim” diyerek üzerinde yürüdüğü siyasi zemini azami derecede güvenceye almaktadır…
…BELKİ şimdilerdeki virüs olayı Kıbrıs sorununu arka plana itmiştir ama Sn. Tatar yine de sorunu sürekli gündemde tutmayı başarmaktadır. Bundan sonrası süreçte de Sn. Tatar’ın siyasi vizyonu ile hareket edileceği bir gerçektir.. Beşli konferans eğer gerçekleşirse bu vizyon yeni çözüm stratejimiz olacaktır.
































