Bazı “köşeci” refiklerimiz hatırlattıkları için hatırladık! 43 yıldır Kıbrıs Türk halkı “çözüm beklentileriyle uyutuluyor!” Nitekim iki yıldır her sabah “yarın çözüm olacak” umutlarıyla dikildik ayağa! Özellikle Sn. Akıncı ile Eide’nin müzakereleri yüklendikten sonra gösterdikleri çaba ile toplumu motive etmek konusundaki politik becerileri “işte bu kez çözüm olacak” düşüncesini yarattıydı kafalarda! Ticaret ve Sanayi Odaları ile STÖ’ne kadar “hemen çözüm” sloganına sarılı kampanyalar da ilk kez bu kadar etkin ve yetkin olduydu!Sonuç alınamadı ama! Hatta “niçin çözüm olmadı” diye büyük şaşkınlık yaşandı! Nitekim bu hayal kırıklığıdır ki yeni umutların yeşertilmesi zorunluluğunu doğurdu. Ve dendi ki “bizim de hem ‘B’ hem ‘c’ planlarımız vardı onları devreye sokacağız!
OYSA YOKTU! Olsaydı Annan planı sonrasında olurdu, denenirdi! Bu kez hiç yoktu çünkü “çözüm olasılığının çitası o kadar yüksek tutuldu ki kimse “sonuçsuzluk” beklemiyordu!
Tabi çözümü gözlemek, çözümle oyalanırken “devlet işlev ve kalkınma sürecini savsaklamak” da olmamalıydı ama öncesi müzakerelerde görüldüğü gibi bizim siyasi iktidarlarımız iki karpuzu bir koltuğa sığdıramadıkları için oldu!
BUNDAN SONRA : Bu adada Kuzey’de ve Güney’de Türk Rum yan yana yaşarken her zaman müzakere masalarının yeniden kurulup çözüm arayışlarının devam edeceğine inananlardanım. Bu nedenle “çözüm olmayacakmış” gibi Güney ile aramıza aşılmaz duvarlar çekilmesini siyasi ve ekonomik engeller konulmasını doğru bulmayanlardanım. Barış iki halkın birbirinden korkmadan birbiriyle insani ilişkileri sürmesiyle gerçekleşir. Tabi Kuzey’i Güney’e tavla teslim ederek değil tabi! “İki bölgelilikle iki toplumluluk ve siyasi eşitlik” kesinlikle korunmalıdır…
ÖTESİNE GELİNCE: Artık adam gibi yönetimlerle bu devleti ayakta tutacak hatta Rum’u çözüme zorlayacak “kalkınmayı” gerçekleştirecek “düzenlere” ihtiyacımız vardır. Bu “değişimler” de ne “çarşaf” ne “mevcut seçimlerle” başarılamaz! Dolayısıyla Başkanlık sistemini gerçekten ciddi ciddi düşünmek en azından Güney’deki Rum Yönetimini taklit ederek kendi koşullarımıza uygun bir rejim oluşturmak zorundayız. Yoksa öyle sevgililerle, aşna fişnelerle iştigal edecek yönetimler ellerinde bir santim bile yol kat edemeyiz biline!
_______________________________________________________________________________
NE YAPTIKSA OLMADI ÇÜNKÜ ULUSAL BÜTÜNSELLİK YOK!
Dün Koordinatörümüz Recep Akdağ’dan söz etmiş ve milyar TL.lik kaynak paralara karşın protokollerin çalışmamasında “TC’nin de kusuru olabilir” dediğine mim koymuştuk.
Akdağ “protokollerin yürümemesini bürokrasiye bırakılmış olmasına ve siyasi iktidarların yeterince çaba göstermemesine” bağlamıştı.
Fakat Akdağ bir şey daha söylemişti: “…Mazaretlere sığınmak kolaycılık olur. Politik kabiliyetlerin bunları aşacağına inanıyorum. Yatırım ve kalkınma ile dönüşüm çalışmalarında paydaşlara, özellikle medyaya büyük görevler düşmektedir. Dönüşüm için toplumun hazır olması gerekir. Bu hazırlama safhasında da basının rolü çok önemlidir…”
OYSA BASIN NE YAPTI? Tam tersini! “Protokollerle” gerçekleştirilecek “büyük değişimler,” ilgili sendika ve kuruluşların basının da desteği ile olumsuz tepkilerinde uygulanamaz hale getirildi! Hâlâ da bu karşı çıkışlar sürdürülmekte her bir “kurum” hantal ve bencil yönetimlerine karşın “dokunulmazlıklarını” sürdürerek tüm “reform içerikli değişimlere” karşı çıkmaktadırlar! Aldı ki Basın toplumu sosyoekonomik konularda geleceğe hazırlasın! Ki ayni basınımız yıllardır ülke pisliği ile trafik sorunlarını ve uyuşturucu belasıyla illegal olayları manşetlerinden neredeyse orta sayfalara kadar hem de resimleriyle yayımlarken ne “pisliklerin sorumlusu pis insanları utandırabildi ki etrafa ederek çevreyi kirletmesinler;” “ne de sayfalar dolusu trafik kazalarını fotoğraflarıyla verirken sürücülere ibretlik olmalarını sağlayabildi!” Çare?
“ULUSAL BÜTÜNSELLİK:” Sol cephe bu tip “ifadelere” ya sinirlenir veya güler! Çünkü yıllardır Sağ cephe bu “ulusal” sözcüğü zaman zaman Atatürk ile de harmanlayarak “yalancılıkla dolandırıcılığın, rant ile kapkaç düzenlerin “sebebi” yaptı!” Yıllarca birileri yerken birileri de hep baktı!
Bu nedenle bu toplum gelip giden yönetimlerine her zaman kırgın oldu! Ya çoluk çocuğuna sağlayamadığı aş iş paradan dolayı veya gözünün önünde aşa işe paraya kavuşturulanlara duyduğu hasetten dolayı!
Bu toplum her zaman şikâyetçi oldu! Ya beklentileri karşılanmadığından veya popülizm ve partizanlıkla ihya edilip mülklere gark edilenlere baktıkça sızlayan yüreğinden dolayı!
KISACA: Bu toplumda ulusal konsensus sağlanamadı! Hatta Rum tarafındaki “tırnacığı” kadarı bile! Tabi Ankara’ya uğrayıp da “yüksek makamlara” çıkıldı mı “Türkiye ile işbirliğimiz sayesinde ulusal gelirimiz 15 bin dolara fırladı, şükranlarımızı sunarız” demeyi de unutmuyorlar! Fakat protokollerin uygulanmasına sıra geldikte bünyemize uygun değil demekteler!
_______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIĞIM: BİR KİLOMETRELİK KALDIRIMDA 5 GİRİŞ ÇIKIŞ!
Mağusa Belediyesi nihayet yıllardır beklenen kararı aldı ve en azından İsmet İnönü yolunun bir kısmını gerçek anlamda “bulvar” yapmak için düğmeye bastı. İleride çok yazacağız da şimdi kısaca “kulakları delelim.” Mağusa’daki trafik tıkanıklığının en büyük nedeni “tali yollardan, mahallelerden anayollara sık sık giriş çıkışların olmasıdır.” Mesela saydım, “Galilant” denen bölgedeki mahallenin 1 kilometrelik bile olmayan kaldırımından anayola tam “5 giriş çıkış” vardır ve trafik orada sıkışıp mangos olmaktadır!.. Ayni hatalara düşülmemesi için şimdiden yazalım dedik!
































