Köşe Yazarları

Kalkınma karşıtı direnişi kırmak…






Özelleştirmeye, kamu özel ortaklığına, yap-işlet devret’e karşı duruş, bu ülkede neredeyse gelenek haline gelmiştir.

Konu ne zaman gündeme gelse, önce sendikalar, sonra ideolojik bakış açılarıyla siyasi partiler, yeri göğü inletirler…

1974 sonrası kalan ekonomik varlığın önemli bir bölümü, adına “karma ekonomik model” “denmiş olsa da, bir anlamda devletleştirildi.

Büyük sanayi tesisleri birleştirilerek, devlete ait KİT haline getirildi. İthalat yine kurulan bir KİT’le yürütüldü. Turizm bir KİT’in kontroluna verildi.

O tarihlerde Türkiye’de henüz var olmayan ve dünyada da bugünkü kadar yaygınlaşmamış olan “liberal” sistemin doğrudan uygulanması belki beklenemezdi.

O model, eğer iyi niyetle, rasyonel bir şekilde sürdürülebilseydi, belki sonuç felaket olmazdı.

Ama tersini düşünün Sanayi Holding’in 50 civarındaki fabrikası hepsi özelleştirilmiş olsaydı, nasıl bir sermaye birikimi olurdu…

Son on yılda biraz kıpırdanan imalat sanayii, o günlerden kök salamaz mıydı? Eski bir Holding çalışanı olarak çok iyi biliyorum. Biz o zaman Türkiye’de olmayan öyle plastik, tekstil, kimya ürünleri üretiyorduk ki, ihracata mal yetiştiremiyorduk…

Ya da Mare Monte, Salamis, Dome, o günlerden özele verilseydi.

Savaş sonrası yönetim beceriksizlikleri, bilgi-deneyim eksiklikleri ve en kötüsü siyasi hırslar benimsenen modeli, kısa sürede dibe vurdurdu.

1986’da Türkiye’yi ekonomik açıdan dışa açan Turgut Özal aynı modeli burası için de önerdiğinde, büyük bir direnişle karşılaşmıştı. Hükümet bile düşmüştü.

Şimdi diyeceğim şu. Bu çağda, öyle veya böyle dünyayla etkileşim içinde bir ekonomik yapıya sahip olmak durumundayız.

Ancak biz hala kamu-özel ortaklığından bile korkuyoruz.

Bugün sadece alt yapıya bakan bir telekomünikasyon kurumu olabilir mi? İletişim tamamen özelleşmiş, biz aslında var olmayan bu kurumu aynen devam ettirmeli miyiz?

İtirazı olanlar, en azından güney Kıbrıs’a baksalar. Orada devletin Telekomünikasyon Dairesi CTA’nın da, rekabet piyasasına içinde bir GSM ortaklığı olduğunu görecekler.

Elektrik aynı durumda. Stratejik olanı kendi yetkinde tuttuğun yeni bir modele geçeceksin. Geçemezsen, sermaye artıramadığın, hatta borç içinde battığından yatırım yapamayacak, kamu görevini yerine getiremeyeceksin. Nitekim Kıb-Tek’in durumu budur.

Sağlık, eğitim fiilen özelleşmiş durumda. Ama devlet hala en asgari şartlarda hizmet verme çabasında. Bir genel sağlık sigortası çıkamıyor. Orada da büyük bir direniş var.

En basiti bakın, dün Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü söylüyordu, “Girne limanı özelleşsin, herkes en azından nerede duracağını bilsin”…

Şimdi söyleyin Allah aşkına, liman bu halini hak ediyor mu?

Kim memnun bu görüntüden? Dahası yıkılmaya yüz tutmuş, hepten yok olacak.

‘Yok, memnun değiliz ama özelleştirmeye de karşıyız’… Var mı böyle bir lüksümüz?

KKTC’nin kalkınma sorunu vardır.

Ama altını kaldırdığınızda, kalkınmaya karşı bir direniş olduğunu görürsünüz.

Bilgi, deneyim, vizyonuyla kalkınmayı getirecek olan sermayedir, yatırımcıdır.

Saydığım tüm örneklerde, devletin sınıfta kaldığı ortadadır.

Zaten hiç biri de tümüyle devletin yapması gereken işler değildir, olmamalıdır.

Şu anda içinde bulunduğumuz kıskaç, bu direnişe karşı direnmek gerektiğini gösteriyor.

Bugüne kadar geri kalmışlığımızın sebebi olan “statüko bağımlılığı”, daha açık söyleyeyim, zümresel çıkarlar ve köhnemiş ideolojilerin engel olduğu kalkınmanın yolunu açmak zorundayız.

Herkese istediğini verme politikalarından süratle uzaklaşmak zorundayız.

Böyle gidersek, sıfırı tüketeceğimizden, o hizmetlerin hiç birini alacak gücümüz olmayacak.

KKTC’nin şu anda bu vizyonu geliştirecek ve uygulayacak cesarete sahip bir siyasete ihtiyacı var…

YERİN KULAĞI VAR

KAFALAR DEĞİŞMEDİKTEN SONRA:

Rum Hükümet Sözcüsü Prodromu, “önümüzdeki günlerde Kıbrıs sorununa ilişkin bazı gelişmelerin yaşanmasını” beklediklerini ve, BM Genel Sekreterinin geçici Kıbrıs Özel Danışmanı Lute’un 10 gün içinde adaya geleceğini iddia etti. Kusura bakmayın ama hepsi de boşuna çabalar. Garantörlerin durumu ortada, adadaki taraflar da, yıllardır aynı şeyleri söylüyorlar. Kafalar değişmediği sürece, kim gelirse gelsin, değişen birşey olmayacak…

SONUNDA GÜNDEMDEN DÜŞTÜ:

Son haftaların flaş gündemi olan nüfus tartışmaları ve iktidar senaryoları bu günlerde durulmuş gibi görünüyor. Toplumu geren bu ik konunun gündemden düşmesine neden olan aşırı yağışlar ve sel felaketi. Ülkede çözülmesi gereken onlarca sorun varken, toplumun gündemini boş tartışmalarla meşgul etmek abesle iştigalden öte birşey değildi…

GEÇ OLSUN DA….:

Başbakan yılan hikayesine dönen TC-KKTC mali protokolünün imzalanması konusunda Mayıs ayını işaret etti. Özellikle muhalefet kanadından, “Türkiye bu hükümeti istemiyor, onun için imzalanmıyor” eleştirlerine yanıt vererek, “Protokol ile ilgili ‘anlaşamadığınız şeyler var’ derseniz gereksiz bir şaibeyi hem KKTC, hem de TC üzerine yıkmış olursunuz” dedi. Hani bir laf var, geç olsun da güç olmasın diye, söz konusu protokol da aynen öyle olacak…

KANDIRMACA FATURALAR:

Kıb-Tek’in yeni uygulamasıyla uykusu kaçan abonler, gelen faturları görünce derin bir oh çektiler. Halbuki vatandaşa oh çektiren faturalar ayın üçte birini kapsıyor. Kısacası boşuna sevinmiş olduk. Anlaşılan kurum bu kez de zammı, böyle alıştıra alıştıra verecek.

ÜNİVERSİTELER BASTIRIYOR:

Üniversitelere devam mecburiyeti getirilmesi konusunda bazı üniversitelerin ciddi sıkıntı yaşayacağı bir gerçek. Binlerle ifade edilen ve sadece sınav zamanları üniversiteye gelen öğrencilerin kaybedilebileceği düşüncesi üniversitelerin bu karara tepki koymasına neden oldu. Bu kararın hayata geçmesiyle birlikte birçok üniversitenin maddi sıkıntı yaşayabileceği belirtiliyor. Bazı istisnalar kabul edilebilir ancak bizde, kayıt yaptırıp da ortadan kaybolan öğrenci, sayısı oldukça fazla…

 İHTİYAÇ FAZLASI BÜYÜME:

Otomotiv sektörü bir açıklamayla zorda olduğunu duyurdu. Devletten de vergi indirimi talepleri var. Düşüş, anlaşılabilir. Dövizin artışı ve enflasyon, insanların bazı gereksinimlerini ertelemesine yol açtı. Lüks tüketim durdu. Bunların dışında, sektör gereğinden fazla büyüdüğünü görmüyor. İhtiyacın çok üstünde özellikle ikinci el araç ithali var bu ülkede. Bence asıl sorunları budur…

 ZİRVEDEKİLER

Kayral Dönemi: Dostum Kamil Kayral, Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı olarak dönemini sonlandırıyor. Birkaç ufak tartışma dışında, gayet başarılı, temiz bir dönem oldu. Bir önceki dönemin sınav skandallarından tutun, Başbakanın imzasının taklit edilmesine kadar yaşanan rezaletleri hatırlayınca, Kayral’ı bir kez daha kutluyorum…

 DİPTEKİLER

Kibar Tacizci: 15 yaşındaki kıza cinsel tacizde bulunan ve suçunu kabul eden Kamerunlu öğrenci, “Mahkemeye teşekkür ederim. Çok üzgünüm. Kıbrıs hükümetinden, çocuktan ve ailesinden özür dilerim” demiş. Ne tür insanlarla birikte yaşadığımızı düşünün artık. İnsanlar çocuklarını okula gönderemeyecek.







Başa dön tuşu